• 02 Ocak 2020, Perşembe 8:55
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Erdemli Dindarlık II

İnsanın serüveni günümüz dünyasında da 2500 yıl önceki Grek kültür dünyasında yaşanan savruk düşünce akımları gibi insanın neliğine toplu ve derinden yaklaşma yerine onun niteliklerini parçalı olarak irdelemelerini andırmaktadır. Şimdilerde neredeyse insana ait olması gereken her nitelik ve ayrıntı, düşünür, akademisyen ve yazarların ilgi alanına girdiği halde insanın kendi öz anlamı ve neliğine ilişkin çabaların girdiği pek görülmemektedir. İşte Sokratik soru bu noktada karşımıza çıkmaktadır. Sokrates’a göre, sofistler insan tabiatının sadece dağınık kalıntılarını görmüşlerdir. Gerçekten, beşinci yüzyılın ünlü sofistlerinin yazılarında ele alınmamış olan hemen hemen hiçbir konu yoktur. Sokrat ise bunları ilgi alanına almayıp sadece bir konu üzerinde yoğunlaşmıştır. Cassirer’e göre, Sokrates, sadece bir sanatı bilir: Bir insanın ruhunu biçimlendirme, insana yaklaşıp ne olduğunu ve anlamını bilmediği hayat hakkında onu ikna etmek,  onun gerçek amacı görmesini sağlayıp bu amaca ulaşmasında yardımcı olma sanatı. Özellikle de çağımızda insan, bu sanata acilen ihtiyaç duymaktadır. İnsan için “bilmek”in ne anlama geldiğinin öğrenilip özümsenerek huzurlu ve sakin bir hayat yaşamanın temeli, insanın kendisini çok değerli bir varlık olduğuna ve seçme özgürlüğü verilmiş olsa da yekten de başıboş ve sorumsuz yaratılmadığını kavraması gerekiyor. 

Bu bağlamda Hıristiyan Ortaçağı’nın insan yaklaşımıyla Rönesans aydınlarının insana yaklaşımı karşılaştırıldığında ilkinin, insanı doğuştan suçlu sayarak sadece ona ilişkin hadlerden (sınırlama ve görev), ikincisinin ise bu anlayışa salt tepkisellik tutumuyla insanı layüsel (sorgulanamaz) görerek yalnızca haklardan (fırsat ve özgürlük) söz ettikleri görülür. Her iki tutumun da, insanın mahiyetini tek öğeli (ruhsal ya da cisimsel) varlıkmış gibi anlayarak onun dyadik (birbirini tamamlayan iki zıt öğenin birlikteliği biçimindeki) yapısını gözardı etmesi yüzünden insanın anlamını ve neliğini anlamaya uzak düşen, savruk yaklaşımlardır. İnsan varlığının, ne salt ruhtan ne de salt bedenden ibaret bir varlık olduğu yaklaşımı onun tam (exact) ifadesini vermekte yetersiz kalır. O aslında mantıksal olarak birbiriyle uzlaştırılamayan (içtimai nakızeyn) ve zihinsel olarak bir araya gelemeyeceği söylenen varlıktır. Ancak vakıa odur ki, getirilmiştir. Bu ‘olamaz olan’ı olduran yüce bir “Yaratan”ın sanatından başka ne olabilir ki?    

Erdemli insanın mahiyetinin ancak itidal tutumlarında anlam bulacağı kanısındayım. Her extrem (uç) in bir alternatifi vardır, itidalin ise alternatifi yoktur. Çünkü tüm zıtlar itidalde mezc (kaynaştırılma) olunmuşlardır. Bir insan ya da toplumsal grubun ne kadar sorumluluğu varsa o kadar hakkı, bir insan ya da toplumsal grubun ne kadar hakkı varsa o denli sorumluluğu olmalıdır. Yani had (sınırlama) ler varsa, yetkiler, yetkiler varsa sınırlamalar da olacaktır. Hakkı olmayana sınırlamalar koymak, sınırlarını bilmeyene yetkiler tanımak, insanlığın kadîm yasası olan nomos’a aykırıdır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık