• 17 Şubat 2020, Pazartesi 8:30
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Sevgi Emek İster

Her iyiliğin başı Allah’ı sevmektir. Dünyadaki mutlu hayat, Ahirette cennetin sonsuz nimetleri bu sevgi sayesinde elde edilir. Sevmek, sevgiyle yaşayabilmek; ömrümüz boyunca sahip olduğumuz en büyük nimetlerdir. Çünkü yüce Dinimiz İslâm, sevgi dinidir. Müslüman olmanın şartı inanmak; inanmanın temeli ise sevgidir.

 

İnsanların bir arada huzurlu yaşamaları, insanların birbirini sevmesine, birbirine güvenmesine ve birbirine karşı hoşgörülü davranmasına bağlıdır. Seven kişi her olaya sevgiyle, merhametle bakar. Herşeyde sevilebilecek bir güzellik görür. İnsan sevgisi, insanların hak ve hukukuna saygı duymayı ona zarar verecek söz ve davranışlardan uzak durmayı öngörür.

 

Gönüller Sultanı Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki:“Şu üç özellik kimde bulunursa o kişi, imanın zevkini tatmış olur.”Bunlardan birincisi:”Allah ve Resulü, kendisine başkalarından daha sevimli olmak. İkincisi: Sevdiği kimseyi sadece Allah için sevmek. Üçüncüsü: İmandan sonra küfre dönmeyi, ateşe atılıyormuş gibi kötü görmek.”(Buhari,”İman,14 Edeb,42.)

 

“Allah’a yemin ederim ki: İman etmedikçe Cennete gidemezsiniz. Birbirimizi sevmedikçe olgun mümin olamazsınız. Size bir şey söyleyeyim. Onu yaptığınız zaman birbirinizi seversiniz. Aranızda selâmı yayın.”(Buhari, Edeb,27 Müslim”İman”,93-94.)

 

  “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlarda bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”(Buhari,Edeb 27; Müslim Birr,66,(2586.)

 

“Biriniz kardeşini(Allah için)seviyorsa sevdiğini ona söylesin.”(Ebu Davud,Edeb 122(5124);Tirmizi,Zühd 54 (2393.)

 

Sevgi; ilâhi bir tılsımdır. Girdiği her yere inanmayı, güvenmeyi, yardım etmeyi ve hoşgörüyü getirir. Temeli barış, uzlaşma, hoşgörü ve insan sevgisine dayanan yüce dinimiz İslâm,   birlik ve beraberliği, insan sevgisini, kardeşliği emrederken, haksızlığı insan hayatına zarar verecek her şeyi de yasaklamıştır.

 

Muhammed b. Ali (r.a.)’ın rivayetinde Hz Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur:                                      “Kim ki, Allah’ın ezelî ilmine göre cehennemlik olan bir kulu adalete uygun bir hareketinden dolayı Allah için severse, bu sevgiden dolayı Allah ona cennetlik bir kul sevmiş gibi sevap verir. Buna karşılık kim Allah’ın ezelî ilmine göre cennetlik olan bir kuldan, haksız bir davranışından dolayı Allah için nefret ederse bu nefretinden dolayı Allah ona cehennemlik bir kula karşı nefret beslemiş gibi sevap verir.”

 

Anlatıldığına göre Allah, Hz Musa (a.s.)’a şöyle sordu:

“Ya Musa! Sırf benim rızam için, hiçbir amel işledin mi?”

Hz Musa (a.s.) şöyle cevap verdi:

“Allah’ım, senin için namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim ve senin adını zikrettim.” Bu cevap üzerine Allah(c.c.) şöyle buyurdu:

“Ya Musa, kıldığın namaz senin lehine bir belge, tuttuğun oruç seni ateşten koruyacak bir kalkan, verdiğin sadaka kıyamet günü altına sığınacağın bir gölge zikir de önünü aydınlatacak bir nurdur. Sırf benim için işlediğin amel nedir?”

O zaman Hz Musa (a.s.) şöyle dedi:

“Ya Rabbi, sırf senin için olan amel nedir?” Allah(c.c.) şöyle buyurdu:

“Ya Musa, Hiç bir dostumu sırf beni için sevdiğin ve hiçbir düşmanımdan sırf benim için nefret ettiğin oldu mu?” O zaman Hz Musa (a.s.) anladı ki, en faziletli amel Allah için sevmek ve Allah için nefret etmektir.”

 

Sevmek gönül işidir, sevmek her kişinin değil, er kişinin hakkıdır. İnsan yaratılışı gereği toplum içerisinde yaşamaya mecburdur. Çünkü o; bütün ihtiyaçlarını bireysel olarak karşılama imkânına sahip değildir. Sevgi etrafındakiler için aydınlatan bir ışık, yıkayıp arındıran bir Rahmet, besleyip büyüten bir gıda, kazandırıp zengin eden bir sermaye demektir.

 

Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetinde Hz Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur:

“Hiç şüphesiz Allah, sizin dış görünüşlerinize, servetlerinize ve ne durumda olduğunuza değil, işlediğiniz amellere ve kalplerinize bakar.” “Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her zaman) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler ve şöyle derler: Rabbimiz, sen bunu boş yere yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru.” (Âli-İmrân, 191.)

 

Yazımı, hadis-i şerif meali ile bitirmek istiyorum. “İman etmedikçe cennete giremezsiniz birbirinizi sevmedikçe de kâmil bir imana sahip olamazsınız.”(Müslim, İman.)              

Gönülden Muhabbetlerimle…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık