• 28 Temmuz 2017, Cuma 8:27
AliAKPINAR

Ali AKPINAR

KANAAT, KADERE RIZÂDIR

Kanaat: Yüce Allah'ın bizim için takdir ettiğine, bizim için biçtiği role rıza göstermektir. Sahip olduklarımızla yetinmek, başkalarının sahip olduklarına göz dikmemektir. Tamahkârlık, doyumsuzluk, kıskançlık, haset, kin, hırs ve ihtiras içerisinde olmamaktır. Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, göz tokluğu/gönül zenginliğidir. (1) Gerçek fakirlik de kişinin imandan, İslâm'dan, kanaattan yoksun olmasıdır.

O halde, insan olduğumuza kanaat etmeli ve adamlığımızın gereğini yerine getirmeliyiz.

Erkek yahut kadın olarak yaratıldığımıza kanaat etmeli, kulluğumuzun gereğini yerine getirmeliyiz.

Etnik yapımıza kanaat etmeli, Yüce Allah'ın bizim rengimize, ırkımıza değil; kalbimize ve amellerimize baktığını bilmeliyiz.

Bulunduğumuz coğrafyaya kanaat etmeli, bu coğrafya nimetini en güzel şekilde kullanmaya bakmalıyız.

Sahip olduklarımıza kanaat etmeli, onların her birinden imtihana çekileceğimizin bilincinde onları yerli yerince kullanmalıyız. Unutmayalım ki azın kıymetini bilemeyen çoğu bulamaz, azı değerlendiremeyen çoğu hiç değerlendiremez, az iken veremeyen çok iken hiç veremez.

Doğuştan getirdiğimiz özellik ve yeteneklerimize, sonradan kazandığımız makam-mansıbımıza kanaat etmeliyiz. Bilelim ki her insan güzeldir, değerlidir ve her insanın kendine özgü meziyet, yetenek ve özellikleri vardır.

Kanaatkâr bir Peygamberin ümmetiyiz. O, şöyle buyurur: Rabbim bana, Mekke dağlarını benim için altın yapmayı teklif etti. Ben, hayır Rabbim dedim, bir gün karnım doysun, bir gün aç kalayım. Aç kalınca seni hatırlayıp Sana yalvarayım, doyunca da Sana hamdedip şükredeyim! (2)

Dünyaya tutkunluğumuzu, onun bu güzel örnekliği ile yenerek, dünyevileşme belâsından kurtulmalıyız.

Kanaat ile ilgili olarak da şöyle buyurur: Kimin hedefi ahiret olursa, Yüce Allah onun kalbine kanaati yazar, işleri düzene girer, dünya da ardından koşarak gelir ona râm olur. Kimin de hedefi dünya olursa, Yüce Allah onun iki gözünün arasına fakirliği/kanaatsizliği/doyumsuzluğu kor, işlerini darmadağın eder, o kimsenin dünyadan alacağı da kendisi için takdir edilmiş olandan başkası değildir. (3)

Demek ki kanaat, dünyayı bütünüyle terk etmek ve dünyadan kopmak değildir. Burada önemli olan dünyayı, hedef haline getirmemektir! Helâlinden kazanmak için çalışmak ibadettir, ancak bu uğurdaki koşturmalar bizi, insanlığımızdan, kulluğumuzdan uzaklaştırmamalı ve meşru olmayan yollara sürüklememeli ve nihayet elde ettiklerimize kanaat etmeliyiz.

DOYUM ZİKRULLAH İLEDİR!

İnsanoğlu, dünyalıklara karşı doyumsuzdur. İnsanı doyuma eriştiren, zikrullahtır. "Dikkat edin, kalpler ancak zikrullah ile doyuma/huzura erer." (4) Zikrullah, Kur'ân'dır, ibadettir, Allah'ı tanımak ve anmaktır. Tabii ki bunlarla doyuma ulaşabilmek için, bunları iyi tanımak, bunları içselleştirmek ve bilinçli bir şekilde yapmaktır.

Erişilmez kudretin sahibi Yüce Allah'ı tanıyarak, O'nun aşkıyla dolarak, O'nun haşyeti ile yerlere kıvrılarak zikrullah… O'nunla konuştuğunun bilincinde O'nun kelâmını okumak ve dinlemek. Kelâmullah ile hayatı inşa etmek… O'nun olabilmek, her zaman ve her yerde O'nun huzurunda olduğumuzun farkında hareket edebilmek…

İlle de hırslı olacaksak ilme, irfana, ibadete, ihsana haris olmalıyız. Çünkü gerçek mü'min, cennete girene kadar hayır dinlemeye/hayır işlemeye doymaz. Dolayısıyla her türlü hayra karşı doyumsuz olacağız, yaptığımız iyilikler bize yeter demeden, daha iyisini daha fazlasını yapmak için gayret göstereceğiz. Yarışacaksak hayırlarda yarışmalıyız, başkalarını hayırlarda geçmeye gayret etmeliyiz. "İnsanlardan kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur."(5) "İşte müttakîler, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar." (6) "Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın."(7) "İşte yarışanlar ancak onda/cennete ermede yarışsınlar." (8)

KANAATKÂR NASIL OLUNUR

En kötürüm, en züğürt olanımız bile, Yüce Allah'ın sayısız nimetleri içerisinde yüzüyoruz. Üzerimizdeki Allah'ın nimetlerini saymaya kalksak, sayıp bitiremeyiz. Önemli olan, nimetleri görmek, onları fark etmek, kanaat ederek, nimet sahibine şükretmektir. O halde her hâlükârda Allah'a hamdeden kullardan olmaya gayret etmeliyiz.

Yüce Rabbimizin, bizim için biçtiği role razı olmalıyız. Kadere rıza göstermeli, bizim için uygun görülende hayır olduğunu bilmeliyiz. Şükrünü eda edeceğimiz azın, şükrünü eda edemeyeceğimiz çoktan daha hayırlı olduğunu unutmamalıyız.

Tarih boyunca nice insan, sahip olduğu şeylerle helak olup gitmiştir. Bizler, helakimize değil,         kurtuluşumuza sebep olacak şeyleri istemeli, onlara talip olmalıyız.

Mal, yaratılış ve dünyalık konusunda kendimizden üstün olanlara değil, aşağıda olanlara bakmalıyız. Dini yaşama konusunda da kendimizden yukarda olanlara bakmalıyız.

Dipnotlar:

1-Buharî, Rikak 15; Müslim, Zekat 120; Tirmizî, Zühd 40.

2- Münavî, Feyzu'l-Kadîr, IV, 311. (Ahmed, Tirmizî)

3- Tirmizî, Kıyame 31.

4- 13 Ra'd, 28.

5- 35 Fâtır, 42.

6- 23 Mü'minûn, 61.

7- 5 Mâide, 48.

8- 83 Mutaffifîn, 26.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık