• 06 Haziran 2016, Pazartesi 8:36
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

ORUCA SARILMAK

Oruç, tan yerinin ağarmasından Güneş’in batışına kadar yemek, içmek ve cinsî arzulardan uzak durmak, kişiyi beden ve rûh yönüyle arındıran bir ibadettir. Orucun esas maksadı dâimî bir ibadet şuûru içinde nefis ile mücâdele etmek ve onu kontrol altında tutarak terbiye ederek etkisini azaltmaktır.

 

 Cenâb-ı Hakk “Ey îmân edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınan takvâ sahibi kullar olasınız diye, sayılı günlerde size de farz kılındı…”(1) buyurmaktadır. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz de şöyle buyurur:

 

“Allah Teâlâ, size Ramazanın orucunu farz kılmıştır; ben de onun kıyâmını, yani Ramazan gecelerindeki terâvih namazını sünnet kıldım. Eğer bir kimse, îmanlı bir gönülle ve sevâbına ermek emeliyle Ramazan orucunu tutar ve terâvih namazını kılarsa, (kul hakları ve borçları hâriç) anasından doğduğu gün gibi günahlarından kurtulur.”(2)

 

Allah rızâsı için oruç tutmak insana bambaşka bir huzur hâli bahşeder ki, bu mânevî zevk başkalarının duyamadığı, yaşayamadığı, hatta anlayamadığı harika bir duygudur. Zira insan, Allah için yaptığı fedakârlık nispetinde kulluk zevkini tadar. Allah için kayda değer bir fedakârlık yapma hissini oruç kadar veren başka bir ibadet yoktur. Ebû Ümâme -radıyallâhu anh- birgün:                                                                                                                                                  

 

“–Yâ Rasûlallâh, bana öyle bir amel tavsiye et ki, Allah Teâlâ beni onunla mükâfâtlandırsın.” deyince, Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- cevâben:

 

“–Sana, oruca sarılmanı tavsiye ederim. Zîrâ o, misli olmayan bir ibâdettir.” buyurdular.(3)

 İşte oruç da nefsi zayıflatıp terbiye ederek rûhun kuvvetlenmesine yardımcı olur. Böylece, hayat mücâdelesinde ihtiyaç olan “sabır, irâde, nefsânî arzulardan uzaklaşma” gibi hâllerin tâlimi ile ahlâkı kemâle erdirir. Mümin oruç tutmakla sabrın, azmin, tahammülün en güzelini göstermiş, nefsânî arzularına hakim olmasını öğrenmiş olmaktadır.

 

 Nefsin yemek, içmek ve şehvetten yana bitmez tükenmez arzularına karşı insanın şeref ve haysiyetini koruyucu bir kalkan olur. Yine oruç; sahibini, azim, sebât, kanâat, hâle rızâ, metânet ve sabır gibi ahlâkî güzelliklere erdirir.

 

İftar zamanı; duâların makbûl olduğu ilâhî ikram vakitleridir. Orucu açarken bu vaktin kıymetini iyi idrâk etmek ve Allah ile beraberliğin gönül huzuru içinde bulunmak gerekir. Zira Efendimiz (s.a.v.):

 

“Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç ânı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevâbıyla Rabbine kavuştuğu andır.” buyurmuştur.(4) 

 

Sahurların yüksek fazîlet ve kıymetine de şöyle işâret ettiler:

“Bir yudum su ile dahî olsa sahur yapınız.”(5) “Sahur yemeği yiyin, zîrâ sahurda bereket vardır.” (6) 

Nitekim oruçluyken sabırla aşılması gereken bu imtihanlardan biri, hadîs-i şerîfte şöyle ifâde buyrulur:

 

“Hiçbiriniz oruçlu olduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Eğer biri kendisine söver veya çatarsa «ben oruçluyum» desin.” (7) 

 

Oruç, zihnî ve kalbî melekelerin daha sıhhatli çalışmasına yardımcı olur. Nitekim Lokmân Hakîm, oğluna şöyle nasîhat edermiş:

 

“Miden doyunca, fikrin uykuya dalar, hikmet susar, âzâlar ibadetten geri kalır.”

 

Mevlâm cümlemize rızasına uygun amel etmeyi nasip etsin, oruçlarımızı, dualarımızı ve ibadetlerimizi kabul ve makbûl eylesin. Ramazan-ı Şerifiniz mübarek olsun.

Gönülden Muhabbetlerimle.

 

 

Dipnotlar:

1-Bakara, 183-184.

2-İbn-i Mâce, Salât, 173.

3-Nesâî, Sıyâm, 43.

4-Buhârî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 163.

5-Abdurrazzâk, Musannef, IV, 227/7599.

6-Buhârî, Savm, 20.

7-Buhârî, Savm, 9.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık