• 26 Mayıs 2017, Cuma 7:44
AliAKPINAR

Ali AKPINAR

PEYGAMBERİN KİM SORUSUNA HAZIRLANMAK!

Kelime-i Tevhîd / Kelime-i Şehadette Peygamberimiz: Lâ ilâhe illallah Muhammedürrasülullah. Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Muhammed, Allah' ın peygamberidir.

Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasülüh. Ben tanıklık eder, bilir ve bildiririm ki Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben yine tanıklık ederim ki Hz. Muhammed O'nun kulu ve peygamberidir.

İslâm'ın temellerini en veciz bir biçimde özetleyen cümlelerden biri de, her gün, tüm yeryüzünde en az beş kere okunan ve İslâm'ın şiârı (Müslümanlık göstergesi) olan ezânda iki kere tekrarlanan "Eşhedü enne Muhammeden Rasülullah" (Ben tanıklık ederim ki Hz. Muhammed Allah'ın Rasülüdür) ifadesidir. Müslümanlığa giriş göstergesi olan Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadette de bu cümle tekrarlanır.

Bu cümleler Müslüman olmanın anahtarıdır. İslâm ve iman bu cümlelerde özetlenmiştir. Bu cümlelerde Yüce Allah(c.c.)'ın varlığını bildirdikten hemen sonra Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamber olduğunu da tekrar etmekteyiz. Çünkü ona inanmak, onun peygamberini kabul etmek de imanın gereklerindendir. Zira biz, dini onun sayesinde kâmilen öğrenir ve yaşayabiliriz.

Sık sık tekrarlanan bu cümleleri, kaçımız bilinçli bir biçimde okuyup söylüyoruz acaba? Sözgelimi hayatımızın her alanında 'En büyük Allah' oluyor mu, yoksa başka büyüklere de mi yer veriyoruz? Allah'ın Rasülü/elçisi olan Muhammed gerçekten bizim de önderimiz, rehberimiz oluyor mu? Ezandaki 'Haydin namaza, haydin kurtuluşa' çağrısı bizi Allah ve Rasülünün belirlediği zamanlarda bizi namaza/cemaata, kurtuluş dinine götürebiliyor mu?

Namazda Peygamberimiz: Kutlu huzurda dururken Peygamberi hatırlıyoruz, O’nu selâmlıyoruz. Çünkü bize Rabbimizi doğru bir şekilde tanıtan, O'na nasıl yaklaşacağımızın yollarını gösteren Peygamberimizdir.

Bu meyanda O'na nasıl ibadet edeceğimizi, O'nun huzurunda nasıl duracağımızı bizzat bize gösteren de O’dur. “Beni nasıl namaz kılarken görüyorsanız, öylece namaz kılın.” buyuran da O’dur. Bu nedenle O'nun gözünün nuru olan namaz ibadetini kılarken onu hatırlıyoruz. O’ndan öğrendiğimiz duaları okuyoruz. Bu dualardan ikisi de namazın oturuşlarında okuduğumuz tahiyyat ve salavât dualarıdır. Tahiyyat duasında onu şöyle selâmlıyoruz:

Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun ey Nebî! Sanki o bizim karşımızda imiş gibi onu selâmlıyoruz. Ona bağlılığımız da bu düzeyde olmalı. Sanki onun zamanında ve onun huzurundayız. 

Salavât dualarında ise onu ve ailesini birlikte selamlıyoruz. Böylece aile boyu onu izleyeceğimizi belirtmiş oluyoruz. Ondan öğrendiğimiz salavât dualarında şöyle diyoruz:                                         

Allah'ım Muhammed ve âline selâm et. Tıpkı İbrahim ve âline selâm ettiğin gibi. Doğrusu sen övülmeye layık olan ve şanı yüce olansın! Allah'ım Muhammed ve âline mübarek kıl. Tıpkı İbrahim ve âlini mübarek kıldığın gibi. Doğrusu sen övülmeye layık olan ve şanı yüce olansın!

Bu dualarda, iki peygamber ailesini örnek olarak hatırlıyoruz. İbrahim peygamber ve ailesi… Muhammed aleyhisselâm ve ailesi… Zaten Peygamberin ailesi, öncelikle onun yakınları ve genel olarak onun bağlılarıdır.

Peki, bu okumaları sürekli tekrarlayan bizler, ne kadar bu örnek ailelere benziyor ve ne kadar onları izliyoruz? Yoksa bizim onlara bağlılığımız sadece sözde mi kalıyor?

Peygamberimize Salavât: Yüce Rabbimiz, bize bir takım şeyleri emreder, ama ihtiyacı olmadığı için onları kendisi yapmaz. Sözgelimi O, namaz kılmayı bize emreder ama kendisi kılmaz. Oruç, hac ve diğer ibadetler de öyle. Ancak O'nun bir emri vardır ki önce kendisi onu yapar, sonra bizlere emreder. Bu emir peygamberi selâmlamaktır. Bu konuda O, şöyle buyurur:

"Doğrusu Allah ve melekleri peygambere salât ederler. Ey inananlar, siz de tam bir teslimiyetle peygambere salât ve selâm edin."( 33 Ahzab 56. )                                                                                                                                                                                                                                                  

Peygambere Yüce Allah salât eder, siz de salât edin. Ona salât etmenin gereğini ve önemini kavrayın ve ona göre salât edin. Peygambere salât etmenin sıradan bir şey olmadığını bilin. Tam bir teslimiyet, içtenlikle ve ciddiyetle ona salât ve selâm edin.                                                                                

Peygambere salât ve selâm etmek, onu saygıyla anmak, onu sevmek, onu tanımak, ona bağlı olmak ve ona dua etmektir. Onun, bunlara ihtiyacı yoktur, bunlara ihtiyacı olan biziz. Bilelim ki Peygambere salât ve selâm etmek, ona bağlı olduğumuzu, onun izinde olduğumuzu bildirmektir. O halde dilimizle ona selâm ederken, yaşayışımızla da ona benzemeli, söz ve davranışlarımızda onu izlemeliyiz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık