• 26 Kasım 2015, Perşembe 8:34
HasanMERT

Hasan MERT

Kültür-Değer-Medeniyet ilişkisi (1)

 

 

İslâm dininin son hak din olarak insanlığın mutluluğu ve huzuru için en güzel prensipleri ortaya    koyduğunda şüphe yoktur. Önemli olan bu güzel prensiplerin hayata geçirilerek güzelliklerinin pratiğe yansıtıla bilmesidir. Hayata geçirilemediği takdirde İslâm prensiplerinin güzelliğinin insanlara ulaştırılabilmesi pek mümkün olmaz.  Bu bakımdan her alanda İslâm’ın ortaya koyduğu prensiplerin hayata geçirilerek uygulama daki güzel sonuçlarının pratik olarak sergilenebilmesi büyük önem taşımaktadır.

 

Prensipler, teorik olarak ne kadar güzel olursa olsun, hayata geçirilemedikleri ve uygulamaya      konamadıkları takdirde hiçbir anlam ifade etmezler. Çünkü güzelliklerin güzelliği, ancak bunlar ortaya konabilir ve gösterilebilirse anlaşılabilir.

İnsan yaşamı bir takım değerler bütününden oluşur. Bu değerler yaşama anlam verir, yön verir ve hedefleri belirler. İçinde yaşanılan toplum tarafından, kuşaktan kuşağa aktarılan bu değerler, ortak hafızada toplanır ve yaşamın her alanında uygulanır.

Yaratılışının sırrını kavramaktan aciz bireylerin dünyaya anlam veremeyeceği açıktır. Kendisine, içinde yaşadığı kültüre ve onun ürettiği değerlere yabancı kalan insanlar; kimliksiz kalabalıklar olarak, özüne yabancılaşmayla sonuçlanan çözük değerlerin içinde bunalmaya mahkûm olurlar.

 

K.Kerim A’raf sûresinde ; 7/175.’’ Kendisine kanıtlarımızı verdiğimiz, fakat onları bir kenara atan, bu yüzden şeytanın peşine taktığı, nihayet azgınlardan olan kişinin haberini onlara anlat. 176. Eğer biz isteseydik o kişiyi delillerimizle yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı, hevesinin peşine düştü. İşte böylesinin hali, kovsan da bıraksan da hep dilini çıkarıp soluyan köpeğin haline benzer. Âyetlerimi' zi yalanlayan topluluğun durumu işte böyledir. Şimdi sen bu kıssayı anlat, umulur ki iyice düşünürler. 177. Âyetlerimizi yalanlayan ve böylece yalnız kendilerine fenalık etmiş bulunan kavmin durumu ne kötüdür! 178. Allah'ın doğru yola yönelttiği kişi hidayete ermiştir;….’’

 

Tefsiri :  7/175. Kendisine deliller (âyetler) verildiği bildirilen kişinin kim olduğu hususunda değişik yorumlar vardır. Müfessirlerin çoğunluğuna göre bu kişi İsrâiloğulları’ndan Bâûrâ (veya Eber) oğlu    Bel'am 'dır; buna göre âyetin asıl muhatabı da yahudilerdir. Bu kişinin adı Tevrat'ta Beor'un oğlu Bal'am olarak geçmektedir. Onun kâhin   veya peygamber olduğu (Petrus'un İkinci Mektubu, 2/15) yönünde farklı bilgiler vardır, Kitâb-ı Mukaddes'te onun Hz. Mûsâ ve İsrâiloğulları karşısındaki tutumu hakkında da çelişik bilgiler yer almaktadır. Tevrat'taki bir kıssaya göre Hz. Mûsâ'nm ve İsrâiloğulları'nın çölde Ken'ân diyarına doğru İlerlemesinden kaygılanan Moab kralının ısrarlı talebine rağmen, Tanrı katında dilekleri geri çevrilme yen Bel'am, İsrâiloğulları aleyhinde dilekte bulunmayıp aksine onları mübarek kılar (Sayılar, 23/7-10, 18-24; 24/3-9, 15-249). Fakat Kitâb-ı Mukaddes'te Bel'am, İsrâiloğulları'na düşman olarak da tasvir edilir. Nitekim İsrâilo ğulları'nın Midyan kadınlarıyla zina etmeleri onun bir tuzağı olarak gösterilir (Sayılar, 31/16; Vahiy, 2/14). Başta Taberî'nin Câmiu'l-beyân'ı olmak üzere eski tefsirlerde bu âyet yorumlanırken Belam hakkındaki rivayetlere geniş yer verilmektedir. Bu rivayetlerin birinde Hz. Mûsâ'nm, bir ordu ile zorba bir kavmin üzerine gittiği, durumdan kaygılanan bu kavmin, aslında iyi bir kişi olan Bel'am'dan yardım istedikleri, onun başlangıçta bu isteği reddettiği, fakat bazı hediyelerle kandırıldığı; bunun üzerine kendisinden yardım isteyenlere, Musa'nın askerlerine tuzak olarak kadınlarını süsleyip onlarla zina ettirmelerini öğütlediği, İsrâiloğulları'nın bu tuzağa düşmeleri üzerine Allah tarafından bir ceza olarak baş gösteren bir veba salgının da 70.000 kişinin öldüğü bildirilir. Başka rivayetlerde de başlangıçta sâlih bir kul veya bir peygamber olan Bel'am'in ism-i a'zamı okuyarak Hz. Musa'ya beddua ettiğinden ve bu suretle yoldan çıktığından söz edilmektedir .  Bir görüşe göre bu kişi, Câhiliye döneminin tanınmış şair ve hakimlerinden Ümeyye b. EbüVSalt'tır. Ümeyye kutsal kitapları okumakta, yeni bir peygamberin geleceğini bilmekte, fakat o peygam berliği kendisi için beklemekteydi. Muhammed (aleyhisselâm) peygamber olunca onu kıskanmış ve inkâr etmiştir. Hz. Peygamber bu kişi hakkında, "Şiiri iman etti, kalbi inkâr etti" demişlerdir[285].

Söz konusu kişiye verildiği bildirilen "âyetler"le peygamberliğin veya ism-i a'zamın kastedildiği belirtilmek tedir[286].  

.... Bizim için bu kişinin kim olduğu değil, tutum ve davranışı önem taşımaktadır. Buna göre Allah bir kişiye kendi varlık ve birliğinin kanıtlarını bildirmiş, yahut -172. âyette bildirildiği şekilde- onun fıtratına kendi rubûbiyyetini anlayıp kavrama yeteneğini yerleştirmiş; fakat daha sonra o kişi fıtratındaki inanma yeteneğin den sıyrılıp kopmuş; delilleri bir kenara bırakmış, inanmaktan vazgeçmiştir. Böylece şeytan onu peşine takmış, onu da kâfirlere ve azgınlara katmıştır[288]

 

Dipnotlar :  (Kur’an Yolu) 285-Râzî, XV, 54; İbn Kuteybe, eş-Şi'ru-ve'ş-Şuarâ', Le-iden 1902,s.279.---[286] bk. Taberî, IX, 122-123.---[288] Râzî, XV, 55. ***Kur’an Yolu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: II/491-492 -Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş,

(Devam edecek…)                                                                                                                      


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık