• 04 Mayıs 2020, Pazartesi 9:05
Ali RızaTABAN

Ali Rıza TABAN

BİR RESMİN HATIRLATTIKLARI  

İlker bey göndermiş  resmi.. “Bir zamanlar maziye bak” dercesine.

Baktım.! Hem öyle bir baktım ki, geçmişi an itibarıyla yaşarcasına.

Heyhat.! Bir de ne göreyim?

Bugün geçmiş, geçmişte bugün değil. Meğer geçmiş, geçmişte kalmış.

Sonra kendime gene de dedim ki ‘Keşke geçmiş bugün olabilseydi.’

Resme geçmeden önce kısaca bahsetmek istiyorum geçmişe özlemden.         

İnsanlar genellikle birbirini severdi,

İnsanlar genellikle birbirine güvenirdi,              

İnsanlar genellikle samimiydi,

İnsanlar rakiplerine ve sevmediklerine arkadan sinsice sokulup  elindeki hançeri saplamazdı.

Gerektiğinde kavgalar yapılır ama mertçe yapılırdı. Taraflar elinde ne varsa top, tüfek, gülle ortaya çıkar ve birbirlerine meydan okurdu. Kalleş ve iki yüzlü olanlar değil, haklı olan taraf kazanırdı. Kanunlar kazanırdı. Örf, adet ve saygı kazanırdı. Sonra  arkadan  saldırmak ve hain tuzaklar ahlaka ve erkekliğe sığmazdı.

İyi de istisnalar yok muydu?

Elbette vardı. O zaman onlara “Bizans entrikalarının elemanları” diyorduk.

Her meslekte o elamanlardan vardı sayıları ve kim oldukları da bilinirdi.Onların  sözlerine, davranışlarına, ispiyonlarına, ihbarlarına ve aptalca yaptıkları kulislere devlet ve millet itibar etmezdi.

Mevki, makam , şöhret ve para kazanma hırsı da “Olmazsa, olmaz” değildi o yıllarda.En azından fazla değildi.               

Kimse kalkıp bana  “Sen ne diyorsun? Senin bu yazdıkların insanlık aleminin en eski mesleği.  Böyle hadiseler her devirde olur” falan demesin.

Zaten bizde zinhar yoktu ve olmazdı demiyoruz.

Arada fark olduğuna  ve gerek fikri zeminde gerekse  anlaşmazlıklarda  mücadele ve kavganın mertçe yapıldığına dikkat çekmeye çalışıyoruz.      

Gerçekten de hayatın her alanında karşımıza çıkan  detaylar ve bize eski günleri aratan farklı davranış kalıpları var.

En basitinden bugün  haklı  olanlar değil, türlü hile ve entrikalarla  güç elde edenler kazanıyor.

İLKER BEYİN GÖNDERDİĞİ RESME DÖNELİM

Resim bir toplantı sonrasında çekilen resim olmalı.

Resim 33 yıl önce çekilmiş.

Resimde gördükleriniz Selçuk Üniversitesi’nin efsane rektörü prof.dr.Halil Cin,

Rektör Yardımcısı prof.dr.İhsan Özkaynak,

Yeni Konya Gazetisinin sahibi Adil Gücüyener,

Rıdvan Bülbül,

Suad Abanazır,

Ali Akgül,

Haşmet Öyken,

Saim Elmas,

Ve.. Ben.

Okuyucularım beni bağışlasın. Resimde yer alan diğer isimleri hatırlayamadım.

Resimde yer alan prof.dr.İhsan Özkaynak iyi bir insandı. Güzel şiirler yazardı. Şairdi. Yıllar önce vefat etti. Konya’da toprağa verildi.

Adil Gücüyener, Rıdvan Bülbül, Suad Abanazır, Ali Akgül de hayatını kaybedenler arasında. Saim Elmas nerelerde bilmiyorum. Haşmet  Öyken de yıllar önce Antalya’ya yerleşti. O yıllarda Haşmet Yeni Konya Gazetesinin Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yapıyordu. Ben de  o zamanki Anadolu’da Bugün Gazetesinin Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yapıyordum.

Resimde yer alan isimlerden söz edecek olursak..

Prof.Dr.Halil Cin Selçuk Üniversitesi’ne çağ atlatan rektör oldu.            

Son derece bilgili, azimli, kararlı ve çalışkan bir insandı.            

Selçuk Üniversitesi’ni “Baraka Üniversitesi” olmaktan o kurtardı.

Selçuk Üniveriseti Alaaddin Keykubat Kampüsü büyük ölçüde onun eseri.

Halil Cin, Selçuk Üniversitesi’ne çok sayıda yeni fakülte ve yüksekokul kazandırdı.

Ülkede şöhret sahibi (rahmetli  prof.dr.Fahir Armaoğlu ) gibi ulusal ve uluslararası bir bilim insanına Hukuk Fakültesi’nde ders verdirebilmeyi başardı.

Türk Hukuk dünyasına rahmetli prof.dr.Süleyman Aslan gibi bir bilim insanını armağan etti. Onu  Hukuk Fakültesinin dekanı yaptı.

Her yıl belli aralıklarla sayısız kongre, konferans panel ve sempozyumlar yaparak Türkiye ve dünyada adı  öne çıkan bilim adamlarını Konya’ya getirdi. Bizler, Halil Cin sayesinde onları tanıdık.  O insanlarla oturduk, yemek yedik, sohbet ettik.

Prof.Dr.Halil Cin ülkücü kökenli bir bilim adamıydı.

Rahmetli Alpaslan Türkeş’le Ankara’da akademisyen iken yakın ilişkiler kurmuştu.

Dolayısıyla Hoca ülkücülerin akademisyen ve idareci olarak üniversitede kadrolaşmalarının önünü açtı.. Sonra uygunsuz davranışlarını gördüklerinin üstüne giderek onları üniversiteden uzaklaştırmak zorunda kaldı.

Biz Hocaya bu şehirde çok yakın olan insanlardan birisiydik.

Gece gündüz demeden haftada en az 3-4 kez bir araya gelirdik.

Bazen kendisi de gazeteye gelirdi. Yaz günü  kapının önüne L şeklindeki koltukları çıkartır,  otururduk. Çay, kahve içer ve karşımızda bulunan kuruyemişçiden gelen yeni kavrulmuş leblebi, fıstık ve ayçekirdeği gibi kuru yemiş eşliğinde sohbet ederdik. O yıllarda Konya Valisi olan Necati Çetinkaya’da bize gelir ve yaz günlerinde kapının önüne L koltukları çıkartır  aynı şekilde sohbet ederdik. Kuruyemişler son yıllarda işlerini büyüten Pınar Kuruyemiş’in ikramı olurdu. Hasan Karapınar o tarihlerde ayçekirdeği, leblebi ve tuzlu fıstık kavurur ve 5-10’ar kiloluk  paketler  halinde satardı.

Neyse bizim Anadolu’da Bugün Gazetesi’nde böyle üst düzey misafirlerimiz olurdu.

Halil Hoca’nın görevinin son yıllarında bir gün kendisine şöyle dedim: “Hoca seni Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapalım. Bak Celal Doğan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı olarak, Türkiye’ye siyasal ve yönetsel anlamda etki yaratan mesajlarl veriyor. Sen onun yaptığının on mislini yaparsın.”

1994 yılıydı ve yerel seçimler kapıdaydı. Halil Hoca teklif üzerine bana “Sen bir nabız yokla bakalım. DYP-ANAP-MHP ittifak yaparsa olabilir.” Dedi. DYP’de Vefa Tanır, ANAP’ta Mehmet Keçeciler başta olmak üzere  bu partilerin diğer milletvekilleri ve il yönetcileri ile yakın ilişkilerimiz vardı. Hoca’nın dediğini  yaptık. Yani nabız yokladık. Ama olmadı. Olmayacağını gördük. Gidip bunu Hoca’ya söyledim. Görevi bitince o da  ANAP’tan milletvekili adayı oldu ve kazandı.

Çok başarılı bir rektördü. Parayı falan hiç aklına getirmezdi.

Gelelim bizimkilere..

Resimdeki Adil Gücüyener Yeni Konya’nn patronuydu.

Rahmetli hayatı boyunca yerel  basının itibarını korumak için var gücüyle çalıştı.           

Son derece  güvenilir bir insandı. Kaliteliydi. Çalışanlarını satmaz ve haklarını da yemezdi.

Her tarafı oynayan ve hak yemeyi marifet sayan gazete sahibi değildi. Bir haberi veya bir yazıyı kendisi yazdırsın ya da yazdırmasın gelen tepkiler karşısında  haberi yapanın ve yazıyı yazanın  arkasında durur, onu  kollar- korur ve “Vallahi benim haberim yok. O yapmış” diyerek, haber yapanların karşı tarafa telefon numaralarını vermezdi.

Suad Abanazır avukat ve yazar, Rıdvan Bülbül ise tecrübeli bir gazeteciydi.

Bir resim bize neleri hatırlattı. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık