• 25 Nisan 2016, Pazartesi 8:45
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Sevgili Peygamberimiz ve Mucizeleri (2)
Peygamberimize vahy edilen Kur’an-ı Kerim tüm zamanlara hitap etmesi bakımından en büyük ve ebedi bir mucizedir. Peygamberimiz bir hadislerinde ‘’hiçbir peygamber yoktur ki, onlara kendi zamanlarındaki insanların inandıkları bir mucize verilmemiş olsun. Hepsine mucizeler verilmiştir. Bana mucize olarak verilen ise Allah’ın bana vahyettiği Kur’an-ı Kerim’dir.’’(1) buyurmuştur. Kur’an, lafzı(sözü) ile ve mânâsıyla mucizedir.                                                                                                                                                                 Umeyr bin Vehb’in oğlu Vehb de Bedir’de Müslümanlara esir düşmüştü. Umeyr, Kureyş müşriklerinin cin fikirlilerinden ve kahramanlarındandı. Mekke’de Peygamber Efendimiz’e ve ashâbına pek çok eziyetler etmişti. Birgün Umeyr, Hicr’de Safvân bin Ümeyye ile oturup Bedir’de öldürülenler ve uğradıkları musîbetler üzerine konuşurken Safvân bin Ümeyye:        “–Vallahi onlar bu hâle geldikten sonra hayatta kalmanın bir mânâsı yok!” dedi. Umeyr:         “–Vallahi doğru söyledin! Eğer borcum ve benden sonra açlıktan ölmelerinden korktuğum çocuklarım olmasaydı, muhakkak gider Muhammed’i öldürürdüm. Hem benim için onların kabûl edeceği bir bahâne de var; «Esir olan oğlum için geldim» derim. Duyduğuma göre o çarşılara çıkıp dolaşırmış” dedi. Umeyr’in bu sözleri Safvân’ı sevindirdi:                                  “–Borcun bana aittir. Çoluk çocuğuna da sağ oldukları müddetçe kendi evlâdlarım gibi bakar, geçimlerini en güzel şekilde sağlarım!” dedi. Bunun üzerine Umeyr, kılıcını iyice biledi ve zehirletti. Safvân da bineğini ve yolluğunu hazırlattı. Umeyr, Medîne’ye gelip mescidin kapısında durdu, devesini bağladı ve kılıcını kuşandı. Hz. Ömer (r.a.) onu görünce:                 “–Bu Allah’ın düşmanı Umeyr’dir! Vallahi ancak şer için gelmiştir. Aramızı bozan, Bedir günü Kureyşliler için sayımızı tahmin eden o değil miydi?” dedikten sonra Allah Rasûlü’nün yanına girdi:                                                                                                                                             “–Yâ Rasûlallah! Şu Allah düşmanı Umeyr kılıcını kuşanmış gelmiş!” dedi. Rasûlullah:                                                                                                                                                         “–Onu benim yanıma gönder!” buyurdu. Ömer (r.a.) geri geldi. Onun boynundaki kılıcın kayışını sımsıkı tuttu. Ensâr’dan yanında bulunan kişilere de:                                                                 

“–Peygamber Efendimiz’in yanına girip oturunuz ve kendisini bu habîsten koruyunuz! Çünkü o, güvenilir bir kimse değildir!” dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

“–Ey Ömer, onu serbest bırak! Sen de ey Umeyr bana yaklaş!” buyurdu ve niçin geldiğini sordu. Umeyr:

“–Esir aldığınız oğlum için geldim. Onun hakkında ihsanda bulununuz!” dedi. Allah Rasûlü:

“–Öyle ise şu kılıcın boynunda işi ne?!” diye sordu. Umeyr:

“–Allah kılıçların belâsını versin! Onların bize ne faydası oldu ki?” dedi. Rasûlullah tekrar:

“–Bana doğru söyle, sen buraya niçin geldin?” diye sordu. Umeyr:

“–Ben, başka bir şey için değil, sadece elinizde esir olan oğlum için geldim” dedi. Rasûlullah:

“–Senin Hicr’de Safvân’a koştuğun şart ne idi?” diye sorunca, Umeyr korktu ve:

“–Ben ona ne şart koşmuşum ki?” dedi. Rasûlullah (s.a.v.), onların konuşmalarını kelimesi kelimesine nakledip:

“–Allah, yapacağın işle senin arana girdi, sana mânî oldu!” buyurdu. Bunun üzerine Umeyr:

“–Ben şehâdet ederim ki, sen muhakkak Allah’ın Rasûlü’sün! Yâ Rasûlallah! Biz semâdan gelen vahiy husûsunda seni yalanlardık. Ama bu işten ben ve Safvân’dan başka kimsenin haberi yoktu. Vallahi bu haberi sana ancak Allah vermiştir! Beni İslâm’a hidâyet eden ve buraya getiren Allah’a hamd olsun!” dedikten sonra şehâdet getirdi. Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v.):

“–Kardeşinize dînini iyice anlatınız! Kendisine Kur’ân okuyup öğretiniz! Esîrini de serbest bırakınız!” buyurdu. Peygamber Efendimiz’in buyruğu derhâl yerine getirildi. Umeyr:

“–Yâ Rasûlallah! Ben, Allah’ın nûrunu söndürmeye çalışan ve Müslümanlara şiddetle işkence yapan birisi idim. Müsâade ederseniz Mekke’ye gidip müşrikleri Allah’a, Rasûlü’ne ve İslâm’a dâvet edeyim! Umulur ki Allah onlara hidâyet nasîb eder” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) ona izin verdi.

Bu esnâda Safvân bin Ümeyye, olup bitenlerden habersiz, Mekkeli müşriklere:

“–Birkaç gün içinde gelecek olan haberle sevineceksiniz. O size Bedr’in acısını unutturacak!” diyor, gelen kâfilelerden haber sorup duruyordu. Nihayet bir süvârî ona Umeyr’in Müslüman olduğunu bildirdi. Umeyr bin Vehb, Mekke’ye gelince insanları İslâm’a dâvet etmeye koyuldu. Onun sâyesinde birçok insan Müslüman oldu. Umeyr  birgün Kâbe’nin yanında Safvân bin Ümeyye ile karşılaştı ve ona:

“–Sen büyüklerimizden birisin! Bizim taşlara taptığımızı ve onlar için kurbanlar kestiğimizi görmüyor musun? Bu mudur dîn? Ben şehâdet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur! Muhammed de Allah’ın kulu ve Rasûlü’dür!” dedi. Safvân ona bir kelime bile söyleyemedi, öylece sustu kaldı.

 Gönülden Muhabbetlerimle.  

Dipnotlar:

1-Buhari, İ’tisam, 1.                                                                                                                                 2-Bkz. İbn-i Hişâm, II, 306-309; Vâkıdî, I, 125-128; İbn-i Sa‘d, IV, 199-201; Heysemî, VIII, 284-286.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık