• 27 Kasım 2020, Cuma 9:17
Ali RızaTABAN

Ali Rıza TABAN

BİR SEÇİM EKSİKTİ

      Şehirlerin cadde ve sokaklarından 24 saat ambulanslar geçiyor, siren seslerini acı acı bağırtarak.

       Hastanelerde aynı katlardaki servisler birleştirilmek suretiyle, yatış yapması muhtemel hastalar için yeni servisler hazırlanıyor.

  İl Sağlık Müdürleri artan hasta yoğunluğu karşısında çözüm arayışında. Öte yandan tıbbi malzeme tedariki için imkan arayışı içine girdiler, daha kötü günlerin geleceğini düşünerek.

          Tıp Fakültelerinin dekanları, başhekimleri , salgının hakkından gelememe korkusu yaşıyor.  Salgınla mücadele demek para demek. İmkan, doktor, sağlık çalışanı, bina, servis, araç, tıbbi malzeme, tıbbi teknoloji  demek. Bunlar bugün için bazı yerlerde bir takım  şikayetler olsa da  var. Ama yarın yani gelecekte ne olacağını kimse kestiremiyor.

          Kamu hastanelerinin yöneticileri de aynı korku ile yaşıyor. Korku, yarın korkusu.

          Doktorlar, bu savaşta göğüs göğüse ve ölümüne çarpışan kahramanlar.

          Sağlık çalışanları da bu savaşın korkusuz askerleri.

          Öte yandan insanlar geç de olsa nihayet  korkmaya başladı salgın tehdidi karşısında. Gene de  kurallara uymayan, açıklanan tedbirlere riayet etmeyen sorumsuz insanlar  görüyoruz umuma açık yer ve mekanlarda.

           Virüsün gelip kimin yakasından yapışacağı, sonra da vurup öldüreceği belli olmuyor.

          Korona adres sormuyor.

          İnsan seçmiyor.

          Cinsiyet ayrımı yapmıyor.

          Yaşlı, genç, çocuk ayrımı yapmıyor.

          Zengin ve fakir ayrımı da yapmıyor.

          Aklı eren insanlar sorumluluk sahibi insanlar, sorunun ne kadar büyük olduğunun  farkındalar.

          Salgınla mücadele için farkında olmak ve alınan tedbirler yetiyor mu?

         Yetmediğini  herkes görüyor.

 

Yasakları umursamayarak sokaklara  çıkanlar,  nadir de olsa kolluk kuvvetleri ile karşılaşınca  pişkin pişkin sırıtarak “Ha.. Öyle miydi, yasak mıydı?” diyebiliyor. Bu arada saldırgan tavır sergileyenler de oluyor.

          Elinin körü demek lazım böyle tavır sergileyenlere. Sonra da en ağır cezayı yazmak lazım.

         Adam hiç değilse utanıp da “Ha.. Öyle miydi, yasak mıydı?” dememeli.

          Alınan tedbirlerin yeterli olmadığı ortada. Anlaşıldığı kadarıyla tehdidinin farkında olmak başka.. Kurallara ve alınan tedbirlere riayet etmek başka. Aslında herkes korkuyor ama korku önemli bir kesim tarafından es geçiliyor.

       Sonra takip ve kontrol yeterli değil.

          Yaptırımlar ise zaten yeterli değil.

          Şehirlerimizde daha çok bu nedenle olmalı ki her gün binlerce insan koronanın pençesine düşüyor.

   Yeni hasta sayıları noktasında Sağlık Bakanlığı artan eleştiriler üzerine, günlük hasta sayısını netleştirdi. Önceki gün bu sayı 28 bin küsürdü.

          Bu sayı ile Avrupa’da  birinci, dünyada da beşinci olduğumuz söylendi.

          Koronanın şehirleri teslim aldığını gösteriyor bu sayı.

          Buna bağlı olarak ekonomi, kötü sinyaller vermeye başladı.

          En başta işsizlik artışa geçti.

          Gelirler azalırken, giderler arttı.

          Başta temel gıda maddeleri olmak üzere çok sayıda mal ve hizmetin fiyatı yükseldi.

          Daha  bir sürü başka sıkıntılar.

          Gündüzler de, geceler gibi karanlık olmaya başladı.

          Devlet  bu felaket karşısında  ne yapılması gerektiği ile ilgili yeni stratejiler  geliştirmeye çalışıyor. Bu gayretleri görmemek insafsızlık olur.  Fakat sorun gösterilen çabalara rağmen, dur durak bilmiyor.

          İçinde bulunduğumuz duruma, “Ortalık yangın yeri” demek,  yetersiz kalır.

Peki ne?

          Türkiye, büyük bir sağlık savaşının tam da merkezinde bulunuyor.

          Sağlık savaşı verirken, kayıplar veriyoruz. Zayiatımız giderek artıyor.

          Eldeki imkanlarda erimeye ve tükenmeye başladı.

       Zaman bu durumda, her savaşta olduğu  gibi bu savaşta da birlik ve beraberlik zamanı olmalı.

          Devlet, millet el ele vermeli.

          Muhalefet partileri geliştirdikleri strateji ve önerileri, devleti yönetenlerle paylaşabilmeli.

          Ama bu yok..

          Devleti yönetenlere karşı çoğu yaşanan sorunla ilgisi olmayan ağır eleştiriler yapılıyor. 

    Kendi bünyesinde sorunlar yaşayan bazı muhalefet partileri hükümetin üstüne çullanmak suretiyle, partilerindeki iç çekişmelerin gündemden düşürmeye çalışıyor.

          CHP bu zihniyette.

          Dört yıl önce kurulduğunda umut ışıkları yakan İyi Parti bu durumda.

          Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu öneri değil, öfke saçıyor. Davutoğlu, öfkesinde haklı olabilir.. Ama şimdi geçmişte yaşananlar üzerinden sayın Cumhurbaşkanı’nı eleştirmek ne kadar doğru bir siyaset acaba?

          Bu öfke ertelenemez mi?

          Zamana bırakılamaz mı?

          Ülkenin sağlık savaşı verdiği şu günlerde bunun sırası mı?

        “  Her şeyin bir sırası ve zamanı var” diyen olgun ve kamil insanlar bu sözleriyle acaba ne anlatmak istediler?

          Deva Parti Genel Başkanı Ali Babacan’da muhalefet cephesindeki  ortama ayak uydurarak,sesini yükseltenler ve iktidara karşı eleştiri dozunu artıranlar arasında yerini aldı. Bir farkla.. Babacan, ekonomi üzerinden vuruyor. Sertliği ve  hele kavgayı hiç sevmeyen o zarif ve kibar insan, iktidara sert yumruklar atmaya başladı. Şimdi o yumrukların sırası mı? Yol göstermek var iken, neye yumruk?

          Son 20 yılın siyasetçilerinden birisi de ortaya çıkarak hiç değilse  salgın sürecine mahsus, sulh ve sükunet çağrısında bulunsaydı. Birlik ve beraberlik çağrısı yapsaydı. Mesela, bunu yapacak olanlardan birisi, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olabilirdi. Ama kendileri ortada yok. Muhtemelen değer bulacağı günlerin hesabı ile meşgul .Fakat geçti o günler. Bundan sonra çalışan, savaşan ve hak eden kazanacak..

          11. Cumhurbaşkanı’nın tabiatı gereği ortaya çıkıp, söz söylemiyor.

          Fakat bu ülkede yön tayin etme kudretine sahip çok sayıda insan var.

          Sahi, onlar nerde? Kaotik durumlarda siyaset ve polemik yapmadan fikir beyan etmesi  gereken iyi yetişmiş insanlar nerde?

          Eski tecrübeli siyasetçiler, devlet adamları, fikir adamları, yazarlar, düşünürler, akiller, akıllılar nerde?

 

          CHP,

          İyi Parti,

          Gelecek Partisi,

          Deva Partisi,

          Saadet Partisi..

          Şimdi gelelim şu erken genel seçim talebine..

          5’i bir yerde erken genel seçim istiyor, muhalefet partileri.

          Ben bir seçmen olarak muhalefetin erken seçim talebini  zamansız bir talep olarak gördüğümü hemen söylemeliyim.

          Neden?

          Hiç sırası değil de ondan..

          Ülke olarak büyük bir sağlık savaşı verirken, insanlar korkudan titrerken  erken seçimde neyin nesi? Her gün binlerce insan virüsün pençesine düşerek hastalanırken, hayatını  kaybederken  muhalefetin erken seçim talebi sahi ne kadar doğru karşılanabilir?

 

         Olmaz ama hadi oldu diyelim..

          Erken bir genel seçimde parti çalışmaları, salon ya da meydan mitingleri, parti toplantıları gibi etkinlikler kaçınılmaz olacağından, salgın daha da artmayacak mı? Aynı şekilde şehirler arası ulaşım artacağından dolayı salgın artmayacak mı? Gene sandığa sürüklenen insanlar birbirine, binalara giriş çıkışta ve sandık başında temas etmeyecek mi? Dolayısıyla salgın daha  çok yayılmış olamayacak mı?

          Öte yandan ekonomik gerçekler, erken bir seçimi kaldırabilecek durumda mı?

          Muhalefet akla ve mantığı uygun öneri ve taleplerle ne zaman halkın karşısına çıkacak?

          Temeli olmayan siyaset oyunları ile seçmen kazanılmıyor.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık