• 27 Ekim 2017, Cuma 7:28
AliAKPINAR

Ali AKPINAR

Yüz Yıl Uyutulan Adamın Söyledikleri (1)

Kur’an kıssaları, dikkatle okunup ibret alınmak içindir. Kıssalar, tarihi malumat sahibi olmak için anlatılmaz Kur’an’da. Kıssa kelimesi izlenerek okunan şey anlamınadır.

 Kur’an kıssaları izlenerek okunmalıdır. Dolayısıyla Kur’an kıssasını okuyan kimse, kıssadaki kahramanın yerine kendisini koymalı ve kıssayı yaşayarak okumalı, kıssadan alacağı mesajları alıp hayatına taşımalıdır. Kur’an’da anlatılan çarpıcı kıssalardan biri de yüz yıl uyutulan adamın kıssasıdır. Kıssa şöyle anlatılır:

Yahut altı üstüne gelmiş bir kente uğrayan kimseyi görmedin mi? «Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?» dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, «Ne kadar kaldın?» dedi. «Bir gün veya bir günden az kaldım» dedi.

 «Hayır, yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız,  bir de şu kemiklere bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz» dedi.

Bu ona apaçık belli olunca, «Artık Allah'ın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum» dedi. (Bakara, 2/259)

Ayette dikkatimizi çeken hususları şu şekilde özetleyebiliriz:

Görmedin mi? Bu ifade, anlatılan olayı gönül gözüyle okumanın ve görürcesine izlemenin gereğine işaret etmektedir. Görür gibi izle ve görmüşçesine anla. Bunun için derinlemesine düşün.

Altı üstüne gelmiş bir kent… Mesaj evrensel olsun, bütün zaman ve mekânları kapsasın diye bu kentin neresi olduğu açıkça belirtilmemiştir. Kur’an’ın hedefi, tarihî bilgiler vermek olmadığı için, olayın geçtiği yeri, zamanı ve olayın kahramanlarını açıkça vermez. Çünkü bu gibi bilgilerin mesajla doğrudan bir ilgisi yoktur.

 Ancak kaynaklarımız bu şehrin, işgal ve istila sırasında yerle bir olmuş, enkazı insan ve diğer canlıların parçalarına karışmış Beytü’l Makdis olduğunu söylerler. Altı üstüne gelmiş, harabeye dönmüş bir şehir. Şehrin enkazını gören kimse, Allah’ın kudretinin bu şehir ahalisini nasıl yeniden dirilteceğini merak ediyor. Bu kimse, öldükten sonra dirilmeyi duymuş ve buna inanmış biridir. Ancak o, bu işin nasıl gerçekleşeceğini merak etmektedir. Tıpkı bir sonraki ayette bildirildiği üzere, İbrahim Peygamberin, inandığı halde, sırf kalbinin mutmain olması için Rabbim, ölüleri nasıl diriltirsin, göster bana diye sorduğu gibi.

Kente uğrayan kimse… O kimsenin adı da geçmez ayette. Bu ya ilk muhataplar tarafından bilindiğindendir yahut da mesaj herkese şamil olsun diyedir.

Bazı ilim adamları bu kişinin dirilişe inanmayan bir kâfir olduğunu söyleseler de doğru olan, bu kimsenin inançlı kişi Hz. Üzeyr olmasıdır. Çünkü ayetin devamında Yüce Allah yahut O’nun gönderdiği bir melek onunla konuşmuş, ne kadar kaldığını sormuş, onun cevabı üzerine kaldığı süreyi ona açıklamıştır.

«Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?» dedi. Taklitten tahkike erebilmek için sorgulamak güzeldir. Burada önemli olan hakikati arama için sormak ve sorgulamaktır.

Peygamberimiz, “soru sormak bilgisiz kimsenin şifasıdır” buyurur. “Sizden öncekilerin helâk edilme sebeplerinden biri de çok soru sormalarıdır” hadisinde kastedilen soru ise art niyetli ve lüzumsuz soru ve tartışmalardır. Müslüman hikmet ve hakikatin aşığıdır. Ona ulaşmak için yolculuklar yapar, sorar 

 Demek ki kendi içimizde bir kısım sorular aklımıza gelebilir, bunlardan kaçmak yerine bunlara makul cevaplar bulmak için gayret etmeli, okuyup araştırmalı, sorup soruşturmalıyız. Aynı şekilde muhataplarımızdan çok farklı sorular duyabiliriz, bunun için de onları ikna edecek cevaplar bulmalıyız. Sorudan kaçmak, soru sorana kızmak çözüm değildir.

Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti… Öldüren ve dirilten Yüce Allah’tır. O, dilediğini, dilediği vakitte ve dilediği şekilde öldürür ve diriltir. Uyku da küçük ölümdür.  İnsan hayatında çok önemli bir yeri olan uyku ve uyanma, bir nevi ölüm ve diriliş antrenmanıdır.

Bir gün veya bir günden az kaldım… Zamanı yöneten Yüce Allah’tır. İnsan, zamanı Yüce Allah’ın izin verdiği ölçüde O’nun kendisine sağladığı ölçüler çerçevesinde bilebilir. Çoğu zaman insan, zamanın nasıl geçtiğini bilemez. Bu durum uykuda olduğu gibi uyanıklıkta da olabilir. Nice zamanlar uykusundan uyanan insan, çok kısa uyuduğu halde saatlerce uyuduğunu sanabilir yahut uzun süre uyuduğu halde çok kısa uyuduğunu zannedebilir. O adam da kısa bir süre uyuduğunu sanmıştı.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık