• 30 Kasım -1, Pazartesi 0:00
AliAKPINAR

Ali AKPINAR

Kibirlenmeden Yalnızca O?na Secde Etmeli!(2)

 

 

 

Gafillerden olmamalı. O’nu unutan, O’ndan yüz çeviren, O’nu tanımayan, O’nun ölçülerini çiğneyip O’na başkaldıran gafillerden olmamalı. Hiç zikretmeyen gafillerden de olmamalı, diliyle zikrettiğinden habersiz gafillerden olmamalı.

 

Rabbin katında olanlar, meleklerdir. O’na çok yakın olan melekler, O’nun bütün emirlerine harfiyen uyan, asla O’na karşı gelmeyen melekler. O’na çok yakın olan Mukarreb melekler. Kâinatın her yerinde ve her gününde O’nun emirlerini yerine getiren melekler. Sürekli kıyamda, rükûda, secdede olan melekler. Her zaman O’nu tespih eden melekler.

 

İnsanın karşısında iki model vardır: Melekler ve şeytanlar. Bir tarafta O’na teslim olmuş, O’na boyun eğen melekler. Öte tarafta O’na başkaldırmış, O’nu sorgulamış, O’na rest çekmiş, O’na başkaldırmış şeytanlar. Birinciler huzur ve mutluluğa çağırıyor, ikinciler stres ve buhranlara. Birinciler iyilik ve güzelliklerle kurtuluşa çağırıyor, ötekiler kötülük ve çirkinliklere helake çağırıyor. Birinciler ebedî kurtuluşa, Cennete çağırıyor, ötekiler hüsran ve cehenneme çağırıyorlar. Hiç günahları olmayan melekler, sürekli O’nu zikreder, O’na şükreder ve O’nu tespih ederken, bunca günahlara düşmüş olan insanın zikir, tespih ve secdeden uzak kalması ona yakışır mı?

 

İşte onlar asla büyüklenmezler. O’na kulluktan, ibadetten, secdeden, dua ve niyazdan kibirlenip yüz çevirmezler. Zira büyüklenme şeytandan miras kalmıştır. Şeytan ise ata düşmanımızdır. O, hep bizi O’ndan kopararak, O’na ibadet ve taatten alıkoymak ister. Bu yüzden şeytana rağmen O’na boyun eğmeli, O’nu tespih etmeliyiz. O’na bağlanmak bizim değerimizi artırır, gücümüze güç katar. O’na ibadet etmek, bizi başka şeylere esir olmaktan kurtarıp gerçek hürriyete kavuşturur. Bu yüzden elbette O’na ibadet edeceğiz. O’nun olduğumuzu göstermek için, O’nun yardımını hak etmek için yalnızca O’na kulluk ve ibadet edeceğiz. Çünkü kulluk/ibadet/duamız olmasa O bize niye değer versin ki!

 

O’nu tespih etmek... O’nu, O’ndan tanımak… Doğru bir şekilde tanımak... O’nun isim ve sıfatlarını bilinçli bir şekilde öğrenip zikretmek. Müşriklerin ve münkirlerin O’na yakıştırdıkları ağman ve sıfatlardan O’nu uzak tutmaktır.

 

O’na ibadet ve secde etmek… Secde, kulun yalnızca Allah’a ait olduğunun göstergesidir. Secde, kulun Rabbine en yakın olduğu andır. Secde, kulun doğrudan Rabbi ile bağlantı kurduğu ve O’na içini döktüğü andır. Bunun için O’na secde etmek için fırsat aramalı, ele geçen bütün fırsatları değerlendirmelidir. Beş vakit farz namazlardaki secdelerle, nafile namazlardaki secdeler, şükür secdeleri, yanılma secdeleri, tilavet secdeleriyle günü secdelerle süslemeli, hayatı secdelerle taçlandırmalı. Secde, O’na en yakın olduğumuz andır, bizi O’nun huzura çıkaran kutlu eylemin adıdır. Aslında O, bize çok yakındır, bize bizden daha yakındır, şah damarımızdan daha yakındır. Bizi görür gözetir, bizi duyar ve bize cevap verir.

 

Secdelerimiz yalnızca O’nun için olmalı. Kulluğumuza, ibadetimize, duamıza, davamıza O’ndan başkasını katmamalıyız. Zira bizim kulluğumuzun karşılığını en iyi O verir. Dualarımıza en güzel şekilde O karşılık verir. O’nun davası, davaların en yücesidir. O halde hiçbir şeyi O’na şerik tutmamalı.

 

Ayet tespih emriyle başladı, ardından zikir emri geldi sonra secde emri. Zira tespih bilme ile başlar. Demek ki önce marifet gerekir, Yüce Allah’ı yaratıcı ve yönetici Rab olarak kabul etmek gerekir, O’nun terbiye eden, eğiten, yöneten olduğuna gönülden inanmak gerekir. Ardından dil gönlün tercümanı olmalı, inandığını söylemeli. Üçüncü olarak da organlar secdeye kapanarak gönül ve dilin söylediklerini ispat etmelidir. İman da kalpte kökleşip dil ile cihana ilan edilir, sonra da davranışlarla izhar edilir. Tıpkı bunun gibi önce tespih, sonra zikir, sonra secde; önce gönül-beyin, sonra dil, sonra davranışlar…

 

Elif, lam, mim, sâd. Bu insanları uyarman ve müminler için öğüt olmak üzere sana indirilen bir kitaptır. Artık bundan ötürü gönlüne bir darlık gelmesin diye başlayan A’raf suresi, Rabbini sürekli an, O’nu tespih et ve yalnızca O’na secde et emri ile sona ermektedir. O halde gönlümüze darlık gelmesini istemiyorsak hep O’nunla olmalı, her konuda O’na boyun eğmeli ve hep namazlı secdeli olmalı. Bu, bizim O’nun ayetlerinden öğüt aldığımızın ispatı olacaktır.

 

Ayetteki emirler Peygamberimize hitaben gelmiştir, emirler onun şahsında hepimizedir. O halde örneğimiz Peygamber olduğuna göre onun içtenliği, bilinci ve teslimiyeti ile emirleri yerine getirmeliyiz. Şeytan secde emrini alınca büyüklenip secde etmedi ve tard edilenlerden oldu. Bizler ise melekler gibi, secde ederek O’na yakın olanlardan olmalıyız.

 

O halde buyurun secdeye. Şeytanî mazeretleri bir kenara bırakıp buyurun O’nun olmaya, O’na teslim olup O’na boyun eğmeye. Ertelemeden, yarın yaparım, sonra yaparım, emekli olunca yaparım gibi mazeretlere sığınmadan hemen şimdi öyleyse.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık