• 06 Mayıs 2020, Çarşamba 9:34
Ali RızaTABAN

Ali Rıza TABAN

SERZENİŞLERE CEVAP OLSUN

Aslında hikaye şöyle başladı.

Selçuk Üniversitesinin  kuruluşunun ilk yıllarıydı.

Rektör vardı. Lakin rektörün oturacağı bina yoktu.

Öğrenci vardı. Lakin bina yoktu. Bina olmayınca derslik de yoktu.

Cıvıloğlu camiinin hemen yanıbaşında bulunan Türk Anadolu Vakfına ait binada DMMA öğrencileri okuyordu. (Bilmeyenler için söyleyelim.. DMMA Selçuk Üniversitesi’nden önce 1971 yılında kurulmuştu.)

Selçuk Üniversitesi 1975 yılında çıkartılan bir kanunla kuruldu.

Aynı zamanda yeni bölümler açıldı ve öğrenci sayısı da buna bağlı olarak arttı.

Artan öğrenci ihtiyacını karşılamak için yeni binalar aranırken, ilk olarak kampüs arayışı da gündeme geldi.

Rektörlük için İstasyon Caddesi’nde Feridiye Karakolu’nun hemen ilerisinde zemin+ 3  bir bina kiralandı. Binanın dış cephesi kara mozaikle kaplanmıştı. Odalarda çok küçük ve daracıktı. Eldeki imkanlarla bu bina kiralanmıştı.   

Sonra şehrin  muhtelif  bölgelerinde öğrenciler için bina arayışı  başladı.          

Muhacir Pazarı taraflarında Çocuk  Esirgeme Kurumu’nun bulunduğu  binanın bir bölümü devlet tarafından Selçuk Üniversitesi’ne tahsis edildi. Bazı bölümler burada eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdürdü.

Şato Form civarında yakın zamanda yıkılan İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün yanında tarihi sayılabilecek  şık bir  bina vardı. Yeni kurulan Selçuk Üniversitesinin bazı bölümleri de bu binada yıllarca eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdürdü.          

Sonra Zindankale mevkiinde o zamanki  adıyla İnkılap İlkokuluna yakın mesafede bir  bina  daha bulundu. Mühendislik Fakültesi öğrencileri bu binada eğitim-öğretim hayatını sürdürdü.

Ve.. Tabi meşhur barakalar.

Yeni  kurulan Selçuk Üniversitesinin adını bütün ülkede “Baraka Üniversitesi” diye, dalga geçilmesine neden olan ve prefabrikten yapılan  binalar.

Cumhuriyet Mahallesinin başlangıcında bulunan bu  prafabrik binalar fen edebiyat eğitimi gören öğrencilere yıllarca hizmet verdi.. Zira, şehir merkezindeki binalar yetersiz kalmıştı.

Genç Selçuk Üniversitesi cephesinde bunlar yaşanırken ve üniversite bir çeşit ölüm/kalım savaşı verirken, soruna köklü çözüm arayan  yerel çevreler de harekete geçmişti. “Bu böyle olmaz.Bir kampüs yeri belirleyelim. Kampüs  yapalım ve Selçuk Üniversitesinin  bölümlerini bir merkezde  toplayalım” görüşü,  şehirde hakim görüş oldu.             

Kampüs konusunda herkes hemfikirdi.              

Fakat kampüs yeri konusunda görüşler farklıydı.

İki görüş atıldı ortaya.. 

Kampüsün Dutlukırı’na yapılmasını isteyenler ve İstanbul Yolu’na yani bugünkü yerine yapılmasını isteyenler.

Al sana bir kavga..

“Dutlukırı’na yapalım.”                

“Dutlıkıra olmaz. İstanbul Yolu’na yapalım.

Tartışmanın tarafları kendilerinin haklılığını kabul ettirebilmek için ha bire salvo atışlar yapıyordu. Bu arada Selçuk Üniversitesinin mağduriyeti de giderek artmaya başlamıştı.

Kampüsün yeri konusunda  anlaşamayan taraflardan birisi haklarını teslim etmek gerekir Konya’da DMMA   akademisini kuran taraftı. Dönemin Belediye Başkanı Yılmaz Kulluk ve onun arkadaşları. Benim asla sevmediğim bir tabir ama iyi anlaşılması bakımından burda kullanmak istiyorum. O dönemin “Haydari Tarikatı”nın mensupları.

Karşı tarafta ise CHP’nin ileri gelenlerİ.              

CHP’den senatör olan Erdoğan Bakkalbaşı. vardı.

Bakkalbaşı son derece  iyi ve disiplinli bir avukattı.

Sanatör olmadan önce fötr şapkası ile yolda yürürken  insanlar durur ve onun arkasından bakardı. Bozkırlıydı ve heybetli bir görünüşü vardı.

Sonra CHP’de bir dönem 2. Adam olan Mustafa Üstündağ vardı. Üstündağ’da son derece duygusal  ve sevimli bir milletvekiliydi. O da yürürken insanlara arkasından baktıran bir görünüşe sahipti. Bu arada Mustafa Üstündağ demişken.. Tarihi bir  anekdottan özellikle bahsetmek istiyorum. Kendisi Hükümet Meydanı’nda bizim de bulunduğumuz ayak üstü bir sohbette aynen şöyle demişti. “Aslında ben CHP’li değildim. 1965 yılında milletvekili olmak için Adalet Partisi İl Teşkilatı’na gittim.Bana parti yöneticileri senin akraba Necati Kalaycıoğlu’nu biz aday göstereceğiz. Bir Ortakaraviran’dan iki milletvekili adayı olmaz” dediler. Rahmetli,  AP yöneticilerinden aldığı bu cevaptan sonra CHP’yi gittiğini ve  CHP’nin kendisini aday yaptığını ve  milletvekili seçildiğini söylemişti. (NOT: Ortakaraviran o tarihlerde Seydişehir’in en büyük kasabasıydı. Üstündağ’ın olayı natletme tarihi ise 1970)     

Mustafa Üstündağ CHP genel  sekreterliğine  kadar yükseldi. 1980 darbesinden sonra Ankara-Ereğli arasında geçirdiği bir tarafik kazasında hayatını kaybetti.

Kampüs tartışmalarının yaşandığı dönemde CHP il başkanı Mustafa Çağlar’dı. Siyaseti çok iyi bilen etkili bir insandı. Erdoğan Bakkalbaşı ve Mustafa Çağlar  sonraki yıllarda İzmir’e gidip yerleştiler.

İyi de sonra ne oldu? diyeceksiniz..

Sabırsızlaştığınızın farkındayım.

Taraflar bir şekilde anlaştı ve kampüsün yeri, bugünkü yer olarak belirlendi.

Gelelim hikayenin 2. Bölümüne..

SERZENİŞLERE CEVAP OLSUN

Pazartesi günü ( 4 Mayıs 2020) bu köşede çıkan “Bir Resmin hatırlattıkları “ başlıklı yazımız üzerine bizi arayan dostlar oldu.

Kampüsün gelişmesine tanıklık eden ve katkıları olan değerli siyasetçiler,

Kampüsün gelişmesine tanıklık eden ve katkı sağlayan değerli gazeteci abilerimiz,

Üniversiteden hocalar,

Geçmişi bilmediği için “Hakikaten böyle mi oldu?” diye  soran arkadaşlar.

Aynı şekilde “Sadece bir kişiyi yazında öne çıkartmışsınız. Bizim hiç mi emeğimiz olmadı?” serzenişinde bulunan  ahbaplar..

Her birinize ayrı ayrı saygı duyuyorum.

Hiç katkınız olmaz olur mu?

Elbette oldu.

Bir üniversite rektörü nihayetinde özel statüye sahip bir devlet memuru. Arkasında siyaset kurumunun gücü olmadan, medyanın, yerel dinamiklerin gücü olmadan ne yapabilir ki?  Sizler bunu en iyi bilen insanlarssınız. Biz  o yazıda Halil Cin’in Selçuk Üniversitesi’ne kampüsün gerçekleşmesi dahil fiziki manada çağ atlattığını, çok sayıda fakülte ve  yeni yeksekokulların açılmasını sağladığını ve nitelikli eğitim-öğretimin yolunu açtığını ve Selçuk Üniversitesi’ni, Türkiye’nin en  saygın üniversitelerinden birisini yaptığını söylemeye çalıştık.             

Başka bir şey daha :Halil Cin rektörlük yaparken, rektörlük makamını para kazanma makamı olarak görmedi.

Başta gazeteci Latif Yıldız abimiz olmak üzere bir çok meslekdaşımız Selçuk Üniversitesi kampüsün  gerçekleşmesine yaptığı  haber ve yazılarla katkı sağladı.

Dönemin  söz sahibi siyasetçileri büyük katkı sağladı. 

Mesela Mehmet Keçeciler.. ANAP  iktidarları döneminde büyük ağırlığı olan ve benim yıllardır “abi” demekten gurur duyduğum Keçeciler’in bütçeden sağladığı özel ve ayrıcalıklı tahsisler olmazsa kampüs daha çok yerlerde sürünürdü. Şayet  kampüs, kampüs olduysa bunda Keçeciler’in yüzde 50 payı olduğunu kabul etmek lazım. Kampüsteki 2. Tıp Fakültesi de onun eseri. Türkiye’de ilk defa bir üniversite bünyesininde  2. Bir tıp fakültesinin kurulmasını  üstelik koalisyon hükümetine rağmen o sağladı. Selçuk Üniversitesi bünyesinde 2. Tıp Fakültesi onun Meclis’ten geçirdiği kununla kuruldu.

Ayrıca o dönemin yerel siyasetçileri,

Yerel dinamikler, şehrin ileri gelenleri elbette Selçuk Üniversitesi Kampüsünün  hayata geçmesinde değerli katkılar sağladı.

Bana gelince.. Hepinize ayrı ayrı teşekür ediyorum duyarlılıklarınızdan dolayı.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık