• 18 Kasım 2019, Pazartesi 9:26
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Mazlumun Yanında Yer Almak Fazilettir

Adaletten uzak hareket eden ve haksızlık edene zalim, haksızlığa uğrayan mağdur kişiye de mazlum denir. Kutsal kitabımızda samimi bir insan için  “Ne haksızlık yapar, ne de haksızlığa uğrarsınız.” (Bakara, 279) denmektedir.

Hayatı boyunca mütemadiyen mazlumdan yana bir tutum sergileyen sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ve yolunu takip eden raşit halifelerde aynı tutum içinde olmuşlardır. Hatta Hz. Ebubekir (r.a.) halife seçildikten sonra ilk hutbesinde; kendi katında mazlumun güçlü, zalimin ise zayıf konumda olacağını söylemiştir.

Yapılan her haksızlık bir çeşit zulümdür. Hiçbir hak sahibi olmadığı halde bir başkasının malını gasp etmek, ırz ve namusuna sataşmak, zulümdür.

Ayeti kerime de “Haksızlık yapanlara meyletmeyin yoksa ateş size de dokunur.” (Hûd, 113) buyurulurken, bir hadiste de “Kim, zâlim olduğunu bildiği halde yardım etmek üzere zâlimle birlikte yürürse İslam’ın dışına çıkmış olur.” (Suyûtî, Câmiu’s-Sağir, 2/155) denmektedir. Bu durumda mazlumun yanında yer almak, haktan ve haklıdan yana olmak, zalimin yanında olmakta zülme ortak olmak demektir.

Dolayısıyla bir Müslüman karar verirken, ölçüp tartarken, şahitlik yaparken, ister tanıdığı  olsun ister başkası, ister dostu olsun ister düşmanı, ister zengin olsun ister fakir herkes hakkında, her durumda âdil davranmalı, hislerine yenilip adâletten taviz vermemelidir. (Nisâ 4/135; Mâide 5/8; Heysemî, I, 90)

Meşhur bir atasözümüz vardır: “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.” Hiçbir zaman Allah (C.C.) mazlumların haklarını zalimlerin yanında bırakmaz. Hakkı tecelli ettirir ve hakkı mutlaka sahibine verir. Çoğu kere bu dünyada bile zalim; mazluma yaptığının karşılığı olarak cezasını bulur. Allah (C.C.) zalimden mazlumun intikamını alır.

Şu kesindir ki, hiç kimse haksızlığa uğramayacak. İlahi adaletin bir neticesi olarak bütün mazlumlar er ya da geç ya bu dünyada veya ebedi alemde haklarına kavuşacaklardır. Kimsenin yaptığı yanında kâr kalmaz, kalmayacaktır. Şu kıssa, kaderin işleyişindeki adâlet nizâmının güzel bir îzâhıdır:

Beşinci Abbâsî halîfesi Harun Reşid, sarayın bahçesindeki bir gül fidanını çok beğenir. Bahçıvana; şekli, eşsiz kokusu ve müstesnâ rengiyle pek zarif olan bu gülü îtinâ ile korumasını emreder.

Bahçıvan da sultandan aldığı bu emir dolayısıyla, gülün üzerine âdetâ titremeye başlar. Her seher vaktinde ilk işi, o gülün bakımını eksiksiz yapmak olur. Yine bir sabah gülün bakımını yapmak için yanına gittiğinde bir de bakar ki, gülün dalına konan bir bülbül, ne kadar yaprak varsa hepsini gagalayarak yere düşürmüş. Gülün dallarında tek bir yaprak bırakmamış. Büyük bir korku içerisinde halîfeye koşup;

“–Sultanım!” der. “Üzerine titrediğimiz gülün yapraklarını bir bülbül gagalayarak yere dökmüş, gülün üstünde tek bir yaprak bırakmamış.”

Harun Reşid, bahçıvanın söylediklerini sükûnetle dinledikten sonra, telâş göstermeden şöyle der:

“–Üzülme bahçıvan efendi, üzülme! Bülbülün yaptığı yanına kâr kalmaz.”

Sultanın bu cevabı üzerine rahat bir nefes alan bahçıvan ise işine döner. Aradan henüz birkaç gün geçmiştir ki, bahçıvan, gülün yapraklarını düşüren bülbülü bir yılanın yakaladığını ve yutmak için otların arasında kaybolup gittiğini görür. Heyecanla yine halîfeye gelir;

“–Sultanım!” der. “Çok sevmiş olduğunuz gülün yapraklarını döken bülbülü bir yılan yakalamış, yutarken gördüm.” Sultan yine telâşsız;

“–Merak etme efendi!” der. “Bülbülün âhı yılanda kalmaz. O da ettiğini bulur.”

Bahçıvan yine işine döner. Bir ara bahçede çalışırken, bülbülü öldüren yılanın otların arasından kendisine yaklaşmakta olduğunu görür. Hemen elindeki küreğiyle vurarak yılanı öldürür. Yine halîfenin huzûruna gelip sevinç içerisinde;

“–Sultanım! Bülbülü öldüren yılanı, ben de bahçede küreğimle öldürdüm.” diyerek durumu anlatır. Harun Reşid yine sakin;

“–Bekle bahçıvan efendi bekle!” der. “Yılanın âhı da sende kalmaz. Sen de yaptığının karşılığını görürsün.”

Nitekim çok geçmez, bahçıvan işlediği bir hata sebebiyle halîfenin huzûruna çıkarılır ve cezalandırılması istenir. Halîfe de onun zindana atılmasını emreder. Askerler, yaka paça zindana doğru götürürken geriye dönen bahçıvan Sultana şunları söyler:

“–Sultanım! «Bülbülün yaptığı yanına kâr kalmaz!» dediniz, onu yılan yuttu. «Bülbülün âhı yılanda kalmaz!» dediniz, onu da ben öldürdüm. Şimdi benim yaptığım da yanıma kalmıyor, zira sen beni zindana attırıyorsun. Kimsenin yaptığı yanına kalmıyor da, senin ki mi kalacak?.. Demek sana da bir yapan çıkacak; öyle ise gel sen bana yapma ki, bir başkası da sana yapmasın.”

Harun Reşid bir müddet sükût ettikten sonra, bahçıvana hitâben; «Doğru söyledin!» diyerek askerlere şu emri verir:

“–Bırakın bahçıvanı, çiçeklerini sulamaya devam etsin.”

Bunun üzerine, Sultan ile bahçıvan arasındaki konuşmaya şahit olan bir kimse şöyle der:

“–Sultanım, gereken cezasını vermediğiniz takdirde bahçıvanın yaptığı yanına kalmış olacak.”

Harun Reşid, bu sözler üzerine şu hakikati ifade eder:

“–Hayır! Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz. En ağır şekliyle âhirette ödemeye tehir edilir! Ama gafil insanlar bunun farkına varamaz da, yaptığı yanına kâr kaldı sanır.”

Zulüm ve haksızlık Cenâb-ı Hakk’ın asla râzı olmadığı, haram kıldığı bir kötülüktür. Âyet-i kerîmede buyurulur:

 “İyi biliniz ki Allâh’ın lâneti zalimler üzerindedir.” (Hûd, 18)

Mazlumların ahı doğrudan Mevlâ’ya ulaşır. Onun için mazlumların duasını alıp, bedduasından sakınmak gerekir. Gönülden Muhabbetlerimle…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık