• 21 Mayıs 2020, Perşembe 9:57
MuharremBalatekin

Muharrem Balatekin

ESKİ RAMAZANLAR

Sizi 1960’lı yıllara götüreceğim. Geçtiğimiz yıllarda bir yerli kanalımızda eski ramazanları anlatmıştım.

Güzelliklerle doluydu. Ramazan gelmeden hazırlıkları başlardı.

Oturduğumuz ev Nalçacı’da eski Bağkur civarında, bahçeli bir evdi. Herkesin evi bahçeliydi. Aslında herkes bahçesinde ürettikleri ile kendine yeterdi. Yetmeyenlere de komşuları yeterdi.

Şimdiki Nalçacı bölgesinin o zaman ki adı Parsana idi. Evler mutlaka sobalı ve her evin ocak ve tandırı vardı. Tüp gaz falan ne gezer. Varsa yoksa Gaz ocağı. Bakkallarda gaz satılırdı. Gaz ocağı yemek pişirme aracı olarak kullanılırdı. Ayrıca gazın ilk yanma anında yemleme yakıtı olarak İspirto kullanılırdı o da bakkallarda satılırdı.

Gaz ocağının çalışma sistemi pompalamak suretiyle buharlaştırmak ve bunu yakmak. Bu buhar çok küçük bir delikten buhar halinde dışarı çıkıyor. O küçük delik sık sık tıkandığı için bir teneke ucuna toplu iğneden daha küçük adeta bir tel gibi “Gaz ocağı iğnesi” vardı. Buda bakkallarda satılırdı. Nereden biliyorum? Gaz yağını, ispirtoyu ve gaz ocağı iğnesini bakkaldan ben alıyorum.

Gaz ocağının üzerinde bir yemek pişirebilirsiniz. Şimdiki tüp gaz ocakları gibi, dört yemeği aynı anda pişirmek aklınızdan bile geçmez.

Bazı imkanlı evlerde iki gaz ocağı olabilirdi.

Yemek pişirirken annelerimiz gaz ocağının yanından ayrılmazdı. Sürekli pompalamak gerektiği gibi, ara sıra tıkanan deliği gaz ocağı iğnesiyle açmak gerekirdi.

Dört kardeş, anne baba, altı kişilik aile idik. Yokluk vardı o yıllarda. Allah’a şükür muhtaç değildik. Ama mahallemizde yoksul çok idi.

Ramazana dönelim. Ramazan gelmeden mahallede imece usulü ile şehriye dökülürdü. Bu bazı mahallelerde erişte kesme geleneğiyle farklı bir boyut kazanırdı.

Bizim mahallede ramazan öncesi kadınlar bir evde toplanır, hamur karılır ve şimdilerde hazır paketlerde aldığımız, şehriye evlerde imal edilirdi. Bu şehriye belirli bir süre kurutulurdu.

Babam rahmetli ramazandan önce yüklü bir tereyağı alırdı. O tereyağlarını anlatmaya gerek var mı bilmiyorum. Mis gibi kokusunu bütün mahalle duyardı.

Sahurun en güzel yemeği tereyağlı şehriye pilavı. Yanına kayısı, erik, üzüm hoşafı veya limonata. Biz genelde limonata içerdik.

Rahmetli annem biz uyurken kalkar pilavı pişirir, limonatayı yapar ve bizi uyandırırdı.

1960’lı yıllarda ramazan kış aylarına denk geliyordu.

Tüm aile sahuru afiyetle yapardık. Ben tencerenin içinde kalan pilavı beklerdim. Daha yağlı olurdu çok severdim.

Bahçeli evde çeşme dışarda, tuvalette dışarda bahçede.

Biz sahuru edip yatınca rahmetli annem, dışarda çeşmenin başında buz gibi havada bulaşıkları yıkar, ertesi güne bırakmazdı.

Rahmetli annem ne zaman uyurdu aklım ermez. Bütün evin temizliği yemeği onun üstünde. Ayrıca baba, dedem, nenem yakında otururlardı. Annem o yaşlıların evini de temizler ara sıra yemeklerini yapardı.

Ramazanda iftar davetleri olurdu. Su böreği, yaprak sarması, bamya çorbası ve kadayıf davetin vazgeçilmez yemeklerindendi.

Rahmetli annem davetten birkaç gün önce hazırlıklara başlardı.

Su böreği en zahmetli olanıydı. Bahçemizin girişinde ki ocakta, bakır kalaylı tepsi içinde ters düz ederek pişirirdi. Bu iş yani su böreği neredeyse bir gününü alırdı.

Vallahi gözüm doluyor. Şimdiki gibi teknolojik imkanlar nerde…

Çamaşır suyu kaynatılacak, çamaşırlar tokuçla dövülüp temizlenecek, çocuklar yıkanacak. Dedim ya annem ne zaman uyur diye. Allah gani gani rahmet eylesin.

Babama da rahmet eyliyorum. Zira rızkımızın yükü onun omuzundaydı. Çalıştı çabaladı bizleri yetiştirdi. İnanılır gibi değil.

Ramazan davetleri şimdiki gibi lokantalarda, restaurantlarda zenginliğin ifadesi olarak zenginlere verilmezdi.

Bizlerde davete gittiğimiz gün annem adına sevinirdim. Bugün dinlenebilecek diye.

Şimdi ki yaşam tarzıma bakıyorum her şey teknolojiye dayalı, emek ve göz nurundan yoksun bir yaşayış.

Ah o ramazan günleri. Vallahi geri dönmek isterim. Anam, babam, ablalarım… Bir arada ne mutlu idik. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.

Bayrama birkaç gün kala, bayram telaşı başlardı. Evlatlara yeni ayakkabı elbise babamın omuzlarında idi.

Annem bu sefer bayram yemeğine başlardı. Bayram yemeğini Kayserili Baş makinistlikten emekli rahmetli Tevfik Balatekin dedemin evinde kalabalık bir şekilde yerdik. Amcamlar, Halamlar, bizler baba Dedem ve nenem.

Bayram namazından sonra yediğimiz o yemekler unutulur mu?

El öpüp bayramlık harçlıklarımızı alırdık. Bayram hiç bitmesin isterdim. Güzelliklerle doluydu.

Bayramda ikram edilen şekerin bugünle alakası yok. Genelde lokum olurdu. Birde sorma şeker ve bizim peynir şekeri dediğimiz sonraları adı Mevlana şekeri olan bildiğimiz beyaz şeker. Yalnız hatırladığım badem şekeri vardı. Hakiki badem üzeri kaplama çok severdim.

Şimdiki gibi elli çeşit çikolata ne gezer…

Anlayacağınız bayramlar, bayramdı. Tatil değildi.

Şimdilerde bayramı tatil bilip yazlığa koşmalar veya tatile gitmek yoktu.

Bayramları doya doya yaşayanlardanım. Her şeyin gerçek olduğu bayramlardan yapmacık dolu bayramlara geldik.

Üstüne üstlük bu yıl korona virüs sebebiyle, eski geleneklerini devam ettiren az sayıdaki ailede bunları yapamayacaklar.

Hep birlikte bu bayramı dualarla geçirelim. Dünyayı saran bu virüs belasından rabbim bizi kurtarsın.

Sağlıklı nice bayramlara erişmek dileğiyle esen kalın.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık