• 20 Aralık 2019, Cuma 8:23
Ali RızaTABAN

Ali Rıza TABAN

100 GÜNDE YAPILAN  MKM’NİN HİKAYESİ

Mevlana Anma Törenleri eski stadın girişinin sağ tarafında kalan spor salonunda yapılırdı.

Sonraki yıllarda aynı stadın içinde 100. Yıl  spor salonu yapıldı ve törenler o salonda yapılmaya başladı.

Bu salon ilkine göre biraz  büyüktü. Fakat törenler burda da basketbol potalarının altında yapılıyordu.

Sözünü ettiğimiz yıllarda Mevlanayı Anma Törenleri  sema gösterilerinden ibaretti. Farklı etkinlikler için en başta mekan sorunu  vardı. Bu yüzden bir de bilgi noksanlığından dolayı daha fazlası yapılamıyordu. Ayrıca şehirde konaklama sorunu vardı. Uçak seferleri de yoktu. Hızlı tren zaten yoktu. Otobüslerle şehirler arası ulaşım da bugünkü kadar gelişmemişti.

O dönemin ünlü siyasetçileri konforu ve fazla özelliği olmayan makam araçları ile törenlere katılmak üzere şehre gelirdi. Yine İstanbul’dan, İzmir’den, Ankara’dan ve daha başka illerden işadamları, fikir ve sanat adamları, Mevlana dostları şehre akın akın  gelirdi.

Ünlü  iş adamlarından Vehbi Koç özellikle Şeb-i Arus’u hiç kaçırmazdı. İlerleyen yaşına  rağmen yerli marka bir otomobille gelir ve protokolde  ön sıralarda yerini alırdı. Vehbi Koç daha sonra  kendilerinin üretimi olan Tofaş marka  bir otomobille törenlere gelmeye başladı. Yanında otomobili kullanan bir şoförü vardı. Korumaları falan olmazdı. Ayrıca her gelişinde  ücret bakımından hesaplı otellerde kalmayı tercih ederdi. Törenler sırasında elinde kağıt kalem not tutardı. Bunu neden yaptığını bizler bir türlü anlayamazdık.

Mevlana Anma Törenlerinin  basketbol  potaların altında yıllarca yapılması sadece bu şehri yönetenlerin değil, aslında ülkenin ve devletin bir ayıbıydı. Aydınların, derneklerin, vakıfların, hükümetlerin, başbakanların, cumhurbaşkanlarının ve  bu şehirde görev yapan belediye başkanlarının ayıbıydı Çünkü devletin ve yerel yöneticilerin Anma Törenleri için özel bir salon yapması  mümkündü. Hatta istenmiş olsa bir Mevlana  hayranı olan Vehbi Koç bile Konya’da özel bir salon yaptırabilirdi. Ama ilgisizlik o dönemin yetkililerinin iliklerine kadar işlemişti. Ortada bir umursamazlık ve Mevlana’nın birilerinin elinde kalması  için gösterilen kıyasıya bir yarış vardı. Kim öne çıkar ve kaparsa onun elinde kalacaktı Hazreti Pir.

Anma Törenlerinin basketbol potalarının altında yapılması hayıflanma konusuydu ama ortada çözüm için çaba gösteren ve mücadele eden bir “Babayiğit” de yoktu. O dönemler lafın çok ama icraatın olmadığı yıllardı.

Yıllar, yılları  kovaladı.

Basketbol  potalarının altında yapılması, törenlerin kaderiydi.

Yerel basın bu konuyu ısrarla gündeme taşımaya başladı. Törenler için Konya ve Mevlanaya yakışan  müstakil bir salon yapılmasının vakti esasen çoktan geçmişti.

ANAP hükümetleri döneminde,  1980’li yılların  ikinci yarısında Kültür ve Turizm  Bakanlığı yapan Mesut Yılmaz günün birinde Konya’ya gelmişti. Mevlana Anma Törenlerinin Turizm Derneği’nden alınarak,Konya Belediyesi tarafından yapılması gündemdeydi. Bu amaçla  yapılan toplantıda konu tartışılırken, Mesut Yılmaz'dan törenler için ayrı bir salon yapılması fikri de  “pat” diye ortaya atıldı. Bakan da ısrarlar üzerine “Olur, bakalım” dedi.             

Bu gelişmeden sonra  yer tartışması başladı.

Ankara Yolu üzerinde yakın zamanda yeni yapılan SGK binasının arazisi o zaman metruk bir yerdi. Bir kısım insan “Kültür Merkezi burda yapılsın” derken, bir kısım insan da Aslanlıkışla’da yapılsın” demeye başladı. Bu tartışmalar bir süre devam etti. Sonunda Aslanlıkışla tercih edildi. Lakin Kültür Merkezini yapacak para yoktu ortada.

Kültür Merkezi 1989 yılında devletin yatırım programına alındı.

Kültür Merkezi projesi 1990 yılında yapılan bir yarışmadan sonra ihaleye çıktı.

Fakat para yok.

Devletin dermanı yok. Dolayısıyla buraya ayıracak kaynak da yok.

Peki bu durumda kim yapacak Kültür Merkezini?

Al sana Konya usulü klasik bir tartışma “Ben yapıyım. Olmadı sen yap? Bu lakırdının önü arkası hiç kesilmedi ve on yıl boyunca sürdü. Esasen  bu  lakırdıyı yapanlar tribüne oynuyor ve oradan siyasi rant sağlamaya çalışıyorlardı.  Anlayacağınız ortada samimiyet falan yoktu. Halkı ne kadar kandırırsan, o kadar  başarılısın. Belki bir sonraki seçim bu ve buna benzer sebepler yüzünden biraz  daha yukarılara çıkarsın falan, filan. Peki çıktılar mı? Hayır çıkamadılar. Yere çakıldılar.

Takvim yaprakları 2004’ü  gösterirken yeni bir gelişme oldu Kültür Merkezi  ekseninde.           

Büyükşehir Belediyesi’nde “Salla başını, dön köşe başını” esprisi yerle bir oldu. Egosu yüksek bu  anlayışın üzerinde seçmen tanklarla, buldözörlerle geçti. Buna bağlı olarak devir değişti.Tahir Akyürek’de yeni Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

2004’de Kültür ve Turizm Bakanlığı ile, Konya Büyükşehir Belediye  Başkanlığı arasında yapılan bir protokolle, Mevlana Kültür Merkezinin yapımı Büyükşehir Belediyesi’ne devredildi. Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan böyle irade buyurmuş ve Mevlana Kültür Merkezinin yapımının ilk anma törenlerine yetiştirilmesini başkan Akyürek’ten istemişti.

1989 yılında devletin yatırım programına alınan Mevlana Kültür Merkezi tam 15 yıl “Yarım yamalak” bekledi. 

Şimdi çok şaşıracağınız ve hayrete düşeceğiniz başka bir gerçekten söz edelim size.

15 yılda yapılamayan Kültür Merkezi, yeni Büyükşehir Belediye Başkanı  Tahir Akyürek tarafından 100 günde tamamlandı ve 12 Aralık 2004 tarihinde Mevlana Anma Törenleri ilk olarak o salonda yapıldı.Başbakan  Erdoğan, Meclisi Başkanı Bülent Arınç, adını hatırlayamadığımıız daha başka bakanlar da o gün oradaydı. Biz de oradaydık ve  bu tarihi olaya tanıklık edenlerden birisiydik.  100 bin metrekare alan üzerinde yapılan  MKM  üç bin kişilik kapalı alan  ve çok farklı amaçlar için kullanılan salonlara sahip. Anlayacağınız fuaye, sergi salonları, kafeteryalar, kütüphane ve araştırma merkezi ile tam bir Kültür Merkezi.

Tahir Akyürek  67 küsür yıl boyunca kimsenin yapmadığını, yapamadığını yaparak Mevlana  Anma Törenlerini basketbol potalarının altında yapılıyor olmaktan kurtardı.  Her gün ve  yaklaşık bin kişi ile 24  saat çalışarak, tam 100 günde  bitirdi bu işi.     

100 günde yapılan MKM’nin hikayesini yazdık.

“At binenin, kılıç kuşananın” sözü, meğer ne kadar  doğruymuş.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık