• 24 Temmuz 2017, Pazartesi 7:42
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Geçmişte ve Günümüzde Büyük Adam ve Büyük Devlet Olmak(2)

Clinton’un ifadeleri dikkatle incelendiği zaman çok titiz ve ileriye yönelik sosyo-psikolojik ince hesapları içerdiği ve dilin çok anlamlı kullanımından yararlanılarak hazırlanmış bir mesaj olduğu, hatta günümüzün büyük devlet adamı olmanın gerektirdiği tüm hesapları dikkate aldığı ortaya çıkmaktadır.

Yıllarca ‘Kahrolsun Komünizm ya da Faşizm-ABD diye bağıran guruplar günümüzde de Kahrolsun Büyük Şeytan’ diye bağıran gruplar bu ince yaklaşımdan ibret alırlar mı acaba? Halâ eskinin anlamsız kahramanlığını sürdürmek adına ABD’deki Müslümanları ve rejim muhaliflerini de şeytan kavramının kapsamı içine itmekle hasım olan grupları ortak paydada kenetlenip güçlendireceği gerçeği ne zaman anlaşılacak? İsrail’i tarihten sileceğiz’ diyor, bir komşu lider. Bir savunma bakanımız da azınlıkları ülkede barındırsaydık, ulus devlet’i kurabilir miydik’, diye gaf yapıyor.

Klinton’ın Hartum saldırısından dolayı o ünlü diplomatik ifadesini günümüzdeki büyük devlet adamına yakıştırırsak, 11 Eylül 1993 İkiz Kulelerin yıkılması saldırısından sonra Buch’un sonra verdiği “Haçlı Seferi” demecini açıklayamayız. Aslında büyük devletlerin dışa yönelik mesaj ve demeçleri muhatap aldıklarının kaygısından çok kendi iç kamuoylarına yönelik amaçlar içerir. Süper güçlerin dışa yönelik diplomatik nezaket ifadeleri aslında dikkatsiz ve biraz da saf olan geniş kitleleri aldatmaya yönelik olabilir ama öldürmek istediklerini aldatmalarının imha etmelerinden daha iyi olduğu da yadsınamaz.

 Özellikle dış politikada üslup çok önemlidir. Bir virgüldeki anlam değişikliğinden dolayı diplomatlar arasındaki tartışmalar uzun süre alır. ABD Başkanlık Seçimi yarışında Trump’ın Müslümanlar, Uzak Doğulular ve Latin Amerikalılar hakkındaki olumsuz ve aşağılayıcı propaganda söylemleri yerini reel politik (âlî menfaatler) gerekçesiyle onun iktidarının daha ilk yüz gününde nerdeyse kuşa dönüştürülen iddialara bıraktı.

Adalet götürdüklerini iddia edenlerin adil olup olmadıkları halkın geneline iyi davranıp davranmadıklarından anlaşılır. Müslümanların fetihleri içinde halkın genelinin hoşnut olduğuna ilişkin dönemler, İslam tarihinde saltanat ve mezhep ayrımcılığı ortaya çıkmazdan önceki ve Osmanlıların kuruluş ve yükselme dönemleridir. Osmanlılardan pek çok adalet talebinde bulunan toplum olmuştur, İstanbul’daki Katolikler de dahildir, bunlara. Bunların ikisi tarihi kayıtlarda ünlüdür.

İlki Fransa Kralı I. Fransuva’nın annesi Luise de Savois’nın Kanuni’ye oğlunun esaretten kurtarılması için yazdığı, mektup, ikincisi de, İsveç Kralı 12. Karl (Demirbaş Şarl) Rus Çarı Deli Petro’ya yenilince maiyetiyle Osmanlıya sığınıp birkaç günlüğüne misafir kabul edilip beş yıl İstanbul’da kalmasıdır. 

Adil devlet, mazlum toplumların koruyucu şemsiyesi, zalimlerin de korkulu rüyasıydı. Osmanlının ortadan kaldırılmasıyla mazlum toplumlar korunaksız ve savunmasız kaldığı için günümüzde emperyalistlerin karşısında duracak bir başka güç kalmamıştır. Bu yargıyı teyit eden bir veri de 1967’de Paris İktisat Kongresinde Yugoslavya temsilcisi Osmanlıların Yugoslavya’da kaldıkları süre içinde sömürü siyaseti yapmadıkları, halktan aldıkları verginin iki katı Balkanlara yatırım yaptıklarını ifade eder. Bunu bazı ulusalcı tarihçilerimiz paradigma farklılığını dikkate almayarak Osmanlıyı Anadolu’ya değil de Balkanlara yatırım yaptığı gerekçesiyle eleştirmektedirler. 

Adalet götürülme bahanesiyle işgal edilen toplumların genelde millet olma evresini yakalayamadıkları söylenebilir. Bu tür toplumlarda dışarıdan bir saldırı geldiğinde hemen merkezi otoriteye karşı dış güçlerle işbirliği yapıp iktidara gelme yolu seçilir. Ancak bu tutum toplumun genelince tasvip görmediği için yerli ve milli iktidarın ülkenin kadim düşmanlarıyla devrilme talebi “ihanet” kavramıyla nitelendirilip halkın teveccühünü kazanamaz.

 Metafizik vatan kavramı toplumda makes bulduğunda durum değişir. Toplumun geniş kitleleri aralarındaki ihtilaflara karşın ortak bir duyguda (vatanı ve devleti koruma) birbiriyle kenetlenip istilacıları ve ihaneti seçenleri bertaraf eder. Bu tehdit ve tehlikeyi yaşamamak için savaşmaya her an hazırlıklı ve müteyakkız bulunurlar.

Savaş yıllarında Namık Kemal’in dillendirdiği Cenge hazır ol ister ister isen sulhu salah’ın Latincesi: Si vispacem para bellum. Namık Kemâl’in bu ifadesi İslâm'ın özgürlük ve barışı koruma amacını ifade etmesi bakımından çok anlamlı bir sözdür. 4/Nisâ, 71. Âyette Ey inananlar! Savunma tedbirlerinizi alın. Gerektiğinde de bölükler halinde harekete geçin yahut toplu halde savaşa çıkın, denmektedir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık