• 07 Ocak 2017, Cumartesi 8:51
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Yılbaşı Gecesi İstanbul?daki Terör Eylemi Üzerine

01.01.2017 gece saat 01.15’te İstanbul’da Reina adlı ünlü gece kulübüne uzun namlulu silahla giren bir terörist 39 kişiyi katledip 65 kişiyi de yaraladı. Bu ve benzeri menfur terör eylemleri bizi ciddi ciddi düşündürmeli. Teröre ilişkin çözümleme yapamayanlar, çözüm önerisi bulunmayanlar, bir yandan “vah vah ülkeme! diye ağıtsal nutukları atmaktan, iyi oluyor, bu hükumetin ülkeyi iyi yönetmediğini biz söylememiş miydik, memlekette istihbarat zafiyeti var, bizim Suriye’de ne işimiz var, bunların derdi memleket değil saltanatı getirmek”, tarzında, diğer yandan da “değil teröristleri, teröre bulaşanları bile darağacında asmak lazım, destekçileri kim olursa osun meydanlarda sallandırılmalı bunlar”, türünden düşünsel arkaplanı olmayan sıkılan canımızı rahatlatmak, gerilen sinirlerimizi yumuşatmak kabilinden yazılıp çizilenlerin sorunun çözümüne bir katkı yapmadığı bilinmelidir. Sorunun, insan, toplum ve terör konusunda literatürde adı geçmeyen kimselerin halledebileceği bir iş olmadığı bellidir. Ben de bir şey söyleyeyim, değil de sağlıklı düşünce nedir, tutarlı düşünce nasıl ortaya konulur diye kafa yormak gerekir, sanırım.

Memleketin düşünen insanları, terör konusunun uzmanları, etkili yetkili kişileri bir kongrede bir araya getirilip sorun enine boyuna masaya yatırılmalı insan ve toplum çözümlemeleri konusunda kafa yoranlar arasında bir platform oluşturulmalıdır. Nasıl ki barikay-ı hakikat müsademe-i efkardan doğuyorsa sorunun üzerine düşünen insanların bilinçlerinin ışığının gönderilmesi ve akıllarının çabasının gösterilmesiyle çözümler de üretilebilecektir. Devletin ve hükumet yetkililerinin terörün asıl amacı olan toplumda bir yılgınlık ve tırsmışlık oluşturmasını önlemek için verdikleri demeç ve beyanlar terör olayları sürdükçe anlamını ve etkisini yitirecek “laf değil icraat” gerektiği dillendirilmeye başlanacaktır. Panik yapmadan, halkın heyecanı ve galeyanıyla yaptığı taleplerini yatıştırıp üniversitelerde ya da kentlerde tebarüz etmiş düşünen insanları bir araya getirmeli, ne yapılacaksa düşündükten sonra yapılmalı, eğer düşmek kaçınılmaz ise, düşünmeden düşülmemelidir. Düşünmeden düşenlerin kafası, düşünerek düşenlerin ise ayakları üzerine düşeceği öngörülmelidir.

Sürekli sinir uçlarımızı sarstıkları halde bir şey yapamadığımız izlemine kapılırsak cemiyet planına geçemeyen ilkeller gibi tehdit ve tehlike anında düşmana karşı bir ve beraber olacağımız yerde “sen, yaptın, sen de şunu yaptın” kavgasına tutuşup kıskıvrak avcılara yem oluruz. Terör bizim canımızı yakıyorsa bizim de onların canına okumadığımız söylenemez. Bir buçuk yıldan beri etkisiz hale getirilen terörist sayısı binlerle ifade ediliyor. Fizik vatanı oluşturmamıza karşın metafizik vatanı daha yeni yeni oluşturmaya çalıştığımız bu zorlu günler elbette canlar yakacaktır. Ülke insanı istiklal harbinden beri ilk defa neredeyse tüm etnik, dini, mezhebi ve ideolojik gruplar 15 Temmuz sonrasında “Yeni Kapı” ruhuyla bir ve beraber oldular. Güneydoğu halkı kendisinin de iştirak ettiği vatan müdafaasında akıttığı kanın remzi olan bayrağını göğsünü gere gere caddelerde dalgalandırdı. Ülke resmen üstü örtülü savaş veriyor. Ama millet işinde gücünde, ciddi bir kriz, yokluk, kıtlık, elektrik ve su kesintisi görülmüyor, bu şartlarda bile Halep ve Suriye’deki mazlumlara her şehirden tırlar dolusu gıda ve giyecek gönderilmeye devam ediyor. Fenomen evrenindeki gettolarından çıkamayanlar için anlamsız görülse de ekmeğin, mazlumla paylaşıldığında bereketlendiği, mazlumu korumak için akıtılan kanın ruhları yıkadığı hissedilmektedir. Gönül ister ki kan dökülmeden sorunlar çözümlensin ama ipin ucu bozguncuların eline geçmiş bir kere, kadastrof ruhu illa kan istiyor. 

 Terörü lanetleyen tivitler atma yerine sorunların ilmî, felsefi, dini ve bediî çözüm üretme kurumları olan üniversitelerdeki akademisyenlerin sorunların çözümüne odaklanmaları asıl görevleri olsa gerekir. Terör sorunu bir ülkenin tek başına üstesinden gelebileceği bir problem değildir. Çünkü bu işin arkasında büyük ülkelerin dünya çapında, orta boy ülkelerin ise hinterlandlarındaki nüfuz alanlarını kaybetmemek adına oluşturdukları istihbarat örgütleri ve siyasi ya da finans odakları bulunmaktadır. Terör, dünyada güvenlik zaafiyeti olan ülkeleri hedef almıyor, ya yer altı ve üstü zenginlikleri ellerinden alınmak istenen ülkeleri ya da dünyada ve bölgesinde iddia sahibi olup süper güçlerin tezgahındaki pastadan hak ettiği hissesini elde etmeye başlayan ülkeleri vuruyor. Biz ikinci gruba dahil olduğumuz için ayağa kalkmak isteyişimiz, bölgemizde yeniden tarihi misyonumuzu üstlenmeye çalışmamız cezalandırılıyor. Üniversitedeki bazı akademisyen ve uzman kişilerin dikkatleri soruna odaklandırılarak vakit kaybetmeden terör sorununa ilişkin bireylere, toplumsal gruplara, sermaye girişimlerine, basın ve medya sektörüne, uluslar arası ilişkiler ağı konusunda yapılmış proje ve araştırmalar kitapçık halinde basılarak onlara ulaştırılmalıdır.

Terör, günümüz insanlığının postmodern savaş biçimi olarak görülerek postmodern antiterör birimleriyle bertaraf edilmesi gerekir. Madem ki terörün mucidi insandır, önlemenin mucidi de kümülatif (ortak) akıl olacaktır. “İnsan,  nefsin güdümündeki aklı ile düştüğü bu aşağılık durumdan ruhun denetimindeki aklıyla kurtulup kadîm bilgeliğin rehberliği ile erdemli toplumu oluşturacaktır.

Bu iş elbette kolay olmayacaktır. Ancak, “zor’u zor, oyunu nasıl ki zar bozarsa, sufli arzularının güdülediği özne olan insanın çıkardığı sorun, yine ulvi isteklerinin denetlediği özne olan insanın düşünsel çabasıyla aşılır”. 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık