• 05 Ocak 2016, Salı 10:06
MuharremBalatekin

Muharrem Balatekin

ÇOCUKLUĞUMUN KIŞ GÜNLERİ VE HAYALLERİM

 

Oldum olası kış aylarını çok severim. Nedense yaz ne kadar sıcaksa, ben de ona o kadar soğuğum. Karla birlikte yaşamak, onun yağışını seyretmek içim ısıtır.

1950’li yılların sonu, 60’lı yılların başı. İşte benim çocukluğum. Şimdilerde Nalçacı, çocukluğumda Parsana denilen semtteyim. Eski Bağ-Kur civarındaki bahçeli evde geçti çocukluğum. O bahçeli evin nimetlerini saymakla bitiremem. Tavuklarımız var, süt ve yağ ihtiyacımızı karşılayan bir de ineğimiz…

Işın karda, ağaç dallarlında pinekleyen serçeler, karın temizlendiği yere üşüşen, sığırcıklar, güvercinler ve kumrular hatırladığım güzellikler arasında…

Sobamız tuğla ile örülü, kok kömürüne dayanıklı biçimde yapılmış… Kışın bu sobanın yanında uyumak ayrı bir zevk. Evine aşık kedimizin sobanın yanında yeri var. O da uyuklar durur. İhtiyaç hissettiğinde miyavlayarak dışarıya çıkmak için kapının açılmasını beklerdi.

Kar çok yağınca mahallenin erkeklerini bir telaş sarardı. ‘Dam kürünecek’, yani evlerde kiremitten çatı sistemi olmadığı için, çatıda biriken karlar zamanla eriyip, odalara akacağı için, daha kar erimeden evin erkekleri dama çıkar ve karları özel yapılmış tahtadan kar kürekleriyle temizlerlerdi. Eğer evin erkeği yok veya hasta ise bu işi parayla yapacaklara müracaat edilirdi…

Aslında çocukluğumun sonradan farkına vardığım en büyük güzelliği annem ve babammış… Yaşım 60… Ne olursa olsun onları özlememem mümkün mü? Yaşınız kaç olursa olsun, sizde baba olun fark etmez, ille de annem ve babam. Hem yetim hem öksüz olmak ne kadar kötüymüş…

Çocukluğumdan beri hayatta yatar yatmaz uyuyamam. Yattığımda mutlaka o günün bilançosunu yapar, geleceğin hayallerini kurardım. Hayal kurmak benim için büyük bir zevkti… Kışın hayallerime destek veren sobadan çıkan çıtırtı sesleri, ve soba ateşinin kızıllığını tavanda seyretmemdi.

Hani şair demiş ya;

‘Hayal deryasına ben bazı bazı

Dalsam bir türlü, dalmasan bir türlü’ diye…

Hayali bir denize benzetmiş. Kurduğunuz hayaller ücretsiz. Çocukluktan itibaren büyüdükçe hayalleriniz değişiyor. Benim bu konuda düşüncem ‘Hayali olmayanın, gerçeği olmaz’ şeklindedir. Bu cümlede bana aittir.

Sevgi üzerine hayal kurmanın güzel olduğunu çok düşünürüm.

Yine şair demiş ya:

‘Dokunma kalbime, zira çok incedir kırılır.

O tıpkı mabede benzer ki orada hıçkırılır’ diye…

Aslında bu dizeler hep benim ruhi yapımı niteler. Kaba, kavgacı, hoyrat olduğum zamanlar ki benlik sanki benim değildir…

Askeri Lise ve devamında tam 7 yıl yatılı okumam, anadan, babadan, yuvadan ayrı kalmak biraz beni romantik ve şair ruhlu yapmıştır. Çocukluğumdan kurtuluşta şiir ve hikaye denemelerim olmuştur. Her ne hikmetse daha sonra bunları yok ettim. Aşıktım. Kime? Meçhule… Evet bilinmeyen, erişilmeyen güzelliklere aşıktım. Aslında en büyük aşkım ‘Allah Aşkıydı’ Dünyamı onun üzerine kurdum…

Selami Şahin’in annesi için yazdığı ‘Özledim, teninin kokusunu özledim’ ne kadar güzel değil mi? Devam ediyor, ‘Özledim nefesini özledim’ diyor. Eveeet… Gurbette hasretle geçen yıllarım…

Babamın yorgun yaşlı sesiyle mırıldandığı, ‘Derdimi ummana döktüm, Asumana inledim’ adlı şarkıyı unutmam mümkün mü?

Yine babamın mırıldandığı: ‘Rüzgar kırdı dalımı, dalların günahı ne… Ben yitirdim yolumu, yolların günahı ne’ adlı eseri her seferinde bende mırıldanırım…

1970’li yıllar. Müziğe ilgim artmış. Tabii Türk Sanat Müziğine… Yine gurbetteyim. Konya’ya izine gelmişim, biraz ud çalıyorum. Dayımın oğlu, şimdilerde İstanbul’da olan besteleri bulunan, İhsan Sami Başeytaş’la beraberim. Onun bir ufağı kanun çalan rahmetli İrfan Başeytaş ağabeyim de var… Hüzünlenmişim, onlar çalıyor ben de rahmetli Yıldırım Gürses’in Uşşâk eserini söylüyorum. Çocukluğumdan beri gurbetteyim. Bir başka duygu ile söylemişim. Bir yandan da teybe kaydediyoruz.

“Gurbet o kadar acı ki ne varsa içimde, Hepsi bana yabancı, hepsi başka biçimde. Ne bir arzum ne emelim, yaralanmış bir elim, Ben gurbette değilim, gurbet benim içimde” diye..

Gerçekten duygulu okumuşum. Evet ben gurbette idim ama beni sürekli özleyen annem babam sılada olsa yazardı…

Sonra öğrendim ki, ben iznim bitip Konya’dan ayrıldığımda sesimizi aldığımız kaseti babama dinletmişler. Rahmetli annem; babamın benim sesimi dinleyince gözlerinden iki damla yaş süzüldüğünü, babamı kaybettikten sonra bana anlattı… Rahmetli babamda çok duygulu insandı. Herhalde bu özelliğimi ondan almışım…

Kış günlerinin sevgisi bizleri nerelere getirdi. İnsan bazen hüzünlenince seviniyor.

Gurbette olduğum için erken kaybettiğim babama ve daha sonra kaybettiğim anneme tam olarak evlatlık görevimi yaptığımı söyleyemem.

Bu hüzün de beni kemirir. Ama yıllardır onlara Fatiha ve Yasin okumadan yattığımı hatırlamam. Mümkün olan sıklıkla da kabirlerini ziyaret ederim. Bu arada iki ablamı da peş peşe yıllar önce kaybetmem beni derinden yaralamıştır. Takdiri ilahi derim.

Yaşadığım çok güzellikler var. Hayal kurmaya devam ederim. Kışın kar yağarken hayal gücüm daha da çoğalır. Aslında o karların olmayan saçlarıma yağdığını da bilirim. İçimdeki güzelliklerin hepsini dışa vurmam mümkün değil. İçimde giz kalması beni daha mutlu eder.

Aşık Veysel’in şu dizelerini hatırlarım hep.

‘Sazım ben gidersem sen kal dünyada,

Gizli sırlarımı aşikar etme…’

Ne güzel değil mi? Bırakın kurduğum, gerçekleşmeyen hayallerde bende kalsın..

Hepinize soğuk, karlı ama hayallerinizi ısıtan bir kış diliyorum. Esen kalın…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık