• 07 Temmuz 2020, Salı 8:47
MuharremBalatekin

Muharrem Balatekin

FELAKET, FELAKET ÜSTÜNE

Ülkemde yaşıyoruz, bunca felaketleri.

Dünyayla birlikte bir “Korona” olayı yaşadık, yaşıyoruz, yaşayacağız…

Bakıyoruz doğuda deprem oluyor, bir bakıyoruz batıda deprem oluyor. Tabii ülkemden bahsediyorum. Sonra bakıyoruz, sel felaketleri.

Batı illerimizde ki seller, başta İstanbul, Ankara, Bursa… Can ve mal kaybımız var. Sonra Erzincan’da bir köyde gördüğüm sel beni çok şaşırttı.

Ardından, can bizim olmadığı için pek umursamadığımız Van Gölü’ndeki göçmen teknesi faciası. Tekne batıyor, iddiaya göre 60 kaçak göçmen taşıyor. Şu ana kadar 11 cesede ulaşılıyor.

Önceki yıllarda da Erzurum’da bir otobüs kazasında, yine yurda kaçak yollarla giren, kaçak göçmenlerin bulunduğu otobüs bu kazaya karışıyor. Can kayıpları var.

Konumuz değil ama acaba sınırlarımız yolgeçen hanı mı oldu? Bu kadar kalabalık guruplar, sınırı nasıl geçerler?

Aynı konu Suriye sınırında da geçerli. Sınırı kaçak yollarla geçmeye çalışanların, yıllık yakalananların sayısı 5 bin civarında. Ya yakalanmayanlar? Bunlar sınırı niye kaçak yolla geçerler? Son zamanlarda uyuşturucu kaçakçılığında Suriyelilerin de ismi geçiyor.

Bir vatandaş olarak üzülmemek mümkün değil.

Ve son olarak Hendek’te havai fişek fabrikasında patlama. Yine can kayıpları. Fabrikanın havadan çekilen görüntülerini görünce, dehşete düştüm.

Bu havai fişek fabrikasında 5-6 kez, yıl aralıklarıyla patlama olmuş. 2007 de taşınmış fabrika bu alana.

Bu fabrikanın sahibiyle ilgili, müdürüyle ilgili, yangın güvenliğinden sorumlu güvenlik müdürüyle ilgili detaylı bilgiye sahip değiliz.

Bakıyoruz onu aşkın savcı soruşturma için görevlendiriliyor. Mart ayında buranın denetlendiği açıklaması geliyor.

Olan kaybolan canlara oluyor. Kimin ihmali, kusuru varsa cezasını çekmeli.

Bu kadar felaket benim ülkemde nasıl oluyor?

Vicdanlarımızı mı yitirdik? Saygımızı, sevgimizi, sorumluluklarımızı mı yitirdik?

Bu felaketler tabii olaylar mı? Yoksa rabbimizin bir gazabı mı?

En baştan, en sonumuza kadar kendimizi sorgulamamız gerekiyor diye düşünüyorum. Rabbim bu felaketleri niye verir acep? Elbette sorgulayamayız. Ama biraz da suçu kendimizde aramalıyız.

Ülkemiz büyük, sorunları da büyük. Birlik olarak çözemeyeceğimiz sorun yoktur. Kutuplaşırsak çok çabuk çökeriz.

Televizyonda ki siyasilere bakın, söylemlerine, dillerine bakın, iktidarıyla muhalefetiyle bakın. Yüzlerinde hiç tebessüm görebiliyor musunuz? Bizi idare edenler, etmeye adaylar hiç gülmezlerse biz halk olarak nasıl güleceğiz?

Dere yataklarına imar verilmiş? Kim vermiş, nasıl vermiş? Bu kadar büyük topraklarda ev yapacak düzgün alan mı yok?

Fay hattının üzerine neden imar izni verilir?

Buram buram rant kokar.

Ülkemde ki felaketler böyle ama birde olağan hale gelen sıkıntılarımız var. Hafta sonu boğulanlar, 30’a yakın. Hırsızlık almış başını gidiyor. Biz de hırsızlık olaylarını “An be an” klasik deyimiyle kameralara yansıyan şekliyle izliyoruz. Adamın kaçıncı hırsızlık suçu sayılamıyor.

Bu ne demektir, vatandaşın mal güvenliği yok….

Peki can güvenliği? Trafikte bir yol verme olayı kanlı bitiyor. Trafikteki olayla adam arabasından silahını alıp geliyor. Şu hale bakın…

Kadın cinayetleri… Kayıp çocuklar ve sonları ölüm.

Daha önce yazmıştım “Cambaza mı bakıyoruz”. Yani başka şeylerle hatta birbirimizle uğraşırken bu hadiseler başımıza geliyor.

Bu arada Barolarla ilgili olayları film gibi seyrettik.

Ekran karartmalarını yaşıyoruz.

Bakıyorsunuz, Doğu ve Güney doğuda arazi anlaşmazlığı yüzünden işlenen cinayetler.

İçerde ve dışarda terörist faaliyetleri bir yandan devam ediyor.

Vatandaş olarak üzülmemek mümkün mü?

GENÇLİK NEREYE GİDİYOR?

Seçme yaşını 18’e indirirseniz, sonra bunu bahane edip, seçiyor niye seçilmesin diye seçilme yaşını da 18’e indirirseniz. Daha genç bile diyemeyeceğimiz, çocukluktan yeni kurtulanları siyasetin içine sokarsanız, Z gençliği gibi gençliklerin çoğalması son derece doğaldır.

Deizmin, ateizmin artışını hiç sorgulamıyoruz. Diyanetin açıklamalarıyla bu işi çözeceğimizi zannediyorsak yanılıyoruz.

Eğitim sisteminin çarpıklığı, ilim ve bilim öğreteceğiz derken çocuklarımıza sevgiyi, saygıyı, doğayı ve canlıları korumayı öğretemiyoruz. Kısaca eğitim sistemimiz “İnsanlığı” öğretemiyor.

Mevcut sistemle de çocuklarımıza dinini öğretemiyoruz. Vicdan yaratamıyoruz. Çabalarımızı bu yöne yoğunlaştırmalıyız.

VİRÜSTEN KURTULABİLİR MİYİZ?

Hayır. Bu umursamazlıkla biz bu virüsü yok edemeyiz.

Adana savcılığı, polisin virüsle ilgili ceza yazamayacağını, tutanak tutabileceğine karar verdi.

Göreceksiniz eninde sonunda virüs esnasında, kurallara uymayıp para cezası alanlar, bu cezaları ödemeyecekler ve bir şeyde olmayacak.

Duyarlı vatandaşlar, kurallara uyan vatandaşlar, üzülecekler.

Devlet kurallara uymayan vatandaşlara yeterli tepkiyi vermeyip, uyarıyla geçiştirirse, vatandaşlar karşı karşıya gelir. Kurallara uyanlar maske takanlar sosyal mesafeyi koruyanlar, kurallara uymayan o vatandaşları uyarınca kavga çıkıyor.

Devlet kurallara uymayanlara yeterli cezayı vermiyor veya veremiyor.

Şu cennet vatanı ülkede, kardeşçe, kurallara uyarak yaşamak hepimizin hakkı olmalı.

Toplumda ki mikropları da yok etmek devletimizin görevi olmalı.

Vatandaş olarak huzura çok ihtiyacımız var. Zira gittikçe psikolojimiz bozuluyor.

Güzel günlere erişmek dileğiyle sağlıcakla kalın…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık