• 12 Şubat 2019, Salı 8:18
MuharremBalatekin

Muharrem Balatekin

EKONOMİ YÜZ GÜLDÜRMÜYOR…

Ama biz ekonominin haline, düştüğü duruma gülüyoruz.

Bir tarım ve hayvancılık ülkesinin, yanlış uygulama ve tedavilerle düştüğü duruma bir bakın…

Ülkenin durumu, siyasi iktidarla özdeştir. Ülke gelişmişse halkın refahı artmışsa, güzellikler iktidara aittir.

Ülke ekonomik olarak sıkıntılıysa, gelir dağılımı iyice bozulmuşsa, fiyatlar artmışsa, çirkinlikte iktidara aittir.

Müsaade edin gelinen noktada bazı eleştirilerde bulunalım.

Hiçbir ekonomi zorlama tedbirlerle, polisiye düzenlemelerle düzelmez.

Ülkede uygulanan liberal düşünceye dayalı, ‘Piyasa ekonomisi’ ile sıkıntılar yaşıyoruz. Piyasa ekonomisinde fiyatlar nasıl belirlenir? Arz-talep dengesine göre belirlenir. Klasik ifade ile üretim çok, tüketim az ise fiyatlar düşer. Tersi durumda üretim az, talep fazla ise fiyatlar yükselir.

Hamsi balığı çok tutulursa ucuza yeriz, yok Gürcistan’a kaçarsa balık, az tutarsak çok pahalı yeriz diyorum. Ama bütçesi uygun olan, yüksek fiyatlı hamsiyi yer, diğerleri sadece bakar.

Gündemde poşet, domates, biber, patlıcan, patates, soğan vardı son günlerde…

Patates ve soğan fiyatları artınca depolara baskın düzenlendi, ‘yok stokçuluk yapılıyor’ diye. Soğan ve patates depolanarak, zaman içinde talebe göre piyasaya sürülür.

Depolar gösterilip, sanki stokçuluk varmış intibası uyandırıldı.

Et fiyatları arttı, birkaç market vasıtasıyla ithal et piyasaya sürülmeye çalışıldı. Kalitesiz bu et pek rağbet görmedi…

Türkiye’deki Et ve Balık kurumlarının (eski adı), yeni adı Et ve Süt kurumları bir bir kapatılırken kimsenin sesi çıkmadı.

Hele hele Konya’mızda arazisine göz dikilen Et ve Balık Kurumunun kapatılması fakir fukaranın et umudunu da yok etti.

Hatırlayınız, özel sektör fahiş fiyatla et satarken vatandaş, Et ve Balık Kurumlarının önünde kuyruk oluşturarak ucuza et alıyorlardı.

Efendim kuyruklar kalktı diyebilirsiniz. Ama kuyruk varken vatandaşın evine et giriyordu.

Ya şimdi!

En can alıcı üretmeden tüketen bir devlet, toplum olmaya başladık.

Ürettiğimiz en iyi şey hizmet ve güvenlik.

Gıda ve hayvancılık üretiminden adeta vazgeçtik.

Güvenliğimiz için her yıl sayıları artan polis ve asker alıyoruz. Sağlığımız için her yıl doktor ve sağlıkçılar alıp hastaneler yapıyoruz. İnancımız için çok sayıda imam alıyoruz. Lükse alıştık, bol bol araba, TV, telefon, mutfak gereçleri alıyoruz. Adalet dağıtsın diye ilave mahkemeler açıp, adalet personeli alıyoruz.

Bankalarda on binlerce kişi çalıştırıyoruz. Eğitim için yüz binlerce öğretmen çalıştırıyoruz, vesaire, vesaire…

Peki bunların karnı nasıl doyacak? Kim ne kadar ne üretecek?

İşte burada durun, bu belli değil. Kimin ne üreteceğinin bir planı yok.

Geçen arkadaşın dükkanında görüştüğüm, Çumralı bir çiftçi buğdaydan vazgeçip mısır ektiğini söylüyor. Zira mısırın getirisi daha fazla diyor.

Eee ondan sonra buğday ithal ederiz.

Acaba tarıma ne kadar ilave arazı açtık. Polisin, askerin, imamın, öğretmenin, doktorun, hakimin, savcının adeti artarken, çiftçinin hayvancılıkla uğraşanların sayısı ne kadar arttı? Hesap ortada…

Gittikçe az üretiyoruz. Nüfusumuz ve lüksümüz artıyor, üretilen de yetişmiyor.

Şöyle bakıyorum da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına kimler gelmiş, kimler geçmiş. Bakanlarımız Tarımı ve Hayvancılığı ne kadar biliyor. Sıkıntılardan biri de bu. İşi bilenler ortada yok. 

Devlet açığı kapatmak için yine Tarım ve Hayvancılığa teşvikler veriyor. Kime veriyor teşviki? Yine işi bilmeyenlere, paranın ve kredinin cazibesine kapılanlara veriyor.

Nerede bu ülkenin Devlet Üretme Çiftlikleri? Ürettiklerini kimler tüketir? Mesela Ceylanpınar Üretme Çiftçiliğinin tereyağları, şam fıstıklarını kimler yer? Tabii Ankara’da olup ağzının tadını bilenler yer.

Yine Atatürk’ümüzü yad etmeden geçmeyeceğim. Ülke için oluşturduğu ‘Karma Ekonomi Modeli’ bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz modellerdir. Özel sektörle, devlet sektörünün bir arada işlediği, birbirlerine rekabetle değil, birbirlerine destek olacağı, bir ekonomik model.

Halkın temel gıdaları, özel sektörün vicdanına daha doğrusu vicdansızlığına terk edilemez.

Eğer belediyelerin ekmek fabrikaları olmasın, biz ekmeği iki katına yeriz. Et ve Balık Kurumları kapatılınca etin durumunu söyledik. Şimdi şeker fabrikaları satılıyor. Hiç merak etmeyin kısa süre sonra ağzımızın tadı da bozulur.

Gelelim son habere. Belediyeler TANZİM SATIŞ mağazaları açıyor. Genç nesil hatırlamaz ama, bizler 70’li, 80’li yıllarda Tanzim satış mağazalarını iyi biliriz. Konya’da da Zafer’de belediyemizin Tanzim Satış mağazası vardı.

Ayrıca her bir kamu kurumunun, kooperatif adı altında üyelerine ve vatandaşlara ucuz ürünlerin satıldığı kurumlar vardı.

Vatandaş neresi ucuzsa oraya yönelirdi. Bu kurumlar kendi üyelerine taksitli satışta yapardı.

Şurada kimse itiraz etmesin. Maalesef kamu kurumları hantal yapıya binince, başlarına liyakatsiz siyasi kişiler atanınca, özelleştirme kaçınılmaz oldu ama topuz kaçtı.

Halkın temel gıdalarıyla kimse oynamasın, bu siyasi malzemede yapılmasın.

Açın her ile Et ve Süt Kurumunu, TMO’dan satılan pirinç, bulgur, fasulye, nohut gibi gıda maddeleri için TMO satış reyonlarını artırın.

Ha birde her ile birkaç tane Meclis lokantasının Şubesini açın. Asgari ücret yetiyor mu, yetmiyor mu gözlerinizle görün. Asgari ücretlilerin tasarruf yaptığına bile şahit olun.

Ekonomide eskiye dönüş başladı. Eskiye rağbet olsa, bit pazarına nur yağardı derlerdi. Gözünüz bit pazarlarında olsun bakalım ne yağacak.

Ekonomi yüz güldürmüyor ama biz ona ne kadar gülmeye devam edeceğiz bilmiyorum.

Kalın sağlıcakla…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık