• 24 Kasım 2017, Cuma 7:47
MuharremBalatekin

Muharrem Balatekin

Benim ÖĞRETMENLERİM Benim OKULLARIM…

Bugün 24 Kasım Öğretmen günü…

Yaşımız 62…

Öğretmenlerim ve okullarım film şeridi gibi gözümün önünde…

1963 yılında şimdi ki Nesrin-Ayşegül okulunun bulunduğu yerde Cumhuriyet ilkokulu var. İki katlı taş bina…Pencereleri büyük… Ben bu okulda ilkokula başlıyorum. Öğretmenim Sevim Kolina… Bana okulu sevdiren, bizi bir anne şefkatiyle eğiten YÜVE İNSAN

Yokluk var o devirde. Şimdiki Nalçacı bölgesine o yıllarda PARSANA diyorlar. Öyle apartman falan ne gezer. Herkesin bahçeli evi var.Yumurtayı, sütü, eti, meyve ve sebzeyi kendileri üretiyor, yetiştiriyor.

Tren yolunun ötesinde, yanılmıyorsam Fatih-Işıklar bölgesinden bir çocuk geliyor. Ayakta bir naylon ayakkabı, çorapta yok. Üstte rengi solmuş bir siyah önlük. Ne kazak, ne ceket, ne palto var. Burun aşkım, eller ayaklar buz tutmuş. Yürüyerek karda kışta, okula geliyor. İşte benim yüce insan dediğim Sevim öğretmenimiz salya sümük olan bu çocuğu alıyor, sobanın başına oturtuyor. Islanan ayaklarının ısınmasını ve kurumasını temin ediyor. Şimdiki öğretmenler o çocuğu görseler mideleri bulanır, yanına yaklaşmazlar.

1967 yılına kadar Cumhuriyet okulunda (4. Sınıf) okudum. Sonra babam rahmetli ablalarımın rahat okumaları için bahçeli evimizi bırakıp, o devirde elit bir semt olan Zindankale’ye taşındık. Apartman hayatımız böyle başladı. Apartmanın en hoşuma giden tarafı tuvaletin evin içinde olmasıydı. Öyle ya bahçeli evimizde tuvalet dışarıdaydı. Kışın o soğuklarda tuvalete gitmek ayrı bir dert idi. Hele birde elektrik olmayıp gaz lambasıyla giderseniz gerisini siz düşünün. Tuvaletin, heladan başka bir adının da ‘Ayakyolu’ olması galiba tuvaletin dışarıda olmasından geliyor olsa gerek…

Öğretmenden okuldan bahsederken konu nereye geldi.

Zindankale’ye taşınmamızla Devrim İlkokuluna başladım. Sadece 1967-1968 Eğitim yılında 5. Sınıfı bu okulda okudum. Öğretmenim Yalvaçlı Mehmet YENGİNOL idi. Allah gani gani rahmet eylesin. Önce beni varoşlardan gelen bir öğrenci gibi görmüştü ama çalışkanlığımla onun önyargısını kırıp gözüne girmeyi başardım.

Sonra 1968-1971 yılları arasında okuyacağım Meram Ortaokuluna başladım.

Yaa bu okul nerede demeyin. Okuduğum üç okunda Milli Eğitim Müdürlüğü sayesinde isimleri değişti. Yeni okul yaptırma yerine eski okulları onarma ve yeniden inşa ile isimlerini değiştirdiler. İsimlerini değiştirmekle kalmayıp o okulları İmam-Hatip yaptılar. Bu işi yapanlar yerin altında mutlaka hesap verecekler…

Gelelim ortaokula… Şöyle akılma gelen öğretmenlerimi bir sayayım: Müdür: Salih Zeki Solak… Müdür Muavini ve Fen Bilgisi öğretmeni Abdülkadir Çetin, Matematik ilhan Eşrefoğlu, Sosyal Bilgiler Nimet Gençalp, Gülendam Yılmaz, Din Dersi Abdurrahman Çınar, Tarım Osman Ünal, Türkçe Gülgün Berk, Nuran Baykal…

Eğer unuttuğu isimler varsa, ki vardır beni bağışlasınlar.

Vefat edenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Sağ olanlara uzun, sağlıklı ömür dileyip önlerinde saygı ile eğiliyorum.

Bugünkü konumumu, makamımı, bilgimi onlara borçluyum.

1971 yılında Meram Ortaokulunu ilk üçte bitirip, İstanbul’a Kuleli Askeri Lisesine gidiyorum…

Ben ilkokul ve orta okul hayatımda yani Konya’daki tahsil hayatımdan, öğretmenlerimden ve okullarımdan bahsediyorum…

Benim öğretmenlerim bana ilim ve bilimden önce ahlaklı olmayı, yalan söylememeyi, tertipli olmayı, güzel giyinmeyi öğrettiler. O devirde ortaokulda bizim tarım dersine giren yanılmıyorsam Matematik branşı olan Osman ÜNAL öğretmenim namı-diğer Süslü Osman’dan güzel giyinmeyi öğrendim.

Milli Güvenlik dersine giderken ki yaklaşık on sene çeşitli liselere gittim, öğrencilerimin karşısına ütüsüz elbise ile boyasız ayakkabı ile çıkmadım. Onlara örnek olmaya çalıştım.

Kimse alınmasın ama o yıllarda benim hiçbir öğretmenim okulda kuruyemiş satmadı. Elma-armut satmadı. Pekmez v.s. satmadı, ilim-bilim ve insanlık sattı onu da bedava sattı.

Benim okullarıma gelince… Bahçesi vardı. Topraktı her yer. Eğri büğrü de olsa oturacak birkaç bank vardı. Çim vardı, ağaç vardı. Gölgesinde mevsimler boyu otururduk… İmkanları pek yoktu ama insanlık çoktu.

Şimdiki gibi beş katlı apartmandan okul yoktu.

Karda olsa kışta olsa teneffüste bahçeye çıkardık…

Herhalde şimdi balkona çıkıyor desem oda yok. Çocuklar kişi başına düşen nefes darlığıyla kirli havayla yetişiyorlar.

Bazı özel okullar bahçeye ilave, spor salonu bile sunarken bazı özel okullar otele benzer apartmanlarda çocuk yetiştiriyorlar(!)

Eski okulları da devlet daireleri kapmış…

Mesela Kredi ve Yurtlar kurumunun bulunduğu alan tam okul için… Ama Kredi ve Yurtlar Kurumu öyle öbeklenmiş ki, bahçeyi parayla yetiştirmiş. Kapalı garajlar yapmış kendi özel araçları için. Gelin görün burayı benim diyen çiftliğe taş çıkartır. Öğrenciler apartman katlarında kötü şartlarda öğrenim görürken Kredi ve Yurtlar Kurumunun keyfine bakın…Eski yatılı Kız öğretmen okulu, şimdilerde Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü ve Sosyal tesisleri…Kapalı spor salonu bile var, atıl.

Buradan şimdiki okulların ve öğretmenlerin ne halde olduğunu anlayın.

Aman sizler iyi yerlerde çalışın, öğrenciler ne olursa olsun…

Sonuç olarak kendini eğitime, eğitim kurumlarına öğrencilere adamış bütün eğitimcilerin öğretmenlerimizin önünde saygıyla eğiliyorum. Ne kadar az kişinin önünde eğildiğimin ben farkındayım. Sizde farkında olun.

Kalın sağlıcakla.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık