• 21 Ağustos 2017, Pazartesi 7:22
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Takva ve Amel-i Salih
Cenab-ı Hak, insanı en güzel şekilde yaratmış, her insana ayrı bir özellik vermiştir. İnsanların renkleri, dilleri, sosyal ve ekonomik durumları farklılık göstermektedir. Bu farklılıkların asla üstünlük sebebi olmadığı, üstünlüğün ancak takvada olduğu ayet-i kerimede şöyle bildirilmiştir: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık, ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”(1) Takva, insanın bütün benliği ile Allah’a dönmesi ve O’nun emri dairesinde hareket etmesidir. Takva; insanı Allah’a kavuşturan ve O’nun sevgisine vesile olan en güzel sıfatlardan biridir. Dünyada huzurlu bir ömür yaşamak, ahirette de sonsuz nimetlere kavuşmak, ancak takva ve amel-i salih ile mümkündür. Çünkü saadetlerin en büyüğü, en yükseği takva ile amel-i salihtir. Bu bakımdan takva ve amel-i salihi kendine düstur eden müminlerin makam ve mertebeleri daima yükselir. Allah-u Teâlâ’nın imandan sonra en çok sevdiği ve razı olduğu amel takvadır. Kur'an'da takva, her hangi bir tehlikeden değil, Allah'ın azabından ve insanı bu azaba sürükleyecek günahlardan korunma anlamına gelir. Diğer bir tabirle takva, Allah'ın emir ve yasakları doğrultusundaki saf dindarlığı ifade etmektedir. Yine bu hususta Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Veda Hutbesinde: “Ey insanlar! Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Hepiniz Adem’densiniz, Adem ise; topraktan yaratılmıştır. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten sakınanınızdır. Arab’ın Arab olmayana, hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.”buyurmuştur. Takva; Allah’a karşı gelmekten, dünya ve ahirette insana zarar verecek inanç, söz ve davranışlardan, günahlardan sakınmak anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’de takvanın ehemmiyetini ve faziletini belirten yüz elli kadar ayet-i kerime vardır. Bu ayetlerde Cenab-ı Hak takva sahiplerinin güzel meziyetlerini belirtmiş ve onları övmüştür.  “Ey insanlar! Allah Teâlâ size câhiliye kibrini ve atalarla övünmeyi yasaklamıştır. İnsanlar iki sınıftır: Bir, iyilik ve takvâ sahibi olup Allah’ın değer verdiği kişiler; bir de günahkâr, kötü ve Allah katında kıymeti olmayan kimseler. Bütün insanlar Hz. Âdem’in çocuklarıdır. Allah Teâlâ ise Âdem’i topraktan yaratmıştır.”(2)    Allah’ın rızası ve dünya-ahiret mutluluğu, ancak takva ile mümkündür. Takva ve Allah sevgisi olmayan yerde gerçek huzur ve mutluluğu bulmak mümkün değildir. Kur’an-ı Kerim’in nazarında imandan sonra en ziyade tutulan esas, takva ve amel-i salihtir. Bu bakımdan takva, saadet ve faziletlerin temelidir. Amel-i salih, Allah’ın emirleri dairesinde hareket ederek kulluk vazifesini yerine getirmektir. Cennete girmenin en büyük vesilesi de yine takva ve amel-i salihtir.  Dini bir terim olarak takva : "Allah'tan Korkarak O'nun emirlerine uymak ve yasaklarından sakınarak azabından korunmak" demektir. Görüldüğü gibi takva, Allah'ın dininin, insanlar tarafından pratik hayatta uygulanmasıdır. Demek ki hakiki korunma, ancak Allah'ın korumasına girmekle mümkün olacaktır. Takvanın en büyük esası Allah korkusudur. Çünkü, Allah’tan korkmak insanı her türlü kötülük, zarar ve günahtan muhafaza eder. Her zaman ve her yerde Allah’a isyan etmekten uzak durmalı, diğer insanların hak ve hukukuna da saygılı olunmalıdır. Mal varlığıyla, fiziki güzelliğiyle, dünyevi imkânlarıyla böbürlenip, insanları küçümsememeli. Çünkü bunlar hiçbir zaman üstünlük vesilesi değildir.  Bu konuda Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır: “Allah, sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. O, sadece sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.”(3)             Velhasıl imkân nispetinde Allah'a mutlak itaat etmek, O'na karşı her çeşit isyandan sakınmak, hayatın her safhasında Allah'ın ilâhi hükümlerini hatırlayıp uygulamaya takva denmektedir. Gönülden Muhabbetlerimle…   Dipnotlar: 1-Hucurat, 49/13.                                                                                                                                                               2-Tirmizî, Tefsîr, 49/3270; Ebû Dâvûd, Edeb, 110-111/5116.                                                                                         3-Müslim, Birr, 34; İbn-i Mace, Zühd, 9.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık