• 30 Ekim 2018, Salı 9:04
MuharremBalatekin

Muharrem Balatekin

BU ŞEHİTLERİN HESABINI KİM VERECEK?

Milletçe Donduk!

Ekim’in 26’sı.

BU kez şehitler Tunceli’nin Nazimiye ilçesinden.

Hainlere bir kurşun atamadan, iki şehit verdik.

Tam 103 yıl önceydi SARIKAMIŞ…

Şimdi 2018’de bu evlatları nasıl dondurursunuz?

-40 dereceye dayanıklı Uyku Tulumları nerede?

12 kişilik timi göreve kim gönderdi?

Sonra bu yiğitler neden takip edilmedi?

Yahu kendi ülkende -5 derecede yiğitlerimizi donduruyorsunuz.

İhmal cana mal oluyor.

Birileri bedel ödemeli.

Sıralı olarak bu bedel ödenmeli.

Şehidimizin ikisi de Mersin’de ikamet ediyor.

Şehit askerlerimiz Jandarma Uzman Çavuş Ferruh DİKMEN ve Jandarma Uzman Çavuş Asım TÜRKEL…

Şehitlerimizden biri evli. 6 aylık bebesi var.

27Ekim günü GELENEKSEL TÖRENLERİMİZLE defnettik.

Milletçe yaptığımız en iyi şey!

İlk acı haberi TRT’nin teleteksine girip haberlerden öğreniyorum.

TRT askerlerimize DONARAK ÖLDÜLER diyemiyor.

Hipotermi yüzünden öldüler diyor.

Sonraki saatlerde olayı biraz açarak, kötü hava koşullarının sebep olduğu Hipotermi yüzünden öldüler diyor.

Yani olayı kıvırıyor, kafa karıştırıyor.

Hipotermi nedir?

37 derece olan normal vücut ısısının 35 derecenin altına düşmesiyle meydana gelen rahatsızlıktır.

Genellikle yağmur, rüzgâr, kar ve soğuk suyla temasla tetiklenir.

Hipotermi vücut ısısının 37 dereceden, 35 derecelere gerilemesiyle anlaşılır.

Vücut ısısı 35-32.2 arasında ise bilinç bulanıklığı, zamanı, mekanı, kişileri tanıyamama ve nefes alış verişinin hızlanması.

Vücut ısısı 32.2-28 derece arasında, bilinç iyice bulanır ve uyku haline geçilir. Kalp ritmi bozulur.

Donma vücut ısısının 27 derecenin altına düşmesiyle başlar. Bu ağır Hipotermidir. Kalp ve solunum durması  meydana gelir ve sonuç malum…

Hipotermi başlangıcında ne yapılabilir?

Aktiviteye son verilir.

Çadır varsa kurulur.

Hasta uyku tulumu içine alınır. Kuru kıyafetler giyilir. Tabi varsa.

Hasta hareket ettirilip ısı düşmesi önlenmelidir.

Bunları niye yazıyorum?

Yiğitlerimizin nasıl zor can verdiğini bir düşünün.

Ben dondum kaldım.

Sebep?

İhmal, ihmal, ihmal…

Sorumluları…

Sıralı, en üstten alta kadar…

Bedel ödemeliler, hem de bu canların bedelini.

Hemi de en ağır bir şekilde.

Elazığ’da ilk tören yapılıyor. Tunceli Valisi terörle ilgili hamasi konuşmasını yapıyor.

Alıştık artık.

Tunceli Valisi olayla ilgili Adli ve İdari soruşturma açıldığını söylüyor.

Onlara da alıştık.

Giden canları geri getirmiyor.

Sosyal Medyaya bakıyorum.

Bir hain, donarak şehit olan askerlerimiz için bu haber yalan, Genel Kurmay açıklama yaptı diyor.

Küçücük beyniyle birilerini korumaya çalışıyor.

İnsan bu kadar şerefsiz ve hain olabilir mi?

Oluyor işte!...

Yıl 1989 13 Kasım…

Trakya’da Istrancaların eteğinde Kaynarca bölgesinde atışlı tatbikat var.

Hayatımda böyle soğuk görmedim.

Bölük komutanıyım. Çadırımın içinde mazot sobası yanıyor.

Sadece kendini ısıtıyor.

Erlerimin ikişer kişilik çadırları ve uyku tulumları var.

Muhabere ekibimiz gece telefon hatlarını çekiyor.

Çadırımı kurduğum yerdeki çimler donmuş, ayak basınca çıtır çıtır kırılıyor.

Su ihtiyacımızı giderebileceğimiz su römorkunun içindeki su donmuş.

Hava açık ama inanılmaz ayaz var.

Kalkıp erlerimin oraya gittim, hiçbiri uyumamış.

Telefon hatlarını çeken teğmenim işi bitirip geri döndü.

Fenerle ellerine baktım kararmış soğuktan.

Bulunduğumuz yer meşelik.

Baltamız, kazmamız, küreğimiz, her şeyimiz var.

Hemen büyük bir ateş yaktık.

Uyumak yok.

Tüpümüzde var, çayı demledik içtik.

Hiçbirimiz uyumadık, uyuyamadık.

Hep Allah’ıma dua ettim.

Bir kaza, bela, donma hadisesi olmasın diye…

Görev yaptığım her yerde kurban Bayramlarında, birliğime de kurban kesi, erlerime yedirdim.

1985’de Güneydoğu’da görev yaparken, Apocu  paramla kurbanlık alıp yine birliğime ve kendime kurban kestim.

Topçu mermisi sandıklarıyla minber yapıp, askerlerimle Bayram namazı kıldık…

Sakın bunları kendimi övmek için söylediğimi sanmayın.

Bana emanet edilen askerlerimin canını korumak benim en önemli görevimdi.

Onları sağ salim memleketlerine göndermek vazifemdi..

Aradan geçen 35-40 yıl sonra askerlerim beni arıyor ve ziyaretime geliyorsa Allah’ıma şükürler olsun.

Bundan büyük nimet olur mu?

Rahmetli annemi anmadan geçemeyeceğim.

Hani ben hastayken başucumda durup uyumayan,

Hani benim bir dişim ağrıyınca onun 32 dişi ağrıyan annem, canım annem.

Şehitler aklıma geliyor,

İhtiyarladım galiba, nelere dayanan dik duran ben,

Bu donarak ölen iki şehidimi yazarken gözyaşımı tutamıyorum.

Bizde de var iki evlat.

Allah kimseye evlat acısı göstermesin.

Bu şehitlerin annelerinin kalbindeki ağıtları ben duyuyorum. Sizi bilmem.

Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar demişler.

Doğru demişler.

Bu ihmaller zincirinin üstü kapatılamaz.

Ben ilahi adalete inanırım.

Onda zaman aşımı yoktur.

Hepinizi ilahi Adalete havale ediyorum.

Rabbim sorumlularını bildiği gibi yapsın.

Kalın Sağlıcakla.

NOT: Bugünkü yazımın konusu Cumhuriyet Bayramımızdı. Hani şu Diyanetin Cuma hutbesinde hiç yer vermediği Milli Bayramımızdı. İki yiğidin donarak ölmesi hepsinin önüne geçti.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık