• 13 Ağustos 2016, Cumartesi 9:48
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Batı Uygarlığı Üzerine İki Saptama (2)

Hangi tür yönetim başa gelirse gelsin batı değerleri ayakta kalır ya da batı değerlerini tahrip etmeyecek bir yönetim başa gelebilir. Kilisenin otoritesi zayıflayıp krallık yönetimleri kurulsa, kapitalistler (sermaye güçleri) krallıklara boyun eğdirseler, bolşevikler çarları devirseler, demokratik yönetimler otoriter faşist yönetimlerce devrilseler, sonra da sosyal demokrasiler gelse, ya da AB’nin kurulup dağılması sonucu değiştirmez. Ellerindeki mevcut metafizikle batı medeniyet değerleri ayakta kalmaya devam eder. Batı Uygarlığının üçlü bir saç ayağı üzerinde geliştiğini söylemiştik.

Gerek düşüncesiyle beslenen rasyonel cephesi, Roma pragmacılığına dayanan yayılmacı dünya görüşü ve Hıristiyan haçlı ideolojisinden kaynaklanan fanatik cephesinin her biri alternatifleriyle altılı bir karizmatik yapıya dönüşür. 1.Yayılmacı siyasetinin sivriliği, 2.teknolojik üstünlükle, 3.salt rasyonalizminin sevimsizliği 4.İrrasyonalist romantizmiyle 5.kilisenin kan dökücü haçlı taassubu da İsa Mesih’in hümanist ambalajıyla, giderilmeye çalışılır. Batının bu altıgen tavır kabiliyeti her konum ve zamanda popularitesini korumasında hayati bir öneme sahiptir.

Ama diğer uygarlıklarda durum böyle midir? Örneğin İslam uygarlığına bakalım.  Başlangıçta Müslümanlar alternatiflerini kendi içinden çıkarabiliyordu. İslam dünyasında Emevilerin alternatifi olarak Abbasiler, Abbasilerin alternatifi olarak Selçukiler, Anadolu Selçıklu beyliklerinin alternatifi olarak Osmanlılar, Osmanlıların alternatifi olarak Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Ancak batılılar buna batı medeniyet değerlerini kabul şartıyla razı oldular. Dünya üzerinde hangi coğrafyada olursa olsun, batı medeniyeti kendi iradesi ve insiyatifi dışında bir oluşuma razı olmaz, izin vermez. Gücü yetmediği zaman onu kendi medeniyet dairesinde sayar. Fatih İstanbul’u aldıktan sonra Papa onu Doğu Roma İmparatoru olarak görüp Dinde zorlama yoktur ayetinin gereği olarak Hıristiyan değerlere saygılı olması nedeniyle Fatih’i Hıristiyan olduğu şayiasını yayarak takdim eder. 

 

2.Batılılar, başka ülkelerde,   kendi sistemlerinin en bozuk kopyesini uygulatmaya çalışırlar.

Bundan iki yarar elde ederler: Bunlardan biri, yerli halkı hükumetleri/yönetimleri ile kavgalı hale getirirler diğeri de kendilerine hayranlık hissi besletirler. 1999 Sakarya Depreminden sonra halkın Başbakan Ecevit’i yuhalaması, Bill Clinton’ı da alkışlaması bunun çarpıcı bir örneği değil midir?

Batılılar, kendi medeniyet değerlerinin başkalarınca özümsenmesinden anlaşılmaz bir biçimde rahatsız olurlar. Çünkü bu iş kendilerinin işi, 2, 3. dereceden demokratik yönetimler gelişmekte olan ülkelerin işidir. Demokratik olgunluk batı uygarlığına mensup olmayan toplumlara yakıştırılamaz. Onur ancak bu kadîm medeniyetin! mensuplarına aittir. Başkalarının Batı (aslında insani) değerlerini yüceltmeleri mümkün değildir. 

Batılılar gelişmekte olan ülkelerin yöneticilerinin halkları tarafından beğenilmesini hazmedemezler. Kendi iradelerine diz çökmeyen bir lideri hemen itibarsızlaştırıp iktidardan alaşağı etiklerine (Menderes, İdi Amin, Erbakan, Ecevit, Saddam, Kaddafi, Hugo Çavez) çokça tanık olunmuştur. Dikkat ediniz gelişmekte olan ülkelerde demokratik yönetimlerin kurulmasını istemiyorlar, ya 2. 3. Sınıf demokrasileri ya da diktatörleri destekliyorlar. Çünkü kamil manadaki demokratik yönetimlerde ülkenin kaynakları halka, uzlaşamayan koalisyon ortaklarının yönetim biçimlerinde ve diktatörlüklerde kendileriyle yerli işbirlikçilerinin eline geçiyor. Ülkemizde şu kanlı darbe teşebbüsü karşısında takındıkları tutum, yani darbeye karşı meşru hükumetin yanında yer almak değil de taraflara itidal çağrısı yaparak, idam gelirse Nato’dan çıkarılma uyarıları yaparak darbecileri cesaretlendirmek istemeleri batılı siyasilerin iyi niyetli olmadıklarının göstergesidir. Batı bu yanlış konumlanma ve konuçlanma nedeniyle doğu halklarına yaptığı asırlık yatırımları tüketeceğini, batı medeniyet değerlerini özümseyen iyi eğitim almış bireyleri kaybedeceklerini içlerinden çıkan akıllı bazı düşünür ve yazarlar dillendirmeye başladılar. Tek dünya devleti, tek dünya dini, tek dünya kültürü, tek dünya hukuku (kuvvetlinin) iddiasından vazgeçip diğer uygarlık mensuplarıyla medeni ilişkiler kurmayı özümsemelidirler. Katolik kilisesinin ekümenikliği iddiası Katolik-Ortodoks-Protestan ve Anglikan Kiliselerini doğurduğu olgusu göz önüne alınmalıdır.  

Yargımızda, sadece Müslümanlara müfrit biçimde husumet içinde olan batılı siyasilerin içerildiğini, insaf sahibi dürüst batılı bireyleri tenzih edildiğini belirtelim.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık