• 19 Ekim 2020, Pazartesi 8:58
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

KANAAT EDEN KAZANÇLI ÇIKAR

Bu dünya ahretin tarlası olduğuna göre İnsanoğlu ahretini bu dünyada kazanacaktır. Dünyanın cilvelerine kapılıp ahretini ihmal ederse yarın kıyamet gününde duyacağı pişmanlık kendisine asla fayda vermeyecektir.

O halde yaşamımızı idame ederken hem bu dünyaya hem de ahrete kazanç sağlamamız gerekmektedir.

Yaşadığımız dünya nimetler deryası olup, bu nimetleri elde etmek için de mutlaka çalışmak şarttır. İnsanoğlu hayatında huzur ve mutluluğu yakalayabilmesi için asla aşırı hırs yapmamalıdır. Çünkü hırsın yıkıcı etkilerinden kurtulup kanaat sahibi olması son derece önemli bir gayrettir.

Kanaat eden kimse, dünya malı yüzünden gelebilecek birçok belâ ve musibetlerden kendisini aslında muhafaza etmektedir. Hz. Mevlâna konumuzla ilgili ne güzel de ifade etmiştir:

“Kanaate ermekle hiç kimse canından olmadı. Hırs ile de hiç kimse sultan olmadı. Allah ekmeği domuzlardan, köpeklerden bile esirgemiyor. Şu bulut ve yağmur insanların kazancı değildir. Sen nasıl rızka düşkün, rızkı arayan bir âşık isen rızık da sana âşıktır. Sen rızkın peşinde koşmasan da o senin kapına gelir. Fakat sen onun peşinde koşarsan, başına belâ olur, sana ızdırap verir.” (Mesnevî, c. V, beyt: 2398-2401)

Müminlerin kanaatkâr olmalarının tavsiye eden ve bizlere her konuda en güzel örnek olan Sevgili Peygamberimiz, kanaatkârlığı iffet, tokgözlülük ve gönül zenginliği olarak tarif etmiş, asıl zenginliğin mal çokluğunda değil, gönül zenginliğinde olduğunu beyan etmiş, bu özelliğe sahip olan kişileri övmüş ve kanaatkârlığı şükrün en ileri derecesi saymıştır.

Kanaat, insanı delaletten koruyarak istikamet üzere devam edebilmesini kolaylaştırırken, imanına ve maneviyatına kuvvet vererek metanetini artırırken, aynı zaman da Cenâb-ı Hakk’ı ve kullarını daha çok sevebilme ve yardımlaşma olgunluğunu kazandırır.

Yine aşk eri Mevlâna hazretleri ne güzel söyler; “Allah’ın, has kullarını davet ettiği kanaat ziyafetinden uzak kalan kimse, padişah bile olsa dilenci gibi açgözlüdür. Sen, Allah’ın verdiklerine razı olmadıkça, rahat etmek, kurtulmak ümidi ile nereye kaçsan, orada karşına bir afet çıkar, bir belâ gelir sana çatar.” (Mesnevî, c. II, beyt: 588-590)

Hakîm bin Hizâm (r.a.) şöyle anlatıyor:

“Bir gün Resûlullah’tan bana (ganimet mallarından bir miktar vermesini) istedim, verdi. Bir daha istedim, yine verdi. Tekrar istedim, tekrar verdi. Sonra şöyle buyurdu:

«– Ey Hakîm! Gerçekten şu mal çekici ve tatlıdır. Kim onu hırs göstermeksizin alırsa, o malda kendisine bereket verilir. Kim de ona göz dikerek hırs ile alırsa, o malın bereketi olmaz. Böylesi, yiyip yiyip de bir türlü doymayan kimse gibidir. Veren el, alan elden daha hayırlıdır.» Bunun üzerine ben:

– Ey Allah’ın Resûlü! Seni hak din ile gönderen Allah’a yemin ederim ki yaşadığım sürece senden başka kimseden bir şey kabul etmeyeceğim, dedim.”

Gün geldi, Hz. Ebûbekir ganimet malından hisse vermek için Hakîm’i çağırdı. Fakat Hakîm onu almaktan kaçındı. Daha sonra Hz. Ömer kendisini, bir şeyler vermek için davet etti. Hakîm yine kabul etmedi. Bunun üzerine Hz. Ömer:

– Ey Müslümanlar! Sizi Hakîm’e şahit tutuyorum. Ben kendisine şu ganimetten Allah’ın ona ayırdığı hissesini veriyorum, fakat almak istemiyor, dedi. Netîce itibariyle Hakîm, Resûlullah’ın vefatından sonra, ölünceye kadar kimseden bir şey kabul etmedi. (Buhârî, Vesâyâ 9, Zekât 50)(Hakîm bin Hizâm (r.a.), Kâbe’nin içinde doğmuş ve 120 sene yaşamıştır. (Müslim, Büyûʻ, 47)

Cenâb-ı Hak, kullarına maddi ve manevi namütenahi ihsanlarda ve nimetlerde bulunmuş, vermiş olduğu mal, mülk, makam, mevki, evlât ve beden güzelliğinin sadece bunlardan ibaret bir nimet olarak düşünmemek gerekir. Çünkü insanoğluna verilen diğer nimetlerinde farkında olup bir başkasına asla haset etmemelidir.

Lâkin sabır ve tevekkül etmeyip de devamlı olarak her istediğinin olmasını arzu edenler için âyet-i kerimede Cenâb-ı Hak, “Rabbi, imtihan için insana ikrâm edip bol nîmet verdiğinde, «Rabbim bana ikrâm etti!» der. İmtihan edip rızkını daralttığında ise, «Rabbim bana değer vermedi!» der.”(Fecr Sûresi, 89/15-16.) diye buyurarak bazı kullarının içinde bulunduğu hâlet-i rûhiyesini bildirmektedir.                                                                                   

Durum böyle iken insanoğluna verilen mal, evlât, sağlık ve hakeza sayısız nimetlerin az veya çok olması kişinin imtihanı olacağı için sahip olduğu nimetlere şükrederek, yokluğuna da sabrederek ahiret gününde kazançlı çıkmak için gayret etmelidir. Gönülden Muhabbetlerimle… 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık