• 15 Kasım 2019, Cuma 8:55
Ali RızaTABAN

Ali Rıza TABAN

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ’NİN REKTÖRLERİ

Selçuk Üniversitesinde çok sayıda rektör görev yaptı.

Üniversitenin kuruluşuna yazdığı  yazılarla tanıklık edenlerden birisi olarak, rektörleri  işimiz gereği  yakından tanıma imkanımız oldu. Bazı rektörlerle de çok yakın ahbaplık ve dostluklarımız oldu.Ayrıca bizim görev yaptığımız gazetelere üniversite yönetimleri ve rektörler hakkında, bilgi getiren ve bilgi götüren çok sayıda akademisyen oluyordu. Dekanlarla, rektörlerle nerdeyse haftada bir kaç kez görüştüğümüz de oluyordu.

Birisine samimiyet ve yakınlığı ifade ederken kullandığımız bir söz var “Senli, benli”diye. Bizimki de tam olarak öyleydi.Özellikle Selçuk Üniversitesi’nde Prof.Dr.Halil Cin’in rektörlüğü sırasında  biz kendimizi “Senli, benli” bir anlayış  ve ilişkinin içinde bulduk.Aşağıda yazacağımız rektörlerle de   “Senli, benli” ilişkilerimiz oldu. Büyükler “Duvarların dili olsa da bir konuşsa” derler. Keşke, o döneme tanıklık yapan ve içinde büyük ve mahrem sırların paylaşıldığı duvarların dili olsa da bir konuşabilse.

Rektör adayları rektör olmadan önce nasıldı?

Nasıl ve kimlerin desteği ile rektör oldular?

Rektör olduktan sonra neden değiştiler?

Bazıları fikir hayatlarında neden U dönüşü yaptı?

Selçuk Üniversitesi’nde 28 Şubat giyotini neden kullanıldı?

İdeolojik kayma ve sapmalar hangi sebeplerden dolayı yaşandı?          

Akademik kadrolar bazı rektörler tarafından hangi saikle sakıncalı adamlara verildi?

“Siz benim rektör olmama yardım edin, gerisi kolay” anlayışının hakim olduğu dönemlerde reaksiyon göstermesi gerekenler neden sessiz kaldı?

Dört duvarın dili yok ki konuşsun..

Bu derin ve bizi aşan mevzuları bir kenara bırakalım ve kamuoyunun yakından tanıdığı, yakın zamanın rektörlerine sırasıyla bir bakalım.

Prof.Dr.Halil Cin. İyi bir rektörlük dönemi geçirdi.Üniversiteyi fiziki anlamda toparlamayı başardı. Şehrin muhtelif yerlerinde olan fakülte ve yüksek okullar için kampüste yeni binaların yapılmasına öncülük yaptı. Üniversitede fiziki anlamda bütünlük sağlamaya çalıştı. Bu anlamda başarılı oldu. Kendisi yerel basın ve kamuouyu ile iletişime  büyük önem ve öncelik verdi. Rektörlüğünün ilk yıllarında sosyal demokrat bir tavır gösterirken, sonraki dönemde ülkücü bir tavır sergiledi. Onun döneminde üniversitede dedikodu mekanizması çok güçlü  bir şekilde çalıştı. Bazen özel ve mahrem sırlar ortaya açıldı. Sonuçta taraflar  yıprandı. Halil Cin, ülkücü olarak bilinmesine rağmen ülkücü akademisyenelerle son yıllarında mücadele etti. Hoca, kendisine yakın adamlar  tarafından yapılan her ispiyona itibar ederdi bu onun sanki bir yönetme tarzıydı. Yine de iyi rektörlük yaptı. İsim ve eser bıraktı.         

Prof.Dr.Abdurahman Kutlu. Çok ama çok yakından tanıdığımız bir insandı. Bu yakınlığımızı onun rektör olarak atandığı sabahın gecesinde telefonla bizi aradığında söylediği bir sözle anlatabilirim. Kutlu, YÖK’ten köşke  1. Sırada gönderildiği halde kendisinin atanmayacağı ve 2. Sırada olan İhsan Özkaynak’ın atanacağı bilgisine  ulaşmış ve bu bilgiden çok rahatsız olmuştu.  O gece  tıp fakültesinde görev yapan iki profesör dostumla sohbet ettiğimiz TV kanalından bizi arayıp bulan Kutlu, ”Herif elini ver, gidiyorum” demişti. O dönem DYP’nin iktidarda olduğu dönemdi. Bizimde Ankara’da iktidarın ileri gelenleri ile yakınlığımız vardı. Bunu bilen Kutlu, bu sebepten olmali ki  bir çok insanı  aradığı gibi bizi de aramıştı. Bu  konuyu daha  önce de bir kaç yazıda “Herif elini ver” başlığı altında yazmıştım. Kutlu’ya  herkes elini verdi ve hoca rektör oldu. Lakin o başladığı gibi bitiremedi. Bir çok insan ve çevreyle arası açıldı. Ülkücüydü, milliyetçiydi güya muhafazakardı da. Ama görevi sırasında bu kesimle arası hiç iyi olmadı. Bu kesimle karşı karşıya geldi ve çarpıştı. Rektörlüğünün belli bir döneminden sonra da her nedense bize de  küstü ve konuşmadı. Oysa ben onu hayatında  Saunaya götüren ilk adamdım ve sır ortağıydım. 28 Şubat’ta da son derece kötü bir sınav verdi. Üniversitenin fiziki anlamda gelişmesi için gayret gösterdiğini ve hizmetleri olduğunu da söylemek lazım.

Prof.Dr.Süleyman Okudan. Tıpkı Halil Cin gibi, Abdurahman Kutlu gibi bize en yakın rektörlerden birisi oldu. Okudan Hocayla çok özel  hatıralarımız da var. Bir ara  onun  bu şehirde en yakın olan 5-10 dostundan birisi olduk.Bu yakınlığımız o rektör oluncaya kadar devam etti. Rektör olunca durum değişti. Hocayla aramız açılmaya başladı. Kendisiyle uzun bir süre görüşmedik. Son döneminde Cezaevinden çıktıktan sonra yeniden  görüşmeye başladık.Rektörlüğü zamanında iyi işler yaptı. Üniversiteyi geliştirdi.”Gözü kara” ve cesur bir rektör oldu. Hiç bir kaygı ve korkuya kapılmadan çalıştı fakat onun bu tarzı başına iş açtı. Mesela, yanındakilere çok güvendi ve bir üst düzey yöneticinin vermemesi gereken sırları onlarla paylaştı. Sonra akademik kadroların kullanılmasında tesir altında kaldı. Bir takım yanlış adamlar Okudan’dan bir şekilde kadro aldı. Anlayacağınız hoca kandırıldı. Keşke kandırılmasaydı. Şu sıralar Prof.Dr.Süleyman Okudan adı yeniden gündemde yer almaya başladı. Hoca, rektör atamalarıyla ilgili iddialar  şayet  doğruysa kulis yapıyormuş. Sağa sola, oraya buraya hoca adına imzasız mektuplar gönderiliyormuş falan filan.Aman hocam böyle iddialar var haberin olsun.

Prof.Dr.Hakkı Gökbel. Yorum yok. Onu rektör yapmak için kulis yapanlar, sonra da rektör yapanlar düşünsün.

Prof.Dr.Mustafa Şahin.. Her şeyden önce Konya’nın çocuğu. Zor şartlar altında  ve  türlü imkansızlıklarla okuyan, kendisini yetiştiren bir  insan. İyi bir cerrah, iyi bir akademisyen. Üniversite yönetiminde uzmanlaştı.Hastane başhekimliği yaptı. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve iktidarın ileri  gelenlerinin rica ve zorlaması üzerine, hiç  istemediği halde rektör yardımcılığı yapmak zorunda bırakıldı. Son 4 yıldır da Selçuk Üniversitesinin rektörü. Rektör olarak iyi hizmerler yaptı. Fakat yaptığı hizmetlerin reklamını yapamadı ya da yapmadı. İşi neyse onu yapmaya çalıştı. Selçuk Üniversitesini menfaat  gruplarına kapattı. Hizipçilik yapmadı. Bazen ülkücü-milliyetçi, bazen muhafazakar ve bazen de liberal falan olmadı. Zaten sosyal  demokrat hiç olamazdı. Renk, şekil ve karakter değiştirmedi. Ayrıca üniversite imkanlarını “har vurup harman savurmadı” Lüks ve  şatafatlı rektör anlayışını yıktı. Üniversiteyi yönetirken ayrımcılık yapmadı. Herkese eşit mesafede durmaya çalıştı. Yedirmeyen, çaldırmayan, kaptırmayan rektör oldu. Önceki rektörlere göre sade ve gösterişsiz bir rektör olarak Selçuk Üniversitesinin kayıtlarına geçti. Böyle olduğunu düşünenlerdeniz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


konyalı konyalı 05.01.2020 12:54

yazzdığınız yalan şahin hakkındakiler

konyalı konyalı 05.01.2020 12:54

yazzdığınız yalan şahin hakkındakiler

yukarı çık