• 10 Ağustos 2020, Pazartesi 8:51
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Pandemi Döneminde Kul Hakkına Girmeyelim

İslam’da insanın değeri çok büyüktür. Bütün varlıklar içinde en şerefli varlık (eşref-i mahlûkat) insandır. Her şey insan için, insan da Rabbine kulluk yapması için yaratılmıştır. İnsan, içinde ilahi bir cevher taşır. İnsanı insan yapan ruhu, kendi ruhundan olmak üzere ona Allah üflemiştir.(Secde, 32/9.)

Bu sebeple insanoğlu ahsen-i takvim bir varlık olup, onun hayatını ve sağlığını korumak, öncelikli ve kutsal bir görevdir. İnsan öylesine değerli ve önemli bir varlıktır ki, onun naşına, cenazesine, kabrine, geride bıraktığı hatırasına ve vasiyetine bile saygı göstermek en önemli dini ve insani bir görev olarak kabul edilmiştir.

Artık son dönemlerde bütün gündemimiz, bütün dikkatimiz Koronavirüs üzerine yoğunlaşmış durumdadır. Dünyayı etkisi altına alan bu salgın virüs nedeniyle yaşantımızda değişiklikler yapmak zorunlu hale gelmiştir. Ancak sağlık, Rabbimizin bize bir emanetidir. Bizlere düşen, bu emanete sahip çıkmak, onu korumak için azami gayret göstermektir. Bu sayede Allah’ın yardımıyla huzura kavuşacağız.

Bu salgının daha fazla yayılmaması için alınan tedbirler, yapılan karantina uygulamaları, devletimizin almış olduğu önlemler, kamu kurum ve kuruluşlarının üst düzey alarma geçmesi, elbette takdire şayan çalışmalardır.

Ancak bu alınan tedbirlerin yeterli olmadığını son zamanlardaki hasta sayısındaki artışlardan görebiliyoruz. Herkesin daha dikkatli ve hassas davranması gerekmektedir. Düğünlerde derneklerde cenazelerde market Pazar alışverişlerde hülasa insanların kalabalık oldukları yerlerde maalesef sosyal mesafeye uyulmadığını görmekteyiz.

Sosyal hayat içinde yaşayan İnsan, birey ve toplumun ferdi olarak, başkalarının hak ve hukukuna saygı göstermek zorundadır. Her ferdin kendine özgü kişiliği, onuru, şeref ve haysiyeti, iffet ve namusu vardır, özel hayatın gizliliği vardır. Bireye ait bu haklar kutsaldır.

Başkasının onurunu incitmek, iftira etmek, alay etmek, arkadan çekiştirmek, kötü lakap takmak, ayıp araştırmak ve gıybet etmek gibi konular da kul hakkının manevi bölümünü oluşturmaktadır.

Artık yeni bir dönemdeyiz. Buna pandemi dönemi diyoruz. Koronavirüsün yayılma hızına ve insan sağlığı üzerindeki etkisine bakıldığında genel çapta koruyucu önlemlerin artırılmasını sağlamak adına dünya sağlık örgütleri tarafından pandemi ilan edilmiştir.

İnancımız gereği bu pandemi döneminde kul hakkı konusunda dikkat etmemiz gereken bir dönem olarak karşımıza çıkıyor. Kul hakkı, adından da anlaşılacağı üzere kulların birbirileri üzerinde olan haklarıdır. Sevgili Peygamberimiz, hem sözlü hem de uygulama olarak insanların maddi ve manevi haklarının korunmasına çok önem vermiştir.

Bir hadislerinde şöyle buyururlar: “Bir kimse, kardeşinin haysiyetine, yahut malına haksız olarak taarruz etmiş ise, altın ve gümüş bulunmayan günden (kıyametten) evvel onunla helalleşsin. Aksi takdirde yaptığı zulüm nisbetinde, onun iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyililği yoksa, hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kişiye yüklenir.” (Buhari, Mezalim, 10; Tirmizi Kıyame, 2.)

Kul hakkı dediğimiz zaman insanların canları, bedenleri, ırz ve namusları, manevi şahsiyetleri, makam ve mevkileri, dinî inanç ve yaşayışları gibi konulardaki kişilik hakları ile mallarına ve aile fertlerine ilişkin haklarından oluşmakta ve bunlara yönelik yapılan kötülükler, verilen zararlar, kul hakkına tecavüz sayılmaktadır.

Durum böyle iken yaşadığımız salgın hastalık karşısında hem kendi sağlığımızı hem de çevremizdekileri korumak için daha çok tedbirli davranmamız zaruri hale gelmiştir. Aksi halde kendi sağlığımız yanında başkalarının sağlığını da tehlikeye atacağımızı, bunun da kul hakkı olacağı muhakkaktır.

İnsan haklarına saygılı olan insan ister Müslüman olsun ister olmasın onunla müslümanların bir toplumda yaşaması mümkündür. Ancak, bir Müslüman zulüm yapıyor ve insan haklarına saygı göstermiyorsa, ona karşı çıkmak da bir vazifedir. Dolayısıyla sosyal seviyede biz ve öteki arasındaki ayrımın mihengi zulüm ve adâlettir.(Prof. Dr. Recep Şentürk, İnsan Hakları ve İslâm, s. 22.)

Elbette Rabbimizin bir takdiri vardır. Mümine düşen ise tedbir almaktır. Sosyal mesafe, maske ve temizlik konusunda hassasiyet gösterip meseleyi hafife almadan, abartıp paniğe kapılmadan, soğukkanlılıkla, aklımızı ve bilgimizi kullanarak bu salgınla mücadele etmek hepimizin ortak görevidir.

Tedbir bizden, takdir Allah’tandır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim (a.s) Rabbimizi şöyle anlatır: “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir. O, beni yediren ve içirendir. Hastalandığımda bana şifa veren O’dur. Beni öldürecek ve sonra diriltecek olan da yine O’dur.”  Gönülden Muhabbetlerimle…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık