• 27 Kasım 2020, Cuma 9:18
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Yine İnsan Üzerine (2)

Batı dünyasında insanın inceleme-araştırma-anlama değil de niteleme bağlamında homo sapiens (düşünen akıl varlığı olan canlı), homo faber (alet yapan canlı), homo social (toplumsal canlı) homo politicus (siyaset yapan canlı), homo laught (gülen canlı), homo synbol (sembol üreten canlı) olduğu dillendirilmiştir.

Bir kısım evrimci biyolog ve antropolog insanın hayvandan farklı bir canlı sayılmamasını, sadece 46 kromozomluk fazlalığı olan hayvanın daha gelişmiş bir türü olduğunu belirtmektedirler. Ancak insanın gelişmiş denilen hayvanlara bazı yönlerdeki benzerliğinden hareketle onun hayvanın ilerlemiş türü olarak nitelendirmekle onun hayvandan farklı bir yaratık olduğu gerçeğini örtemez. İnsan ve hayvan yavrusu 2-3 yaşına kadar ortak zihin etkinlikleri gösterirken insane yavrusu 3 yaşından itibaren birdren bire dil öğrenerek eşya ve olayların yerine kelime ve kavramları koyarak fizik evrenden kurtulup sembolik evrene yükselir. Hayvan fizik seviyede kalmaya devam eder.

İslam dünyasında ise, eşrefi mahlukat (yaratılmışların en onurlusu) ve belhüm edal (hayvandan aşağı) Hz. Ali’nin, insanın evrende kendini küçücük zerre zannettiği, oysa ki onda alemlerin gizli olduğundan, İbn Arabi insanın küçük evren, evrenin ise büyük insan olduğu, Mevlana, meleğin saf akıl, hayvanın saf arzu-şehvet, insanın ise hem akıl hem de arzu-şehvet’ten ibaret bir varlık olması nedeniyle sınavının zor olduğundan söz eder. Şeyh Galib, insanın evrenin merkezi, yaratılışın göz bebeği, Şeyh Sadi, insanın Bir damla kan ile bin endişeden ibaret bir varlık olduğunu belirtirken bir Anadolu kadını da insanı eti yenilmeyen, derisi giyilmeyen bir güler yüzü, bir tatlı sözü olan varlık olarak tanımlar.

İnsan Hayvanın Gelişmiş Bir Türü müdür?

İnsan, hayvanın gelişmiş bir türü olmayıp hayvandan farklı bir varlık olduğu, ona benzer yönlerinden çok farklı yanlarının olduğunu aşağıda maddeler halinde gösterelim. 

1.İnsan yavrusuyla hayvan (maymun) yavrusunun zihin düzeyi 2-3 yaşına kadar aynı düzeydedir.

2.İnsan yavrusu 2-3 yaşından sonra nesnelerin yerine ismi koyarak dili keşfeder.

3.İnsan nesnelerin ve eylemleri yerine kavramı koyarak düşünce ve tasarım dünyasını keşfetmiştir.

4.Havvanlar yalnızca kendi tabiatlarına uygun tabii ve coğrafi iklim bölgelerinde yaşayabilirken insane her tür tabii ve coğrafi iklim bölgelerinde yaşayabilir.

5. Havvanlar yalnızca kendi tabiatlarına uygun ses çıkarırken insan, her tür sesi çıkarabilen bir hançereye sahip olarak bu dünyaya gönderilmişlerdir.

6.Hayvanlar dışarıdan etki alma mekanizmaya insan ise bunun yanında dışarıya etki eden dizgeyle de gelmiştir.

7.hayvan davranışları beslenme ve korunmaya yönelik içgüdüye bağlı   refleksif hareketler yaparken insane bunların yanında yaşadığı yerin ve yaşayan kendi varlığının farkında da olan bir bilinçlilik hareketleri gösterir.

8.Hayvan sadece nesneye tepki gösterirken, insan hem nesneye hem de duruma tepki gösterir.

9. Hayvan tepkilerini erteleyemediği halde insan erteleyebilen bir varlıktır.

10.Hayvanın varoluşunun ne olduğu ve akıbetinin ne olacağına ilişkin bir algısı ve düşüncesi olmadığı halde insan kendi varlık evrenine getirilişi ve akıbetiyle (ölüm ve ölüm ötesi) ilişkin düşünce ve kaygılara sahiptir.

İnsan nedir? Görüşümüzce,  insan sadece var olan bir varlık olmayıp var olmaya devam eden aynı zamanda hem varlığının farkında olan, hem yeniden var oluşunu gerçekleştirmeye çalışan hem de yaşadığı çevresine,  bazen uyum sağlamaya bazen de onu kendine uyarlamaya çalışarak bütün bu varlık, var oluş, uyum ve değiştirme faaliyetlerini bir arada gerçekleştiren, madde ve mana bütünlüğünü kendi şahsiyet potasında alaşım haline getiren kompleks (karmaşık),  komplike (iç içe) ve çatışkan bir sistem bütünlüğü arz eden varlıktır.

İnsan bu işlev ve görevlerini genelde akıl yetisiyle yapar. Akıl mahiyeti itibariyle belirgin, açık seçik bir kavram değildir. Fakat yine de genel bir tanımı verilebilir. E. Von Aster’e göre, akıl, Yunanca, nous, Latince, ratio ve intellectus karşılığıdır. E. Yunan filozofu Anaksagoras’a göre, evrenin başlangıcında “ezeli ve ebedi olan herşeyden zerre halindeki parçacıklar bir düzensizlik (chaos) hali hüküm sürüyordu. Bu halde bu zerrelerin bir araya gelip alemi meydana getirmelerine engel oluyordu. ... Başlangıçtaki bu karmakarışık halden nasıl olmuş da sonra nizamlı bir (kosmos) alem doğmuştur? ... Bir taş yığınından bir evin meydana gelmesi için bir mimarın bu taşları bir plana göre yerleştirmesi lazımdır... İşte bir kaostan bir kosmozun meydana gelmesi için düşünen bir yaratıcının mevcut olması gerekir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık