• 17 Ağustos 2017, Perşembe 7:24
HasanMERT

Hasan MERT

Hacc (Dünya?nın kalbine yolculuk)-2

Bizleri hidayetle şereflendiren Allah’a hamd, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e sâlat ederim.

Eşini ve çocuğunu Bekke vadisinde bırakıp sonra geri gelen ve buraya oğlu İsmail ile Kabe’yi yeniden inşa eden İbrahim Peygamber (a.s.) için Kabe’yi inşa etmenin anlamı farklıydı. Allah’ın evi, Allah’ın prensiplerini üzerinde taşımalıydı, köşeli, sağlam zemine oturan, her köşesi ve her cephesinin her cephe tarafında yaşayan insanlığa bir mesajının olduğu ilkelerin evi olacaktı bu ev-Beyt- (Ka’be).

Allah Kâbe’ye verdiği değeri ona “Harem” kelimesini kullanarak ifade etmiştir. Bu sebeple oraya ‘mescid-i haram’ denilmiştir. Kâbe gerçekte muhterem ve mükerremdir.

K.Kerim:   “O zaman biz beyti insanların gidip gelip ziyaret edecekleri bir makam ve bir güvenlik yeri yaptık. Siz de İbrahim'in makamından kendinize namaz kılacak bir yer edinin, İbrahim ve İsmail'e de, "Tavaf edecekler için ibadete kapanacaklar, rükû ve secde edecekler için evimi temiz tutun" diye talimat verdik.” (1)

Tefsir:  "Beyt"ten maksat Kabe'dir. Kur'an'ın başka yerlerinde de bu mukaddes mekândan yine "beyt" kelimesi(2) ve Kabe ismiyle birlikte(3) "Bey-tü’l-harâm"(4)"Beytü’l -atîk"(5)" Beytü’l-ma'mûr"(6) şeklinde de söz edilmiştir.(7)

Âyette; Kabe'nin, dünyanın muhtelif yerlerinden insanların bıkmadan, tekrar tekrar gelip ziyaret edecekleri, ibadet sevabı kazanacakları bir hac mahalli olarak yapıldığı, bu sebeple oranın güvenli bir yer kılındığı, başlangıçtan itibaren yüce Allah'ın muradının bu olduğu bildirilmekte, bunun Araplar için şükredilmesi gereken bir nimet ve bir onur vesilesi olduğuna işaret edilmektedir. Nitekim Kabe; Hz. İbrahim'den itibaren bilinen bütün tarihi boyunca bir hac ve ziyaret mahallî olarak işlev görmüş, bu durum başta Mekkeliler olmak üzere Araplar için maddî ve manevî faydalar sağlamış; bu yüzden orada bulunan insanların, hatta bütün canlıların güvenliğine de özel bir önem verilmiş; bu iki hususa, yani Kabe'nin hem bir hac mahalli olarak ziyaret edilmesine hem de güvenliğinin korunmasına putperest Araplar'ca bile önemle riayet edilmiştir.

"Siz de İbrahim'in makamından kendinize namaz kılacak bir yer edinin" şeklindeki bölümün muhatabının kimler olduğu hususunda iki farklı görüş vardır. Bir görüşe göre bu buyruğun muhatabı Hz. Muhammed'in ümmeti, daha güçlü olan diğer görüşe göre ise Hz. İbrahim'in kavmidir. Bu son görüş tercih edildiğinde âyeti, "Biz onlara, siz de İbrahim'in makamından kendinize namaz kılacak bir yer edinin, diye emrettik" şeklinde anlamak gerekir. Bununla birlikte, muhatap belirtilmeksizin sadece buyruk cümlesiyle yetinilmiş olması dikkate alınırsa, Muhammed ümmetinin de bu kapsamda düşünülmesine engel yoktur. (8)

İbrahim'in makamı (Makam-ı İbrahim), Hz. İbrahim'in Kabe'yi inşa ederken üstüne bastığına, üzerine ayak izlerinin çıktığına inanılan taş veya bu taşın bulunduğu yerdir.(9) Bugün bu taş Kabe'nin kuzeydoğu kenarının karşısında, Kabe'ye yaklaşık 15 m. mesafededir. Konumuz olan âyetteki "İbrahim'in makamından kendinize namaz kılacağınız bir yer edinin" buyruğu uyarınca müslümanların namazgah saydıkları, tavaf namazının kılındığı bu makamın korunması için halifeler ve diğer hükümdarlar özel tedbirler almışlar, taşın çevresine kıymetli madenlerden çemberler geçirmişlerdir. Sonraki dönemlerde makam-ı ibrahim için özel bir oda inşa edildi. Hicrî 900 yılında bu yapı yenilendi. Osmanlı Sultanı Abdülaziz aynı yapının kubbesini 1 m. kadar yükselttirdi. Ancak Suudi Prensi Suûd b. Abdülazîz bu kubbeyi kaldırtarak taşı ve üzerindeki ayak izini rahatlıkla görülebilecek bir hale getirdi. Zamanla hacıların sayısı artınca Kabe'nin çevresindeki "metâf" denilen alandaki küçük yapıların tavafı güçleştirmesi üzerine Kral Faysal'ın emriyle bu yapılarla birlikte makam-ı İbrahim için yapılan oda da yıkıldı; asıl makam-ı İbrahim sayılan taş ise camlı bir kafes içine alındı.

Hz. İbrahim ve oğlu İsmail mabedi inşa ettikten sonra Allah Teâlâ onlara, "Tavaf edecekler için ibadete kapanacaklar, rükû ve secde edecekler için evimi temiz tutun" diye emretmiştir. Yüce Allah'ın "beytiye" (evim) diye andığı yer de Kabe'dir. Bu ifadeden dolayı bütün Müslümanlar Kabe'yi Beytullah diye de adlandırırlar. Tavaf edenlerden (tâifîn) maksat, hac ve umre niyetiyle Kabe'yi ziyarete gelip Beytullah'ın çevresini usulüne göre dolaşanlar; "ibadete kapananlar" seklinde çevirdiğimiz "âkifîn"den maksat, ibadet etmek gayesiyle Harem-i şerifte bulunanlar, "rükû ve secde edenler"den (er rukkei's-sücûd) maksat da orada özellikle namaz kılanlardır.(10)Yüce Allah, Hz. İbrahim ve İsmail'e, belirtilen maksatlarla Beytullah'ı ziyarete gelenler için orayı temiz tutmalarını emretmiştir. Hz. İbrahim ve İsmail'in şahsında Beytullah'ın bakım ve gözetiminden sorumlu bulunan daha sonraki bütün müminlere hitap eden bu buyruktaki "temiz-lik'le hem maddî hem de manevî temizlik kastedilmiştir. Buna göre Harem-i şerif bir namazgah olduğu için bu kutsal mekânın namazın sıhhatine engel olan maddî pisliklerden; insanın imanını, ihlâsını ve kulluğunu Allah'a arzettiği yer olduğu için putperestliği çağrıştıran her türlü tutum ve davranışlardan; bütün milletlerden müslümanların bir araya gelerek tanışıp kaynaşmaları, sevgi ve şefkatin en güzel örneklerini vermeleri gereken yer olduğu için de insanları incitici söz ve hareketlerden, hatta hayvanlarla bitkilere zarar veren, mekânın kutsiyetiyle bağdaşmayan her türlü ahlâk dışı tutum ve davranışlardan arındırılması istenmektedir.(11) Nitekim hac ibadetinin esas ve âdâbına dair islâmî kaynaklarda da bütün bu konularla ilgili olarak ayrıntılı hükümler tespit edilmiş ve düzenlemeler yapılmış olup bunlar titizlikle uygulanmaktadır. (12)

Hz. İbrahim’e, Hz. Hacer’e, Hz. İsmail’e, Kâbe’ye, onun hayatının merkezine koymamız gereken işaret ettiği yüce prensiplerine, Kuran’a ve onun etrafında halka olup, değerlerini tavaf eden, hayata taşıyan ;

Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt’ine ve Ashâbına, tâbiîn, tebe-i tâbiîne bu güne değin geçen ümmetine selâm olsun.

Dipnotlar:

(1)    Bakara suresi Ayet 125

(2)     Bakara 2/127,158; Âl-i İmrân 3/96,97; Enfâl 8/35; Hac 22/26; Kureyş 106/3

(3)     Mâide 5/95, 97

(4)     el-beytü'1-harâm: Kutsal, dokunulmaz mâbed; Mâide 5/97

(5)     el-beytü'1-atîk: Eski mâbed; el-Hac 22/2933

(6)     el-beytü'l-ma'mûr: Bakımlı mâbed; Tur 52/4

(7)     Kabe hakkında ayrıca bk. Âl-i İmrân 3/96-97.

(8)     Reşîd Rızâ, 1,461.

(9)     Râzî, IV, 48.

(10)Râzî, IV, 52.

(11) Taberî, I, 538-539; Zemahşerî, 1,93; Râzî, IV, 51-52.

[12] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş, Kur’an Yolu: I/208-210).


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık