• 14 Şubat 2016, Pazar 10:15
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Dünyada ayıplanmak ahirette mahcup olmaktan hayırlıdır

Hz. Peygamber, vefatından birkaç gün önce Hz. Ali ve Fazl İbn-i Abbas’ın kolları arasında Mescide çıktı, minbere oturdu. Allah’a hamd ve sena ettikten sonra:

“- Ey insanlar! Her kimin sırtına vurmuş isem, işte sırtım gelsin vursun. Kimin bende alacağı varsa, işte malım, gelsin alsın. Benim yanımda en sevgiliniz, üzerimde hakkı varsa onu bu dünyada isteyen veya helâl edendir. Böylece Rabbime yüz akıyla kavuşurum,” buyurdu. Sonra öğle namazını kıldırdı. Namazdan sonra tekrar minberde göründü, aynı sözleri tekrarladı. Cemaatten biri, üç dirhem alacaklı olduğunu söyledi. Bu zat Rasul-i Ekrem adına bir fakire sadaka vermişti. Rasülüllah borcunu hemen ödedi. Sonra şöyle buyurdu:

“Ey İnsanlar! Kimin üzerinde başkasına ait bir hak varsa ayıplanmaktan çekinmesin, sahibine ödesin. Burada ayıplanmak ahirette mahcup olmaktan hayırlıdır.”(1)

Bedir Gazvesi’nde savaştan önce elinde bir okla İslâm ordusunun saflarını düzeltirken, Sevad b. Gaziyye adlı sahabinin safı bozduğunu ve biraz ileri çıktığını görür. Karnına okla dokunarak hizaya geçmesini ister. Bunun üzerine Sevâd, “Ey Allah’ın Resulü canımı acıttın! Şüphesiz Allah seni hak ile gönderdi; kısas uygulamama müsaade et” der. Peygamberimiz karnını açarak kısas uygulamasını söyler. Sevad hemen onu kucaklar ve öper. Hz. Peygamber niçin böyle yaptığını sorduğunda, “Ey Allah’ın Rasulü! Görüyorsun, öldürülmemekten emin değilim. Seninle son temasımın cildimi cildine değdirmek olmasını istedim.” der. Peygamberimiz de ona hayır dileğinde bulunur. (2)

Görüldüğü gibi Sevad b. Gaziyye’nin asıl hedefi kısas uygulamak değildir. O, Hz. Peygamber’e sevgisini bu şekilde dile getirmek istemiştir. Peygamberimiz de, sevgisini bu şekilde göstermek isteyen bir kimseyi kırmamış ve ona iyilik dilemiştir.

Bu olaydan çıkarılması gereken bir sonuç da Hz. Peygamber’in kul hakkına verdiği önemdir. O, üzerine geçen bir kul hakkını, her zaman ve her yerde, en sıkıntılı anında bile, savaş için orduyu tanzim ettiği bir sırada olsa dahi ödemeye hazır olduğunu göstermiştir.

Peygamberimizin bu uygulama ve sözlerinden anlıyoruz ki, Allah’ın huzuruna kul hakkı ile çıkmanın, çok ağır bir vebali vardır. Böyle bir günahın Allah tarafından bağışlanması, hak sahibinin affetmesi şartına bağlanmıştır. Hak sahibi, ondan hakkını almadıkça veya bu hakkından vazgeçmedikçe, Allah, kul hakkı yiyenin günahını affetmemektedir. Bu gibi kimseler dünyada hak sahipleriyle helâlleşip tevbe etmedikleri takdirde, ahirette hak sahipleri onlardan haklarını alacak ve Allah’ın huzurunda hesaplaşacaklardır.

Günümüzde yaşanan olaylardan anlaşılacağı üzere, polisiye tedbirler, kanun ve yönetmeliklerin; yolsuzlukları, haksızlıkları ve rüşvetleri önlemede tam başarılı olduğu söylenemez. Ayrıca insan onur ve haysiyetine olan saldırılardan dolayı da adlî vakaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bunun için insanımızda Allah korkusu, helâl-haram bilinci ve kul hakkını gözetme hususundaki manevi duyarlılığın artırılması gerekir. İnsanları kul haklarını ihlâl etmekten alıkoyacak gerçek âmil; Allah korkusu, ahiret inancı ve haram lokmanın hesabının ilâhi huzurda verileceği inancıdır. Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY ne güzel söyler:

Ne irfandır veren ahlâka yükseklik ne vicdandır,

Fazilet hissi İnsanlarda Allah korkusundandır.

Yüreklerden çekilmiş farzedilsin havf-ı Yezdânın

Ne irfanın kalır tesiri katiyyen ne vicdanın.

Herkesin birbirinin hakkına ve onuruna saygı gösterdiği bir dünyada yaşamak dileğiyle...

 

 

Dipnotlar:

1-İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, fi’t-Tarih III, 319, 320.

2-Taberî, Tarih’ül-Ümem ve’l-Mülük, II, 446- 447

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık