• 21 Ekim 2019, Pazartesi 8:47
Ali RızaTABAN

Ali Rıza TABAN

NURİ PAKDİL VE BAHAETTİN KARAKOÇ

Hani o Kahramanmaraşlı “Yedi Güzel  Adam” den birisi olan; yazar, mütefekkir, şair ve  hukukçu Nuri Pakdil’de geçen hafta hayatını kaybetti. Pakdil, hukukçuydu ama daha çok yazar ve mütefekkir olarak yaşadığı döneme damgasını vurdu.

Nuri Pakdil tam bir mütefekkir ve fikir savaşçısıydı. Hayatı boyuncu ne “döndü” ne de “döneklik” yaptı. Yaşadığı gibi yazdı, yazdığı gibi yaşadı. Kudüs onun içinde bir yaraydı. Bu yüzden olmalı ki “Kudüs Şairi” olarak bilindi. Kudüs hakkında şiir ve eserler yazdı. “Kudüs anadır, bütün dinlerin ortak anasıdır” diyen Nuri Pakdil,  50 civarında kitap yazdı.

Pakdil’in yaşı 85’i devirmişti.  Geçen hafta Salı günü aniden rahatsızlanarak Ankara’da hastaneye kaldırıldı. İki gün sonra da hayatını kaybetti. Türk kültür hayatının bir yüce çınarı daha beklenmedik bir anda toprağa düştü. Bütün ölümler böyle olmuyor mu zaten? Yani beklenmedik bir anda.             

Aslında biz bugün vefatının sene-i devriyesi olan, bir yıl önce aramızdan ayrılan diğer bir Kahramanmaraşlı şair ve fikir adamı Bahaettin Karakoç’un sevdiğimiz bir şiirini sizlerle paylaşmayı planlamıştık. Türk şiir hayatında ve Türk müziğinde unutulması mümkün olmayan MİHRİBAN’ın yazarı, Abdürrahim Karakoç’un ağabeyi de olan Bahaettin Karakoç, 17 Ekim 2018’de aramızdan ayrılmıştı.  Pakdil ve Karakoç bir yıl arayla aramızdan ayrıldılar. Her ikisi de büyük kayıp. Allah her iki üstada da rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun inşaallah.

Nuri Pakdil ve Bahaettin Karakoç’un  anısına iki harikulade şiiri paylaşmak istiyorum sizinle. Hani o okuyunca insana duygu bulutları yükleyen, gözlerimizi yaşartan ve bazen de gözlerimizden akan yaşlara mani olamadığımız şiirleri.                                                                                                                 

Önce, Pakdil’den çok sevilen bir şiir,                                                                                                                          

ARAF

Geliyor üstümüze bir yakup titremesi
değişimin belirtisi şapkanın ironisi

Kutlu öğleüstü ve akşam üstü
özellikle şimdi akşam üstü

Hiç eskimiyor ortadoğuda zaman
çünkü en verimli bir alçı

Dinç vakur sade genç elleri
belirledi açıkça kutsal kitapta bütün kelimeleri

Sözü alıp bindi sağlam at gibi üstüne
ömrümüzün orağı gamı alıp kırdı

Ölümse sabırlı bir hüma kuşu
hannâne direği ölçüledi varoluşu

Denizi bir solukta içtim de
tuz ve toprak kaldı geride

İştahlıyım bağımsızlığa savaşa özgürlüğe
bu ilkeler her ülkede girecek yürürlüğe

II

Konuşma sırası geldi mi bana anne
ortadoğu çocuğu değil miyim anne
düşünüyorum o halde savaşacağım anne

Damarlarım uzadı
ak bir kımıltı kapladı petrol damarlarını
ülkem boru

Savaş benim arkadaşım anne
durmadan mukavemet anıtları dikiyoruz her
santimetre karesine ortadoğunun

Bölünemez ortadoğu
sınır
taşlarıyla

Çoğuz
biz
anne

Çevremde
muştu dağıtan
kesiksiz artan
her çocuk
bir komutan

Parmaklarımız kabardı bir geyik karnı oluverdi
ileride görüyoruz putu kıran ibrahimi
bizi yanına çağıran ibrahimi

Bizi özgür eden
putu kıran özgür eden
hep o ateşte yanmayan güçlü ibrahim

Çoğaldılar
birbirlerine destek olup
daha çoğaldılar

O
sesin
yankısını
betondan sağlam
bastırdılar göğüslerine
yeni bir eylem yüklediler
kelimelerine bile

/gözlerin şiirin ekmeği gibi
geliyor eylemin bitiştiğinde
ey sevdanın has buğdayı/

Damladı yere
bir damla yağmur
bir damla eylem
bir damla yağmur
bir damla eylem

Şimdi de Bahaettin Karakoç’tan  çok sevilen bir şiiri paylaşalım..                                          

IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırır beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık