• 29 Ekim 2016, Cumartesi 9:54
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Sadakatin Hedefini Yitirmesi Ya da Atalete Dönüşmesine Dair

İyi niyetle başlanan neredeyse her hareket, anlamını bulamadığında hedefinden sapmaktadır. Tarihte nice iyi niyetliler bu inceliği düşünmediklerinde kendilerini zaman içerisinde muzır hareketlerin içinde bulurlar. Bu yargımı iki tarihi olguyla örneklendirerek açıklamak istiyorum

1.Gazali 11. Asırda İslam coğrafyasındaki heretik (sapkın) sayılan mezhep ve fırkaların bizde Sünni, Hıristiyan dünyasında da Ortodoks adı verilen orta yol (itidal) un, ümmet-i vasatın kaybolmaması için giriştiği itikadi ayıklanma çabası içinde filozoflara reddiye eseri olan Tehafütü’l Felasife (Felsefecilerin Tutarsızlıkları) İslam devleti ve ümmetinin fesada uğradığı bir zamanda özel bir çare olmuşken, biz bu tepkiyi ne yazık ki Osmanlının gücünün zirve yaptığı zamanda bu kez sadece felsefecilere değil felsefeye/hikmete de yönelterek Osmanlı entelektüel hareketinin kulvarını felsefesiz sürdürmüşüz. Dolayısıyla “işlenmeyen düşünceler ölür, bu din düşüncesi bile olsa” kuralı gereği Saltanatı, adliyeyi, yeniçerilik kurumunu, tımar ve zeamet sistemini aklın ışığından ve bilincin çabasından geçiremediğimiz için zaman içerisinde yapılması elzem olan kendi kalarak değişim ve dönüşümü sağlayamayıp tarihin sahnesinden çekilmişiz.  

2.Mevlana, Fihi Mafih adlı eserinde. “Yahudi ve Hıristiyan alimleri, alimlerin en kötüsü, Müslüman alimleri alimlerin en iyisidir”, diyor, İfade dikkatimi çekti. Cümleye zahiri anlamda bakıldığında “iyi” sözcüğünün sadakât anlamında kullanılmadığında bir Müslüman alimden beklenen yanlı bir değerlendirme olarak görülmesi normaldir. Ancak Mevlana’nın düşünce derinliğini bilen kişiler onun bu tür ucuz değerlendirmelere tevessül edecek biri olmadığını anlar. Cümlenin, her üç semavi dinin metinlerinin oluşturulmasında din bilginlerinin peygamberlerin varisleri olarak onların getirdiklerine ne ölçüde sadık kalıp kalmamaları bağlamıyla ele alındığı ifade yeni bir ışıkta görülür onun muradı hemen ortaya çıkar.  

Hz. Musa’nın Mısır’da gözüktüğü tarih için, Dinler tarihçileri MÖ: 1200 yıllara Yahudiliğin dini metinlerinin (Eski Ahit) taş levhalara yazılış tarihi konusunda dinler tarihi eleştirmenleri ihtilafa düşseler de genel kanı MÖ: 750-700 yıllarına işaret ettiğini belirtmektedirler. Yani beş asır sonra yazıya dökülen dini metinlerin ne ölçüde Hz. Musa’ya gönderilen ilahi mesajla örtüşebileceği doğal olarak tartışma götürür.

Hz. İsa’nın 33 yılında ölmesinden (göğe çekilmesinden) havarileri vasıtasıyla sözlü, onların talebeleri olan Hıristiyan alimleri de yazılı olmak üzere Yeni Ahit’in metinleri muhtelif, farklı ve hatta birbirine zıt ifadeleri içerdiği de dikkate alındığında bunların ne ölçüde ilahi mesajla örtüşebileceği tartışılmaktadır.  

Mevlana’nın, peygamberlerinin getirdiklerine sadık kalmayışları nedeniyle küçümsediği Yahudi ve Hıristiyan alimlerinin Mısır Firavunları ve Roma İmparatorlarına bağlı Hellenistik Felsefesi okumuş çok güçlü ve kültürlü pagan aydınlarıyla mücadele etmek durumunda kaldıkları ya da aralarına pagan oldukları halde din bilgini rolünü üslenen ajanların sokulabileceği gözden ırak tutulmamalıdır. Ünlü “Roma Hıristiyanlaştı, Hıristiyanlaştı ama Hıristiyanlığı Romalılaştırdıktan (putperestliğe bezedikten) sonra.” söylemini gözardı etmemek gerekir. 

Gerek Old Testament (Eski Ahit denilen Tevrat) gerek New Testamen (Yeni Ahit denilen İncil) e Judeo-Hıristiyan araştırmacılar, alimlerce yazıldığı için, vahiy gözüyle bakmadıkları, dini metinlerini Yunan Felsefesinin perspektifinden değerlendirerek makul bir biçime getirmek için Hermeneutik İncelemeleri başlatmışlardır. Hermeneutik incelemeleri, haklı olarak Old Testament (Tevrat) ve New Testament (İncil) in Yahudi ve Hıristiyan alimlerince tahrif edilebileceği görüşünden yola çıkarak incelenebilir, eleştirilebilir, düzeltilebilir, düzenlenebilir hale getirmek için yapılmıştır. Hermeneutik İncelemeleri, bu iki semavi dinin tahrif olduğu izlenimini güçlendirmesi yönünden olumsuz ama Batı düşüncesinin gelişimine metodolojik bağlamda yaptığı belirgin katkı açısından da olumlu bir çaba olarak görülebilir.

İslam alimlerinin Kur’anın metnine sadık kalmaları, Kur’anın 23 yılda nazil olması ve ayetlerin ikmaliyle tümünün yazıya geçirilmesinden sonra kesilmesi ve akabinde HZ. Peygamberin vefatı, Kutsal Kur’anın vahiy ürünü olmadığı ihtimalini ortadan kaldırdığı için Kur’anın hermenutik bağlamda incelenebilir, eleştirilebilir, düzeltilebilir ve düzenlenebilirliğine kapı aralamaz. Bu durum da, İslam’ın tahrif olmadığı izlenimini doğurması yönüyle olumlu, ama Hermenutik incelemelerin İslam dünyasında -Kur’an nasıl olsa Allah kelamıdır, Onu irdelemek, incelemek, çözümlemeye çalışmak haddi aşmaktır düşüncesine yönelinmesiyle- erken oluşmasının önünü kapatıp İslam uygarlığının sürekliliğini sağlayıcı bir metodolojik öğeden yoksun kalınması yönüyle de olumsuz sonuç doğurduğu kanısındayım. 

Yazımda geçen yabancı kavramlar:

1. Hermeneutik: (Hermenötik, yorumsama), ilkin Hıristiyan teolojisi alanındaki yorum tartışmalarından ortaya çıkan bir anlam ve metodoloji bilgisi olarak görülmüş. Daha sonra terim teolojik sahanın dışına çıkmış ve daha genel anlamda yorum araştırmalarıyla ilgili felsefi bir disiplin haline gelmiştir. Antik Yunan tanrısı Hermes, yer (insanlar) ile gök (tanrılar) arasında bağ kurucu ve yeryüzünde yukarının (tanrısal olanın) yorumcusu (hermesneuta) olarak kabul görmekte idi. “Hermenötik” denilen bu kelime kaynağını Hermes’in bu fonksiyonundan alır. Hermenötik (Hermeneutics) sözcüğü bir metnin içrek (ezoterik) anlamının bulunması, bir metnin asıl maksadının anlaşılması anlamlarında kullanılmaktadır ve yorum ilmi olarak kabul edilir.  https://tr.wikipedia.org/wiki/Hermeneutik ) Hermeneutik, genel anlamda, herhangi bir ifade, anlam, metin ya da sanat eserini yorumlama sanatıdır. (http://www.flsfdergisi.com/sayi4/75-92.pdf) 27.10.2016.

2. Ezoterik:  Daha çok astroloji alanında kullanılan bu söz, “belirli bir grup tarafından anlaşılan veya onlara hitap eden özel, anlaşılması zor, gizli her türlü bilgi. (https://www.google.com.tr/webhp?sourceid=chrome-instant&ion=1&espv=2&ie=UTF-8#q=ezoterik) 27.10.2016.

3.Pagan: mevcut dünyadan başka bir dünyanın, yani ahretin olmadığına, Tanrı’nın da öte dünya (hades) nın da bu dünyada yer altında olduğuna inanan, İlkçağdaki Greklerin ve Romalıların putperestlikle örtüşen anlayışları.  

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık