• 27 Kasım 2019, Çarşamba 8:53
Ali RızaTABAN

Ali Rıza TABAN

VALİ BEYİN REAKSİYONU

Vali Cüneyit Orhan Toprak kürsüye çıkıyor.

24 Kasım Öğretmenler Günü’nde, günün önemine binaen salonda bulunan öğretmenlere hitap edecek.        

O anda salonda “tık”yok. Herkes pür dikkat vali beyin bu önemli günde ne söyleyeceğini merak ediyor. Çünkü vali devletin valisi. Kendisi koskoca bir ilde devleti ve Cumhurbaşkanı’nı temsil ediyor.Dolayısıyla onun 24 Kasım gibi müstesna bir günde söyleyeceği sözler çok önemli.Kürsüde devlet adına konuşacak.Devletin öğretmenlere bakışını anlatacak. Sonra öğretmenleri dinleyecek ve onların beklentilerini  devlete anlatacak.

Vali bey kürsüye çıkıp önündeki mikrofona “tık, tık” yaparak, tam konuşmaya başlayacağı bir anda kürsünün hemen karşısında oturan bir şahsı görüyor. Şahıs ölçüsüz  bir şekilde bacak bacak üstüne atmış ve ayağının birini de valiye karşı dikmiş vaziyette oturmaktadır. Bu olayda valiye karşı uzatılan ve dikilen ayak, vali beyin şahsında devlete karşı uzatılan ve dikilen bir ayaktır.Bir anlamda devlete karşı saygısızlığı ve umursamazlığı da ifade etmektedir o hareket. Bu arada eylemin sahibinin kim olduğu, hangi mesleği yaptığı önemli değil.Ortada külliyen yanlış ve abuk olan bir durum var.

Vali Cüneyit Orhan Toprak  saygı duvarlarını yıkan bu oturuş tarzından rahatsız olur. Karşısında yayılmış vaziyette oturan ve bir ayağını da valiye  karşı  uzatan şahsı uyarma gereği duyar ve şöyle der :”Sen öğretmen misin birader? Öğretmen gibi otur da bir görelim.Burada arkadaşlarını rencide ediyorsun”

Vay sen misin bunu söyleyen?

Ulusal medyada malum bir takım insanlar basar yaygarayı : “Vali bir öğretmeni herkesin içinde azarladı. Vali’den öğretmene fırça” Buna benzer bir takım  haber ve yorumlar yapılır. Vali beyin şahsında devleti ve Konya’ya  yerme ve dövme teşebbüsleri olur. Bizler böyle  girişimlerin yabancısı değiliz. Bu güruh  her fırsatta  ve yıllardır yapmaya çalışır bu gibi hareketleri. Onlara fırsat vermemek lazım ama ne yazık ki veriyoruz. Bilerek ya da bilmeyerek bir şekilde fırsat veriyoruz. Sonra da sırtımızı dönüp bizi dövmelerini bekliyoruz. Onlar da tıynetlerinin gereğini yapıyor maalesef. Bu bakımdan önemli ortam ve olaylar karşısında şehrin insanlarının hangi işi yaparsa yapsın dikkatli olmaları gerekiyor.

Vali bey oturuş tarzı ile devlet büyüğüne karşı saygı anlayışını sıfırlayan şahsa ne diyecekti, ne yapacaktı?“Aramıza hoşgeldin. Şeref verdin birader. Şöyle daha bir yayıl keyfine bak. Rahat edemezsen bir çekyat vereyim şöyle boylu boyunca bir uzan. Sigaranı yak, keyfine bak mı” diyecekti.

Sözkonusu olayda vali bey öğretmen sandığı şahsın oturuş  tarzına reaksiyon göstermediği takdirde, devletin ağırlığını sıfırlayan taraf olurdu. Ayrıca devletin ağırlığını ve itibarını temsilde zorlanan, zaaf gösteren ve zayıf kalan taraf olurdu. Vali bey işte bu sebeplerden dolayı yapması gerekeni yaptı ve karşısında sere serpe oturan şahsa “Birader” diye hitap ederek, samimiyet sahibi bir halk adamı olduğunu da göstererek uyardı. Başka türlü de davranabilirdi. Mesela, karşısındaki şahsa “Çık dışarıya.Atın bunu dışarıya” falan da diyebilirdi. Böyle valiler de gördü bu ülke. Olaya burdan bakıldığında Cüneyit Orhan Toprak’ın dikkatli ve sağduyu sahibi  bir insan olduğu görülecektir.

Keşke bu müessif olay hiç olmasaydı.

Keşke olayın üzerinden saatler geçtikten sonra öğretmen   olmadığı anlaşılan  şahıs vali beyin karşısında otururken dikkatli olabilseydi. Sonra madem dağınık ve bacak bacak üstünde bir oturma  alışkanlığın var. Bacak bacak üstünde otururken bir ayağının  tabanını ve ayakkabının burnunu  havaya diken bir  alışkanlığın var, en ön  sırada ne işin vardı be arkadaş?  Nereden bakarsan bak izahı  mümkün olmayan nahoş ve saygısız bir davranış biçimi. Devlet büyüğüne gösterilen saygının aslında devlete gösterildiğini nasıl oldu da aklına getiremedin? Aslında hangi ortamda olursa olsun, bir insanın toplum içinde oturuşu dahil her şekilde dikkatli olması gerekmiyor mu? Neyse işi  bir şekilde tatlıya bağladın.

Bu konuyu böylece kapatalım.

Yukarıdaki olaydan bağımsız ve ilgisiz bir değerlendirme yapmak istiyorum. Zira, biz aşağıdaki konularda kendisini fazlasıyla yoran bir insanız.       

Bir toplumun bekasında sevgi ve saygı hayati öneme sahip iki temel taşıdır.

Saygı ve hürmet denilince öncelikle küçüğün büyüğe ve insanların devlete karşı, devlet  adamlarına karşı davranışı akla gelmektedir.

Sev, sevme devlet adamına gösterilen saygı aslında devlete gösterilen saygıdır.

Eskiden insanların aile içinde de bir oturma adabı vardı. Bu adap dahilinde hareket eden insanlar ve aileler günümüzde giderek azalmaya başladı.

Eskiden konuşma adabı vardı.  

“Yol, yordam” vardı.

Milleti, millet yapan, bir aileyi aile yapan değerlerimizi kaybediyoruz.

Toplumun önünde oturma, konuşma, bir fikri müzakere etme hassasiyetimizi kaybettik.

Geleneksel öğretiler,  dini öğretiler artık kulağımızda küpe değil sanki. Koca koca adamların kulaklarında başka küpeler olmaya başladı. İnsanlarda yeni  fikirler, yeni davranış kalıpları her türlü öğretiyi alt üst etmeye başladı.       

Yazıyı uzatmayalım ve Yunus Emre’nin sözleriyle noktalayalım..            

“Girdim ilimi meclisine, eyledim kıldım talep,

Dediler ilim geride, illa edep illa  edep”            

Yunus’un dediği gibi  her işin başı edep.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık