• 22 Mayıs 2017, Pazartesi 10:05
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Merhamet Ulvi Bir Değerdir

Evrensel bir değer olan merhamet, tüm varlıkları kuşatan ve kaynağını yaratıcımız Yüce Allah’tan alan ulvi bir değerdir.

Yüce dinimiz İslâm; yaratılanlara merhametli davranmayı, onlara acımayı, zararlı şeylerden korumayı, madur olanların maduriyetini giderip gönüllerine huzur ve sevinç vermeyi ve yaratandan ötürü yaratılanı sevmeyi öğretir. Özellikle yetim ve öksüzlere, çocuklara, kadınlara, yaşlılara, emrimiz altındaki insanlara ve hayvanata merhamet ve şefkatli olmayı telkin eder.

Yüce kitabımız Kur’an-ı kerimin adeta yaşayan bir örneği olan sevgili Peygamberimiz, insanları hidayete kavuşturmak için hayatını, her şeyini ortaya koyarak, bu uğurda her türlü eza ve cefaya maruz kalmış, lâkin bedevi bir topluluktan tüm dünya ya örnek olacak medeni bir toplum meydana getirmiştir.

O, rahmet ve sevgi peygamberiydi. Yaratılanı Yaratandan ötürü sevmek ve merhamet etmek O’nun sünnetidir. Nitekim Kâinatın Efendisi: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş olamazsınız.” buyurarak imanı toplumsal barışın temel taşı yapmıştır. Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, bütün insanlığa karşı sonsuz bir şefkat ve merhametle doluydu.

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, o son derece izzet ve şeref sâhibidir. Sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkündür, üzerinize titrer. Mü’minlere karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir.”(1)

Kendisinden düşmanlarına karşı beddua isteminde bulunanlara O’nun verdiği cevap, kendisinin bunlar için değil rahmet ve merhamet peygamberi olarak gönderildiği şeklinde olmuştur. Öz bir ifadeyle O, insanı insan yapan erdemlerin, değerlerin odaklandığı bir şahsiyetti. O ve ümmeti, düşmanlarına bile merhametlidirler.

Birgün Rasûlullah (s.a.v.):                                                                                                                        “Vaktiyle bir adam yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu ve içine indi; su alıp dışarı çıktı. Bir de ne görsün, bir köpek, dili bir karış dışarıda soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalayıp duruyordu. Adam kendi kendine; «Bu köpek de benim gibi pek susamış!» deyip hemen kuyuya indi, ayakkabısını su ile doldurdu, ağzına alarak yukarı çıkıp köpeği suladı. Onun bu hareketinden Allah Teâlâ râzı oldu ve günahlarını affetti” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm hayretle:                                                                                                                                                            “–Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim için hayvanlardan dolayı da sevap var mı?” diye sordular. Rasûlullah (s.a.v.):                                                                                                                                                 “–Her canlı sebebiyle sevap vardır!” buyurdu. (2) 

Sevgili Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde;“Cenâb-ı Hak rahmetini yüz parçaya ayırdı; bunun doksan dokuzunu kendi katında tuttu, bir cüz’ünü de yeryüzüne indirdi. İşte bu bir cüz rahmet sebebiyle yaratıklar birbirine merhamet ederler. Hatta anne atın, süt emzirirken yavrusuna zarar vermemek için ayağını yukarı kaldırması bile, bu yüzde birlik rahmetin eseridir.”(3) buyururken, yaş bir dalın bile gereksiz yere kırılmasına gönlü râzı olmayan, ümmetini her fırsatta ve her şeye karşı nezâket, zarâfet, letâfet ve merhamete dâvet ediyordu. Nebâtâta karşı bile hassas davranmamız gerektiğini ifâde sadedinde de şöyle buyuruyordu:

“Yerde bitmiş olan hiçbir bitki yoktur ki, onu nezâretçi bir melek kanatlarıyla korumuş olmasın. Bu durum bitkinin hasad edilmesine kadar devam eder. Kim bu bitkiye basıp ezerse, melek ona lânet eder.”(4) 

Bâyezid-i Bistâmî Hazretleri, bir defasında Mekke’den gelirken Hemedan’a uğramıştı. Oradan çörek otu satın aldı. Memleketi Bistam’a vardığında, aldığı çörek otunun içinde birkaç karınca gördü.

“–Bu karıncaları yerlerinden ayırmışım” diyerek kalktı ve onları tekrar Hemedan’a götürüp aldığı yere bıraktı.(5)

Mevlânâ Hazretleri ne güzel buyurur:

“Sen varını-yoğunu, malını-mülkünü ver de bir gönül yap! Yap da o gönül; mezarda, o kapkara gecede sana ışık versin!..

Velhâsıl Yüce Rabbimiz, kulundan merhamet, şefkat, cömertlik ve hizmetle müzeyyen bir kulluk hayatı arzu etmektedir.

Cenâb-ı Hak, bizleri dâimâ Peygamber Efendimiz’e hakkıyla ümmet, kendine de hakkıyla kul olmayı bahşettiği sevgili kullarından eyleyip, bütün mahlûkâta karşı şefkat ve merhameti gönüllerimizin bitmez tükenmez hazinesi eylesin… Âmîn…

Gönülden Muhabbetlerimle.

Dipnotlar:

1-Tevbe, 128.

2-Buhârî, Müsâkât, 9; Mezâlim, 23; Müslim, Selâm, 153.

3-Buhârî, Edeb, 19, Müslim, Tevbe, 17.

4-Ali el-Müttakî, Kenz, III, 905/9122.

5-Feridüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ, I, 176.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık