• 28 Mayıs 2016, Cumartesi 10:01
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Eğitimi Anlayışımıza Düşünsel Bir Yaklaşım(1)

Eğitim kavramı üzerine pek çok tanım yapılmıştır. En genel bir tanımla; “Eğitim, bireylerin belli temel öğretilere göre, davranışlarında istendik gelişme ve değişmeler sağlayan sistemli, planlı etkinlikler dizisidir”, denilebilir. Eski Yunan’da Platon’un Akademisinde öğrencilere hem beden hem de ruh eğitimi verilirdi. Beden eğitimiyle, çocuk ve gençlerin beden bakımından sağlıklı ve gürbüz olması sağlanır, ruh eğitimiyle de hayatı anlamak, tabiatın ve toplumsal yaşamın gerektireceği zorluklara karşı inançla direnme gücü ve sorunları aşma iradesi kazandırılırdı.

Organizmanın, dışarıdan aldığı gıdalar vücutta hazmedilerek kaloriye dönüşür. Bu kalori vücut tarafından yakılmadığında oluşan toksik zehir organizmayı tahrip eder. Dolayısıyla doğal enerjinin vücutta hapsedilmemesi gerekir. Bunun boşa harcanması da  sağlıklı bir çözüm değildir. Doğal olarak kalori harcayan bir vücut, yakıt tüketen bir araç gibi işledikçe açılır.

Mustafa Rahmi Balaban’ın beğendiğim bir çalışkanlık tanımı var: “Güneş, doğarken nasıl ki etrafı aydınlatmak ve ısıtmak için nar gibi kızarıyorsa, çünkü o biliyor ki nasıl olsa akşamleyin batacak.. İnsan da güneş örneği gibi hayatta, canlı ve sağlıklı kaldığı sürece nar gibi kızararak çalışmalı, çünkü o da biliyor ki bir gün kendisi de batacak”. Bu yüzden insan da canhıraş çalışıp dopdolu yaşamalıdır.

Kültürel enerjinin de hapsedilmemesi ya da boşa harcanmaması gerekir. İnsan, hayatta kaldığı ve sağlıklı bulunduğu zamanlarda tükettiği doğal ve kültürel şeylerin karşılığı olarak hem doğadan hem insanlardan aldıklarının dönüşümünü sağlayabilmek için yoğun verimle çalışmalı, dopdolu yaşamalı, bir güne pek çok yararlı işi sığdırabilmeli ve ölümsüz yapıtlar ortaya koyabilmenin çabası içinde olmalı, en azından bu iyi niyeti sürdürmelidir. Günümüzde ‘dolu dolu yaşama’nın; olabildiğince, zaman, mal ve hizmet tüketmek, doğayı tahrip etmek ve eğlenmek olarak anlaşılması oldukça üzücüdür. İnsan arkasında bıraktığı döküntü, yıkıntı ve sıradanlıklarla değil, yararlı ve iyilikle anılacak kalıcı eserlerle ‘dolu dolu’ yaşamış olur.   

Eğitimi, Eğitmek

Bizim toplumumuzda nedense, belli bir meslek sahibi olunduğunda mevcut bilgi ve birikimi korumak ve bildiklerinin üzerine yeni bilgiler katma dönemi sona erer. Buna toplumun sığ ve yaygın anlayışı da etken olurken bireyin nefsine düşkünlüğü de bunu pekiştirir. ’60 yaşındayım, ben beni bildim bileli şu adam durmadan çalışır, sanki öte dünyaya götürecekmiş gibi’, diye de kendi tembelliğine meşruiyet, çalışanları eleştirisine de kendince, dini bir kılıf buluverir. Çalışmanın ayıplandığı bir toplumsal çevre elbette çalışmayı utanılası bir çaba haline getirecektir. Oysaki hem bireyleri, hem toplumları ataletten kurtarıp dinamikleştiren, paslarından, kirlerinden uzaklaştıran, geliştiren, sağlıklı ve zinde tutan insan emeğidir, Kur’an’da “insan için emeğinden başka bir değerinin olmayacağı” belirtilmesine, hadis’te ‘Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz’ buyruğuna karşın, biz öğrenmemek için adeta topuklarımızı yere dayayıp, direnmeye devam ediyoruz. Nuri Pakdil’in dediği gibi ‘Oku! diye başlayan kitabın bağlıları okumayı unutmaması’, gerekir.

Çevremizde şu tür anlamsız sözleri işitir dururuz: “Koskoca, doktor, mühendis, avukat, hakim ve öğretmen oldun, hala okuyorsun, çalışıyorsun, yoksa sen bu mesleği öğrenmeden mi elde ettin?” Halbuki özellikle bir kişi işini en güzel biçimde yapabilmek için bilgisini, becerisini artırmak, yeni teknik, taktik ve yöntemler bulmak için özellikle de meslek erbabı olduktan sonra çalışması gerekir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık