• 12 Mayıs 2016, Perşembe 8:35
HasanMERT

Hasan MERT

DİN VE DİNE OLAN İHTİYAÇ

İnsan fert olarak da toplum olarak da dine muhtaçtır. İlkel insandan tutun da bugünkü teknolojik gelişmeleri gerçekleştiren insana varıncaya kadar tarih öncesi ve sonrası hiçbir devirde din duygusu taşımayan topluluğa rastlanmamıştır.

Allah ve din fikri insanla beraber doğmuştur. İnsanın ruh-beden olarak iki yönü vardır. Ve bir bütünlük arz ederler. Ruh olmadan beden işe yaramayacağı gibi beden olmadan da ruhun işe yaramayacağı görülmüştür. İnsan hem bedenin hem de ruhun ihtiyaçlarını asla ihmal edemez. İnsan bedenine karşı sorumlu olduğu gibi ruhuna karşı da sorumludur. Bedenin ihtiyacı olan helal ve temiz gıdaları alarak sağlığını koruyup zararlı şeylerden uzak durmalıdır.

Ruhun ihtiyacı olan iman ve ilim gıdası da verilmelidir. Batıl ve hurafelerden de korunmalıdır. Bütün bunları bize din öğretir. Bunun içinde dine ihtiyaç vardır.

İnsanın ruh yönünden yükselip olgunlaşması, yaratılışının bir gereğidir. Bu ise ancak yüksek ahlakla elde edilir. Ahlak üstünlüğü ise din duygusuyla gelişir, olgunlaşır. İnsan din duygusu ve Allah sevgisinden yoksun olduğu an pek çok İnsanî özelliklerini kaybetmiş olur.

İnsan hayatı boyunca çalışır, uğraşır, mücadele eder. İnsan bu mücadelesin de bazen başarılı da olamaz. Maddi bütün sebeplere başvurduğu halde engelleri aşamayabilir. Böyle bir durumla karşılaşan insan kendi kuvvet ve gücünün üstünde daha büyük bir kuvvetin varlığına inanmayacak olursa bunalıma düşebilir. Hayatın anlamını kavrayamaz. Hayatına bile kıyabilir.(Allah korusun) İnançlı insan Allah’ın yardımı ile engelleri aşacağına inanır. Ümitsizliğe düşüp karamsar olmaz.

Fert olarak din ne kadar gerekliyse toplum olarak da o kadar gereklidir. İnsanlar toplu halde yaşarlar. İhtiyaçlarını birbirlerinden karşılarlar. Hiç kimsenin yalnız başına ihtiyaçlarını karşılamaya gücü yetmez. Toplumların devamı fertlerin birbirlerine karşı olan görevlerini yerine getirmeleriyle mümkündür. Görev ve hak kavramlarının mukaddesliğini din ortaya koyar.     

İnsan nefsini terbiye edip olgunlaştırmazsa çoğu zaman aşırı arzuların etkisinde kalarak kişisel çıkarlarından başka bir çıkar düşünemiyor. Bu ise başkalarına zulme sebep olabilir. Nefsi kötülüklerden korumak erdemdir. Nefs terbiyesinin en aşkın (yüce) amacı, amel ve taatın (Allah’ın razı olduğu şeyler ) temeli olan takvaya ulaşmaktır.Bunlar da kazanılacak güzel huylarla (ahlaki terbiye ile zirveye ulaşır.’’Allah sakınanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir.’’ (Nahl suresi Ayet 128)

İnsanı başkalarına karşı olan görevlerini yerine getirmeye ve haklarına saygılı olmaya mecbur edecek bir etkene ihtiyaç vardır. O da DİN’dir. Akıl,  dini gerekli kılmakta veya ona tabi olmaktadır.

İnançsızlık insan için bir felakettir. İnsanlık âlemi yaratılışıyla birlikte inanma ihtiyacı duymuştur. İlk hak din Hz. Adem’in tebliğ ettiği dindir. Adem Aleyhisselam’a 10 sh verilmiştir. Bu dine tevhid dini, Hak din, semavî din denir.

İnsanların kabul etmesi gereken Hak din İslam dinidir. İslam dini gelince diğer dinler hükümsüz kalmıştır. K.Kerim: “ Allah katında tek geçerli din İslam dinidir.” (Al-i İmran s.Ayet: 19) “ Kim İslam dininden başka bir din ararsa, asla kabul olunmaz. O ahirette de en büyük zarara uğrar.” (Al-i İmran s.Ayet:85)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık