• 12 Eylül 2020, Cumartesi 11:38
HaticeERDEN

Hatice ERDEN

Sihir ve Büyü

“Resûllullah (SAV) buyurdular ki: “Kim bir arrâfa (kâhine) gelir, bir şeyler sorar ve söylediklerine de (inanıp) onu tasdik ederse, kırk gün namazı kabul edilmez. Kim (sihir maksadıyla) bir düğüm vurursa sonra da onu üflerse sihir yapmış olur. Kim sihir yaparsa şirke düşer. Kim bir şey asarsa, o astığı şeye havale edilir.”

Sihir Haramdır

İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin (K.S) (1563-1624) talebelerinden biri şöyle nakletti: Din düşmanlarının ve hasetçilerinin iftirası üzerine Sultan, İmâm-ı Rabbânî hazretlerini (K.S) Guvalyar Kalesi’ne hapsetmişti. O günlerde büyücülerden biri bana dedi ki: -“Ben Hintçe bazı isimler biliyorum. Eğer bunları bir namaz vaktinden diğer namaz vaktine kadar okursan o gün düşman helak olur! Bu çok tecrübe edilmiştir.” Sonra o isimleri bir kâğıda yazdı ve bana verip, “Evinin bahçesindeki bir ağacın altına koy” dedi. Ben de, “Yarın salı günüdür, yarın okurum” diyerek aldım ve bahçemdeki bir ağacın altına koydum. O gece rüyamda hocam İmam-ı Rabbani hazretlerini (K.S) gördüm. Parmağını ısırarak bana, -“Bizim dostlarımızın böyle bir şey yapması çok hayret edilecek bir iştir. Sakın ha o işi yapma, sihirdir!” dedi. Bu rüyadan sonra büyücünün yazdığı o yazıları okumaktan vazgeçtim. Ancak bir defalık da olsa düşmanın ciğerine bir ok saplamak istiyordum. Bu sebeple de o sihir yazılı kâğıtları atmayıp saklamıştım. Birkaç gün sonra sultan, İmam-ı Rabbani hazretlerini (K.S) hapsettiğine pişman olup, onu serbest bıraktı. Hocam İmâm-ı Rabbânî hazretleri (K.S) hapisten çıkınca üç gün Serhend’de kaldı. Hapisten çıktıktan sonra huzuruna varıp, ziyaret ettim. Mürşidimi sıkıntıya sokanlar için niyetimi gizleyeyim, bu meseleyi kendisine açmayayım diye düşünüyordum. Huzurunda bulunduğum bir sırada beni kalabalık cemaat arasından çağırtıp buyurdu ki: -“O Hintçe isimleri okuma, çünkü onlar sihirlidir!” dedi. Öyle bir şey olmadığını söyleyip, saklamak istedim. Bunun üzerine mübarek, “Bana niye yalan söylüyorsun? O isimleri falan sihirbazdan öğrendin!” diyerek o sihirbazın ismini söyledi. Sonra da; “O öğrendiğin şeylerin yazılı olduğu kağıt, evinin bahçesindeki bir ağacın altındadır. Her ne kadar sihir tesir ederse de sihir yapmak haramdır. Şimdi git, o sihir yazılı kağıdı yırt!” buyurdu. Başımı önüme eğdim. Daha sonra bana, “O işi yapmayacağına ve sihir yazılı kâğıdı yırtacağına dair söz ver” dedi. Ben bu keramet karşısında hayret ettim. Çünkü yapacağım o işi hiç kimse bilmiyordu. Hemen eve gidip üzerinde sihir yazılı kâğıdı, ağacın altından çıkardım ve yırtıp attım.

Şimdiler de inanmam ama bak sen yine de diyerek fal baktırmak, denize düştüm yılana sarıldım diyerek hoca hoca, üfürükçü gezmek adet olmuş. İnanmam diyen herkes bir umut diyerek te denemiştir bunları. Faydasını yararını göremedikleri gibi birde zararını görmüşlerdir. Fakat görmezden gelip alakasının olmadığına kendilerini inandırıp başka bahaneler bulmuşlardır. Bulmuşlardır demeyeyim bulmuşuzdur diyeyim daha doğru olur. Çünkü bu bir genelleme ve maalesef bu genellemenin içinde hepimiz varız çünkü aynı hataya hepimiz dahil oluyoruz. Bilerek yada bilmeyerek. Hoş sohbetle içilen bir kahveyi bile gırgır olsun diye fal boyutuna taşırken dahil olmamak ne mümkün. Hele ki günahını ve boyutlarını bilmemize rağmen. Allah affetsin, doğru yolu hidayet etsin bizlere…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık