• 13 Aralık 2017, Çarşamba 7:25
MehmetERŞAHİN

Mehmet ERŞAHİN

SAHABE-İ KİRAMIN FAZİLETİ (2)

Kur’ân-ı Kerîm’in “insanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmet” diye tanıttığı sahâbîler (Âl-i İmrân 3/110) ümmet içinde en değerli ve faziletli nesil kabul edilmektedir. Ashap, mallarını ve canlarını ortaya koyarak Hz. Peygamber’e bağlanmaları, Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenmek ve öğretmek için çalışmaları, İslâmiyet’i yaşamak ve yaşatmak için büyük fedakârlıklar göstermeleri sebebiyle Kur’an’da “insanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmet” (Âl-i İmrân 3/110) diye övülmüştür.

Bu değer ve fazileti, taşıdıkları güçlü iman ve örnek davranışları sayesinde elde etmişlerdir. Onlar, İslâm’a girdikleri ilk andan itibaren güçlü bir imanla kabul ettikleri yeni dinin gereklerini tam bir teslimiyetle yerine getirmişlerdir. Bu yeni dine girmeye ve onu yaşamaya zorlanmadıkları halde onların büyük bir kısmı ömrünü Resûlullah’ın yanında geçirmiş, onunla savaşlara katılmış ve İslâm’ın yayılması için gayret göstermiştir.

Bu süreçte İslâm karşıtları tarafından tehdit ve işkencelerle hatta ölümle karşılaşan, yurtlarını, mallarını, eşlerini ve çocuklarını terkedip başka yerlere hicret etmek zorunda kalanlar olmuş, ancak inançlarından, Allah’a ve resulüne olan bağlılıklarından tâviz vermemişlerdir.

Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te ve diğer savaşlarda kendilerinden daha güçlü ordulara karşı İslâmiyet’i ve Hz. Peygamber’i savunmuşlar, en sıkıntılı zamanlarda bile onu yalnız bırakmamışlardır.

Hicretin 6. yılında (628) Hudeybiye’de canlarını ortaya koyarak Resûlullah’a biat eden 1500 kişiyle, Mekke’yi fetheden 10.000 civarındaki asker ve Hz. Peygamber’in vefatı sırasında 100.000’in üzerinde olduğu rivayet edilen (Süyûtî, II, 220) sahâbe neslinin her ferdi kendine düşen görevi yerine getirmeye çalışmıştır.

Hz. Peygamber de fedakârlıklarını birlikte yaşayarak gördüğü ashaptan bahsederken onları “insanlık tarihinin en hayırlı nesli” (Buhârî, “Feżâilü aśĥâbi’n-nebî”, 1; Müslim, “Feżâilü’s-śaĥâbe”, 211, 212), “ümmetin en hayırlıları” (Müsned, V, 350), “cehennem ateşinin yakmayacağı kimseler” (Tirmizî, “Menâķıb”, 57), “cennetlikler” (Müttakī el-Hindî, XI, 539) diye tanıtmış, ayrıca ümmetin onlara ikramda bulunmasını (Tayâlisî, s. 7), iyilik etmesini (Müsned, I, 26) ve kendilerini çekiştirmemesini (Buhârî, “Feżâilü aśĥâbi’n-nebî”, 4; Müslim, “Feżâilü’s-śaĥâbe”, 221, 222) istemiştir

(Mehmet Efendioğlu, `Sahabe`, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c. 35, s. 491-492) Ashab-ı kiramın fazileti konusunun literatürde "fezailü's-sahabe" başlığı altında özel bir yer tuttuğunu belirtmek gerekir. (Mehmet Efendioğlu, `Sahabe`, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c. 12, s. 534)

Bu sahabe efendilerimizden Suffe ehlinden Hz. Ebu Hüreyre (r.a.) hakkında İmam Müslim (“Fezâilü’s-sahâbe”, 158-160) ve Tirmizî (“Menâkıb”, 47) onun faziletlerine dair rivayetlere eserlerinde özel bir yer ayırmışlardır. Mekke’nin fethinden önce hicret ettiği için hicret sevabı alması, üç yıl boyunca Hz. Peygamber’in sohbetinde bulunması, onu ve annesini müminlerin sevmesi için Resûl-i Ekrem’in dua etmesi (Müslim, “Fezâilü’s-sahâbe”, 158) ve hadise gösterdiği ilgiyi takdirle karşılaması onun meziyetlerinin en önemlileridir.

İbn Ömer’in Ebû Hüreyre’ye hitaben, “Resûlullah’ın sohbetine en fazla devam edenimiz, onun hadislerini en iyi ezberleyenimiz sensin” demesi (Tirmizî, “Menâkıb”, 46) önemlidir. Aşere-i mübeşşereden Talha b. Ubeydullah onun bu yönünü takdirle karşılamış, kendilerinin işle meşgul oldukları için Hz. Peygamber’in yanına ancak sabah akşam gelebildiklerini, Ebû Hüreyre’nin ise her zaman Resûl-i Ekrem ile beraber bulunduğunu, onların duymadığı şeyleri Ebû Hüreyre’nin Allah’ın elçisinden bizzat işittiği konusunda hiçbir şüpheye düşmediklerini belirtmiştir (Tirmizî, “Menâkıb”, 46).

Hz. Ömer de ticaretle uğraşmasının bazı olayları duymasına engel teşkil ettiğini itiraf etmiştir (Buhârî, “Büyû”, 9). Ebû Eyyûb el-Ensârî gibi önde gelen sahâbîler Ebû Hüreyre’den rivayette bulunmuşlar, Resûlullah’a o kadar yakın olmalarına rağmen bu sahâbîden hadis rivayet etmelerini yadırgayanlara hak vermemişlerdir.

Sahâbîler, bildikleri hadisin aksine bir rivayetle karşılaşıp onun râvisini tenkit ettiklerinde bile o kimseyi yalancılıkla itham etmeyi düşünmemişler, bazı ifadeleriyle o râvinin yanılıp hata edebileceğini anlatmak istemişlerdir. Daha önce duymadıkları bir hadisi ilk defa Ebû Hüreyre’den duyan İbn Ömer gibi bazı sahâbîlerin, o sözün Resûlullah’a ait olduğunu anladıktan sonra Ebû Hüreyre’yi takdir etmeleri ashabın onu itham etmeyi düşünmediğini ortaya koymaktadır.

Ayrıca bir kısmı sahâbî, geri kalanı tâbiî olmak üzere 800 kişinin Ebû Hüreyre’den rivayette bulunması onun yalancılıkla itham edilemeyeceğinin bir başka delilidir. (M. Yaşar Kandemir, "Ebu Hüreyre", DİA, c. 10, s. 160) Müsteşriklerin (oryantalistlerin) ona yaptığı iftiraları ve suçlamaları kabul etmek asla mümkün değildir. Bir müslümanın onların iddialarını benimseyip Hz. Ebu Hüreyre (r.a.)'a dil uzatması ve onu yalancılıkla suçlaması olacak şey değildir.

Sonuç olarak Yüce Rabbimizin Kur'an-ı Kerim'de övdüğü ve Peygamber Efendimiz'in (sav) kendilerine saygılı olmamızı emrettiği sahabe-i kiram efendilerimizin faziletini, üstünlüğünü ve kıymetini bilelim. Allah bizi Peygamber Efendimizin, sahabe-i kiramın yolundan ve izinden ayırmasın. Kendilerine cennette komşu eylesin.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık