• 23 Temmuz 2018, Pazartesi 7:34
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Takva Üzere Yaşamak İnsanı Saadete Eriştirir

İnsan bedeni de dahil sahip olduğu her şeyi dünyada bırakıp ahirete gidecektir. Bu imtihan dünyasının en büyük sırlarından biri, iman edenler için mutlak bir kazançla noktalanmasıdır.

Kul, samimi bir şekilde tövbe ve istiğfar ederek Rabbine yönelince, Allah'ın rahmet deryası coşar, o kulun, günahını yıkar ve temizler. Pişmanlık içinde olan bu kul’un gözünden akan bir damla pişmanlık yaşı üzerine, ilâhi rahmet yağmurlarını yağdırır, kalpteki çeri çöpü temizler, giderir.

Cenab-ı Hak, insanı en güzel şekilde yaratmış, her insana ayrı bir özellik vermiştir. İnsanların renkleri, dilleri, sosyal ve ekonomik durumları farklılık göstermektedir.

Bu farklılıkların asla üstünlük sebebi olmadığı, üstünlüğün ancak takvada olduğu Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerimde şöyle bildirilmiştir:

 “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık, ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurat, 49/13)

Yine bu hususta Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) Veda Hutbesinde: “Ey insanlar! Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Hepiniz Adem’densiniz, Adem ise; topraktan yaratılmıştır. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten sakınanınızdır. Arab’ın Arab olmayana, hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.” (Prof.Dr. İ. Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, s.391) buyurmuştur.

Takva ve Allah sevgisi olmayan yerde gerçek huzur ve mutluluğu bulmak mümkün değildir. Allah’ın rızası ve dünya-ahiret mutluluğu, ancak takva ile mümkündür. Takva ve Allah sevgisi olmayan yerde gerçek huzur ve mutluluğa ermek mümkün değildir.       

Dini bir terim olarak takva : "Allah'tan korkarak O'nun emirlerine uymak ve yasaklarından sakınarak azabından korunmak" demektir. Saadetlerin en büyüğü, en yükseği takva ile amel-i salihtir. Bu bakımdan takva ve amel-i salihi kendine düstur eden müminlerin makam ve mertebeleri daima yükselir. Görüldüğü gibi takva, Allah'ın dininin, insanlar tarafından pratik hayatta uygulanmasıdır.

Demek ki hakiki korunma, ancak Allah'ın korumasına girmekle mümkün olacaktır. Bu gerçeği ifade ettiği içindir ki, takva, "insanın kendini, Allah'ın vikâye (koruma)sına koyarak Ahirette zarar ve elem verecek şeylerden iyice korunması, günahlardan sakınarak iyilikleri kendisi için gerekli kabul edip yapması" diye de tanımlanmıştır(Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, l, 169.)

Takvâ üzere yaşayanlar, sabır ve tahammül ile dünyada Allah'ın dinini uyguladıkları için, hem dünya hem de Ahiret yurtlarını kazanan ve böylece kurtuluşa ulaşanlardır. Saadetlerin en büyüğü, en yükseği takva ile amel-i salihtir. Kur'an'da takva, her hangi bir tehlikeden değil, Allah'ın azabından ve insanı bu azaba sürükleyecek günahlardan korunma anlamına gelir.

Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da,"Bir buğday tanesi yerim" diye cevap verir. Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler.

Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır. Acaba neden yemedi diye? Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar. Karınca da, "Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah (c.c) verirdi. Ben de O'na güvenerek bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım" diye cevap verdi.      

Ancak ölümü ve hesabı unutmak insanı günah bataklığına sürükler. Günahlar ise insanın ahirette hüsrana uğramasına sebep olur. Ömür hitam bulunca toprağa konan bedeni çürüyüp gidecek, dünyada hırsla sahiplendiği malı, mülkü zamanla yerle bir olacaktır. Ancak kendisiyle kalacak olan amelleridir.

Cenâb-ı Hak, âhir ve âkıbetimizi hayr eylesin! Yazımızı, merhum Mehmet Akif’in konumuzla ilgili şu güzel sözleriyle bitirmek istiyorum:

Ne irfandır veren ahlâka yükseklik ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır. Yürekler çekilmiş farz edilsin havfı Yezdan’ın Ne ahlâkın kalır tesiri katiyen ne de vicdanın.

Gönülden Muhabbetlerimle…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık