• 19 Şubat 2020, Çarşamba 8:32
Ali RızaTABAN

Ali Rıza TABAN

OLGUNLUĞUNU KAYBEDEN ŞEHİR

Tarih kokan , şehirlerin anasının gözlerinde hüzünlü bir bakış var.

Yüzlerce yılın verdiği iyi ve kötü tecrübeyle olup bitenleri anlamaya çalışıyor.

Anadolu’nun Türkleşmesi ile birlikte bir duygu, sanat, kültür, estetik ve bilgi şehri olan bu şehir aynı zamanda bir başkentti. İşte bu sebeplerden dolayı şehirlerin anası gözüyle baktık biz bu şehre.     

Kaç yazımıza adını kaç kere konu ettiğimizi  hatırlamamız imkansız.

Muhtemelen bir kaç binden aşağı olmamalı.    

Bu şehirde yaşanan olayları yıllarca elimizden geldiği kadar takip ettik.

Yaşanan toplumsal olayları,

Siyasi gelişmeleri ,partileri, siyasetçileri,          

Kültür/sanat faaliyetlerini, kültür ve sanat insanlarını,

İnsanlar arasındaki ilişkileri,

Şehrin köşe başını tutan insanlarını,

Yöneticileri,

Vakıfları, dernekleri,

Meslek Odalarını,

Üniversiteleri, akademisyenleri,           

Kamu  yatırımlarını,       

Ve..Yerel yönetimlerin yatırımlarını 45 yıldır yakından takip ediyoruz.

Çünkü tarih kokan, tarihte ilim ve irfan şehri olan bu şehir bizim şehrimiz.

Farklı siyasi inanç ve düşüncelere sahip olsalar da hatta birbirlrine rakip ve muhalif olsalar da geçmişte   birleştiren, kaynaştıran ve ötekileştirmeyen bu şehir bizim şehrimiz.        

İşte bu şehrin gözlerinde hüzünlü bir bakışı görmek bizi kedere boğuyor  ve derinden yaralıyor.         

Bu şehrin dertleriyle dertlenmeyenlerin, kazanımlarıyla havaya zıplamayanların bunu anlaması mümkün değil.                         

Etrafa bakıyoruz..

Etrafta geçmişte önemli anılara ev sahipliği yapan, hasret ve aşkla anılan şehirden neredeyse eser  yok gibi.

Ne yazık ki şehir mutlu değil.

Çünkü; mutlu şehir, mutlu insanların fazla olduğu şehirdir.

Mutlu şehir sevginin, hoşgörünün, birlikteliğin, sosyal adaletin hakim olduğu şehirdir.

Mutlu şehir yöneticilerin herkese samimiyetle kucak açtığı, bağrına bastığı ve öteki gözüyle bakmadığı şehirdir.

Mutlu şehir hasedin, fesadın, riyakarın fazla olmadığı şehirdir.

Mutlu şehir hak edenin her alanda hakkını aldığı şehirdir.

Mutlu şehir insanlar arasında  ehliyet ve liyakatın öne çıktığı şehirdir.

Bugün şehirlerin anası hüzünlü.             

Şehirlerinin anasının yüreği burkuk.

Şehirlerin anası               tarifsiz bir hayal kırıklığı yaşıyor.

Peki neden?

Bir kere hiç bir birlikteliğin, arkadaşlığın içi eskisi kadar dolu ve anlamlı değil.

Uzun yıllar dostlukları olan insanlar arasında bile güven bunalımı yaşanıyor.

Dostlar birbirleri ile konuşmaktan korkuyor ve  birbirlerine şüphe ile yaklaşıyor.         

Dolayısıyla sevgi ve samimiyet daha çok menfaat birlikteliği olan insanlara mahsus hale geldi.

Menfaat peşinde olan bir takım insanlar, şekilden şekile girerek ve karakter değiştirerek insani ve islami değerleri hırpalıyor. Bu değerleri kafalarına göre yorumlayarak kafasında olanı elde etmeye çalışanların sayısı artıyor.

Sonra kültür işgali,        

Sonra rant işgali,            

Sonra ahlak işgali.

En önemli olanı ise değerlerin işgali.

Aslında herkes kendi hayatını yaşıyor.

Aslında herkes tabiatının gereğini yerine getiriyor.      

Bir tarafta mağrurlar öteki tarafta mağdurlar.

Mağrurlarda kibir ve gurur,

Mağdurlarda “Kader” anlayışı.

Öte yandan şehrin kültür/sanat hayatında derinleşen fakirlik.

Adlarını yazmaya gerek yok. Fuar alanı gibi şehrin belli noktalarında kümelenen dernekler şehrin kültür ve sanat hayatına neyi kazandırdı? Her hafta yaptıkları sözüm ona kültür faaliyetlerine kaç kişi katılıyor? “Benim abim. Senin abin. Benim tanıdığım, senin tanıdğın? Bir de garip bir  konuşmacı, yazarlık ve şairlik anlayışı var ortada. Gene de bu faaliyetlere  çölde bir damla  su  gözüyle bakabilirsiniz. Adam ne demiş: “Adım hıdır elimden gelen budur? Bu derneklere şunu önerebilirim: Açın şemsiyelerinizi.Biraz da derinlere dalın.

Devam edelim..             

Bu şehirde beş üniversite var.

Son yıllarda hangi üniversite  rutin işlerinin yanında şehrin  kültür/sanat hayatına ne kazandırdı. Bilimsel  faaliyetler tamam. Fakat bu şehir üniversitelerden daha çok şey bekliyor. Tarihte Hz.Mevlana’nın, Sadrettin  Konevi’nin, Emir Celaleddin Karatay’ın, Cumhuriyet dönemi yazar ve şairlerinin yaptıklarını yapmanız mümkün değil. Fakat onları  herkesin anlayabileceği  bir şekilde insanlara anlatmanız mümkün.    

Belediyeler ve odalar da farklı değil.

Bu konuda bir kaç küçük laf etsen “Adamlar bizim işimiz bu değil” diyarek, işin içinden sıyrılacak. Sonra da söylemeleri gerekirse “Konya Payidaht. Konya Mevlana  şehri. Konya Hoşgörü şehri” falan diyecekler.

Peki neden bu haldeyiz?

Bu sığlığın, kısırlığın sebebi ne olabilir?

Bir kere Kurumlar arasında bu konularda  işbirliği yok.

Bir lider ve ağabey yok.              

Dolayısıyla  şehirde duygu, sanat, kültür, estetik ve bilgi birikimi de giderek tükeniyor.

Şehir olgunluğunu da kaybetmeye başladı.

Tahammülle başlayan olgunluk yerini günümüzde egoya bırakmış  görünüyor.

Ego olgunluğu kontrol altına almış görünüyor.

Şehirlerin anası Konya  tarihinin hiç bir döneminde  geleceğinden bu kadar derin kaygı duymamıştı. Çünkü  bir araya gelemiyoruz. Öte yandan Kültür/sanat, ilim/irfan fazla umurumuzda  değil. En  yetkili, ehil ve sorumlu olanlarımız gün içinde ne kazandığına bakıyor.

Değerlerimizi kaybederken, olgunluğumuzu da kaybediyoruz.

Bu şehir bu kadar ihanet ve  ilgisizliği, nemelazımcılığı  hak etmiyor.

Birileri bu işe “Bana ne” demeden acilen el atmalı.

Ama kim?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık