• 06 Temmuz 2018, Cuma 7:39
HasanHüseyin KARA

Hasan Hüseyin KARA

Yeni dönem, yeni sistem, ehil el…

Yeni sisteme geçişle birlikte artık Türkiye eski Türkiye değil…

Önümüzdeki Pazartesi günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeni sistemin ilk başkanı olarak yemin edecek ve akabinde yeni kabinedeki isimleri, bakanları ve bakanlıkları açıklayacak.

Yeni kabine için isimler konuşulmaya başlandı bile…

Ama yeni kabine için düşünülen ve konuşulan isimler bürokrasiden değil, ehil yani teknokrat isimler olacak…

Yani Tarım’da bir doktor değil, tarımın içerisinden gelmiş, tarımdan anlayan bir isim,

Yine sağlıkta, sağlığı bilen ve yönetebilen bir isim,

Savunma Bakanlığında istihbarattan bir isim,

Dış işlerinde, İç işlerinde, ekonomide, ticarette artık bürokratların değil, işin içinden gelmiş isimlerin dönemi başlayacak…

Daha doğrusu artık teoride değil, pratikte olan isimler ülkemin yönetiminde söz sahibi olacak…

Kulislerde konuşulan bir çok isim var…

Mesela bunlardan birisi eski TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) Başkanı Mehmet Büyükekşi…

Kendisinin ismi Ticaret Bakanı olarak geçiyor…

Dünyaca ünlü ekonomist Daron Acemaoğlu’nun ekonomi bakanlığıyla ilgili adının geçtiğini artık duymayan kalmadı.

Bunun dışında Emlak Konut Genel Müdürü Murat Kurum, THY eski Genel Müdürü Temel Kotil, DEİK Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Başkanı Nail Opak, TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, Goldman Sachs Türkiye Direktörü Çağlayan Çetin konuşulan isimler arasında.

Bu ülkemiz için, muasır medeniyetler seviyesine çıkmamız, 2023, 2051 ve 2071 hedefleri için atılmış en sağlam adımlardan bir tanesi olacaktır…

Dediğim gibi pazartesi günü Cumhurbaşkanımızın yemin etmesinin ardından hepimizin merakla beklediği bu konu aydınlanacak…

Ben şahsım adına yeni sistemde yönetime getirilecek yeni isimlerin ‘ehil’ insanlardan olmasının piyasaları çok ciddi anlamda rahatlatacağını düşünüyorum…

Bekleyip göreceği yeni Türkiye’nin yeni bakanlarını…

‘İYİ’ HAKARET YEMİŞİZ!...

Konuyu uzattıkça tadı kaçar…

Derler ya ‘temcit pilavı’ misali diye…

Ama bazen de sen istesen de istemesen de konu uzar gider…

Önceki gün İyi Parti’den Konya Millet’vekil’i seçilen Fahrettin Yokuş beyin düzenlediği basın toplantısında biz Konyalı gazetecilere ettiği veryansınla ilgili düşüncelerimi paylaşmıştım sizlerle…

Toplantıda Vali, Belediye Başkanı, Belediye Başkanları daha doğrusu, hükümet, Müslümanlık, din, iman hepsini karıştırmıştı ama ben sadece beni ilgilendiren kısmını sizlerle paylaşmıştım…

Kendisine yapılan eleştirilere cevap vermek yerine, eleştiriye daha da ağır eleştiriyle yaklaşan sayın ‘Vekil’in söylemlerine cevap vermiştim kendimce…

Yazının yayınlandığı gün epeydir sözleştiğimiz ama bir türlü bir araya gelme imkanı bulamadığımız çiçeği burnunda bir doktor arkadaşımın ‘Yeter artık buluştuk buluştuk, ya değilse ben gidiyorum bir daha da zor görüşürüz’ talebi üzerine ufak bir Konya turuna çıkmıştık…

Bir tanede tarım makineleri satışı yapan arkadaşla birkaç saatliğine şehir merkezinden uzaklaştık…

Sosyal medya üzerinden inanılmaz tepkiler gelmiş…

Telefonlar gelmiş gazeteye, arkadaşlar benim olmadığımı, notları varsa iletebileceklerini söylediklerinde ise ne ‘yalakalığımız’ kalmış ne ‘yandaşlığımız’ daha ağza alınmayacak bir sürü hakaret…

Neden?...

Hak eden hak ettiği gibi davranmak gerekirmiş!...

Gelen yorumlar arasında en naif, en kibar, en anlaşılabilir olanında Sovyetlerin Pravdası gibi olduğumuz yazıyordu…

Telefon numaramı isteyenler olmuş, arkadaşlar vermemiş, ‘keşke verseydiniz’ dedim…

‘Deveye diken’ gibi bir söylemle bizleri, yani sizleri, yani seçmeni, yani Türk halkını eleştiren ‘vekil’e nasıl tepki vermeliydik…

Gerçi sayın ‘Vekil’imiz toplantısında bu sözün yanlış anlaşıldığını, herkesin aklına gelen o korkunç deyimi kastetmediğini, sadece dikenli bir ot yiyerek kendi kanında boğulan bir devenin hikayesini anlatmaya çalıştığını söyledi…

Bizleri yani Türk halkını öleceğini bile bile dikenli bir ot yiyen deveye benzettiğini ima eden ‘vekil’e nasıl tepki vermeliydim…

Biz gazetecilere ‘kudurdular’ diye hakarete varan söylemlerde bulunan, devletin valisine mafya vari posta koyan (eleştiren demiyorum dikkat edin), kendisine oy veren Konyalı seçmene ‘İT’ diye hitap eden ‘Vekil’e nasıl tepki vermeliydim…

 ‘Ben Konya’nın en iyi Müslüman’ıyım’ diyerek, bizlerin, yani sizlerin, yani bütün Konyalının Müslümanlığını beğenmeyen, kendisini hepimizden çok daha üstün görebilecek kadar büyük bir egoya sahip, Müslümanlığımızı sorgulama, yargılama, eleştirme hakkına ve haddine sahip olduğunu düşünen sayın ‘Vekil’e ne demeliydim…

Seçim öncesi süreçte bütün gazetelerden ve televizyonlardan randevu aldığını ve bazılarının kabul etmediğini söyleyen ‘Vekil’e ‘Kapımız her zaman hazırdı çat kapı bile gelebilirdiniz?’ demekle hatamı yapmışım?

Arayanlar iyi Partilimi, arayanlar sayın ‘Vekil’in tanıdığımı, yada arayanlar Konyalımı? Bilmiyorum ama sadece eleştirdiği için, hem de kendilerine hakaret eden bir insanı eleştirdiği için arayıp hakaret etmenin mantığı nedir?

‘Ak Parti iktidarıyla 16 yıldır savaşıyorum’ diyerek oy toplayan, daha sonrasında ise ‘MHP ile ittifakları bozulursa biz taşın altına elimizi koymaya hazırız’ diyerek Ak Partiyle ittifaka bırakın sinyali, bildiğiniz selektör yapan ‘Vekil’e nasıl cevap vermeliydim…

Hakaret etmek, ötekileştirmek, dışlamak, suçlamak bu kadar basit işte…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık