• 26 Eylül 2019, Perşembe 8:35
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Parçalı İmana İşaret Eden Bazı Göstergeler Üzerine

Bir dini, inancı, ideolojiyi, doktrin (öğreti) i doğru ve tutarlı bir biçimde nasıl anlayabiliriz? Bu soru birçok din, inanç, ideoloji ve doktrin (öğreti) sahibi kişinin düşünce ve gönül dünyaları ile el ve eylem pratikleri arasında totallik ve lokallik, tümellik ve tikellik bağlamında ne ölçüde tutarlılık ve doğruluk payına sahip olduklarını düşünmelerini sağlamak için kısmen de olsa soruna düşünsel bakımdan dikkat çekip kişilerin bir nefis muhasebesi (öz eleştiri) yapmalarına katkı sağlayacağıma olan kanaatimdir. Bu testi başta ben olmak üzere (çünkü telkinler genelde ellere ellere yapılır) her okuyucu kendi kendine yapmalıdır?

Sorular?

1.Doğru düşünmek, tutarlı çıkarım yapmaktan ne anlıyoruz? Hemen Mevlana’nın ünlü “olduğun gibi görünmek, göründüğün gibi olmak” sözü aklımıza gelir.

2.Karşıtlık nedir? Tüm canlılar evrim geçirir/Hiçbir canlı evrim geçirmez

3.Çelişki nedir? Tüm canlılar evrim geçirir/ Bazı canlılar evrim geçirmez

4.Tümellik nedir? Her canlı ölümlüdür               

5.Tikellik nedir? Bazı canlılar ölümlüdür

6.Kavram nedir? Maddi ve manevi her şeyin zihindeki tasarımıdır.

7.Nesne nedir? Elle tutulup gözle görülebilen her şeydir.

8.Elle tutulup, gözle görülmeyen şeyler manevi varlıklardır. Bunlara ilişkin bizim insan olarak duyum eşiğimize gelmeyişleri, harici evrendeki nesnelerin görülmüyor diye maddecilerce yok sayılmaları sağlıklı bir yaklaşım değildir. Tıpkı bir balıkçının kenarları on inç kare olan bir ağ ile denize açılıp ağına düşmeyen balıkları yok sayması kadar cüretkar bir yaklaşımdır. 

Eklektik (seçmeci), dyadik (birbirinin tamlayanı olan iki zıt unsur) ve plural (çoğulcu) olmadıkça tüm din, inanç, ideoloji ve doktrinler parçalılığa hoşgörüyle yaklaşmazlar. Bütünün teşekkül etmediği yerde hiç’i görür. Düşünce ve inancımıza uygun, doğru ve tutarlı iş ve eylemde bulunamamak inançlı bazı kişilerde olduğu gibi hiçbir kutsala inanmayan bazı kişilerde de yaşanır. Ateist bir düşünür/yazar, topyekun evrenin bir yaratıcısının olmadığını kanıtlamaya ilişkin konferans vermek için kürsüye çıkarken Allah’ım bana yardım et! diye içinden dua ettiğini söylemiştir. Nice dindar yazar/düşünür de ateizmin açmazlarından söz ederken Tanrı’nın varlığını inkara düştüğünü algılayamayabilir. Bir deist,  evren kadimdir, dediğinde Tanrı’nın yaratıcılık sıfatını yok sayması nedeniyle tümel bir yargıyı, tikel bir yargıyla iptal etmek istemesi yüzünden inancını bozmuş olur.

Bazı akil kişilerin tanrıtanımaz olmalarına gösterdikleri gerekçeler: 

1.Boş inanç ve akıl dışı hurafelerin din diye takdim edilmesi. Voltaire, dinsizliğin merkezi kilisedir, diyordu.

2.Dinin duadan, ibadetten, Tanrı’ya yakarıştan ibaret olduğunun savunulması

3.Yoksullara yardım edilmesi ve mazlumların zulümden kurtulmasını sıkı ibadet adına ötelenmesi

4.Toplumda dindar geçinip de dine diyanete, hakka hukuka aykırı tutumdaki kişilerin dini ve diyanet taraftarlığı yüzünden dini cemiyetlere ve cemaate, camiye yakın olmayanlar

“Haddini aşan her şey zıddına dönüşür”, kaidesi gereği dindarlığın aşırılıkla (Tanrı’nın yasaklamadığını da yasaklayarak) yobazlığa dönüşmesi ateizme, ateizmin fütursuzluğu da (Tanrı’nın yasakladığı haramları helal saymaları) yüzünden kişileri dine, diyanete sevk eden önemli etkenlerdendir. Yıllar önce H. Ziya Ülken’in Ahlâk Anlayışı başlıklı yüksek lisans savunmam esnasında jüri üyelerinden biri bana “şu satırda ateist kavramı geçiyor, ateist ne demektir, sence?” Ben de “Tanrı’yı inkar edene ateist denir”, dedim. Hoca, “ateist dediğin kişiler sevmedikleri kişilerin tanıttığı Tanrı’yı mı inkar ediyor, yoksa alemlerin rabbı olan rahman ve rahim olan Allah’ı mı inkar ediyor” deyince, ben bilemeyeceğimi söyledim. Diğer bir hoca da aday doğru söylüyor, Tanrı’yı inkar edene ateist denilir, dedi. Ancak ilk jüri üyesinin bana sorduğu soru benim konuyu irdelememe neden oldu? Sonra anladım ki, Tanrı’yı inkarın birbirinden farklı yönleri olan değişik türleri var. Bazı dindarların düşünce ve tutumlarındaki çarpıklıklar yüzünden inancını yitirenlerin olması kendi dini tutum ve düşünceleri yüzünden başkalarının inancından uzaklaşmalarına sebep olmalarını düşünmeleri gerekir. Diğer yandan da dindar bildikleri kişilerin düşünce ve eylemlerini din sanarak, dindarın hata ve yanlışını dine fatura ederek dinden uzaklaşmalarının meşru bir mazeret olmadığını düşünmeleri gerekir.  

Milyonlarca kişinin hakkını yememek mi, abdest suyumuzun kaynağı mı daha önceliklidir?

Kaçak Suyla Abdest Aldırmamak                

Vatandaşın biri şehir şebekesinin suyunu evinde kaçak olarak kullanmaktadır. Evine bir misafir gelir. Abdest almak istediğini söyleyince çeşmeden değil de balkonda bir leğenin içinde ibrikle abdest aldırır. Misafir bunun sebebini sorar. Suyu kaçak kullanıyoruz da abdestinizin sahih olması için, der.

Kaçak Elektrik ve Gusül Abdesti                   

Adamanın biri elektriği kaçak kullanmaktadır. Ancak gusül abdestim sahih olmaz da cünüp gezerim, diye, gusül abdesti aldığında sarfettiği elektriği kayda geçirmektedir. Her iki örnekte de, milyonlarca kişinin kul hakkının yenildiğinden habersiz takva gösterisidir. Bu tür tutumlara, murdar sayılan ineğin derisini kutsamak denir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık