• 13 Temmuz 2020, Pazartesi 8:51
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Huzur ve Bereket İçin Çalışmak

Yüce dinimiz İslâm; çalışma hayatında karşılıklı sevgi, saygı, hak, hukuk ve adaletli olmayı prensip edinmemizi emretmiş, bu ilkelere uygun hareket edilmesini tavsiye etmiştir. Verimli ve çok çalışmak, ancak vaktini en iyi şekilde değerlendirmek ile mümkün olur. Çünkü çalışmak, hayatımıza huzur ve bereket getirir.

Cenâb-ı Hak, kullarına maddi ve mânevi namütenahi ihsanlarda bulunmuş, vermiş olduğu mal, mülk, makam, mevki, evlât ve beden güzelliğinin sadece bunlardan ibaret bir nimet olarak düşünmemek gerekir. Çünkü insanoğluna verilen diğer nimetlerinde farkında olup bir başkasına haset etmemelidir.

Mümin olarak bize düşen vazife, rızık elde etmek için helâl yollarla çalışıp gayret etmek, temiz ve nezih olan kazancın peşinde koşmaktır. Çünkü dünya ve ahiret saadeti, ancak hayırlı ve verimli bir çalışma ile elde edilir.

Cenâb-ı Hakk, her canlının rızkını vereceğini va’detmiştir. Bu rızkın elde edilmesi için de birtakım sebepler yaratmıştır. Bu sebeplere yapışmak ve Allah’ın takdir ettiği rızkı arayıp bulmak, insanoğlunun görevidir. “Rızkım varsa nasıl olsa beni bulur.” deyip oturmak, sonra da, “Ben Allah’a tevekkül ettim, 0 benim rızkımı verecektir.” demek doğru değildir. Allah’ın böyle bir âdeti yoktur. Allah, rızkını arayana ve çalışana verir.

Dinimiz, dünya ve ahiret mutluluğu için çalışmayı farz kılmıştır. Şu hâlde, Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğunu kazanmak için çalışmalıyız. Çünkü insan, dünya ve ahirette kendi amelinin karşılığını görecektir.

 “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır.”(Bakara, 2/286.) ayetlerinde, hiçbir emek ve çalışmanın gerek dünyada, gerekse ahirette karşılıksız bırakılmayacağı açıkça vurgulanmaktadır.                                                                                                                                                                

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) her konuda olduğu gibi, çalışma hususunda da bizler için en güzel örnek olmuştur. Peygamberimiz özellikle çalışma ve emek harcama konusunda daima diğer insanlarla eşit bir muameleye tabi olmak istemiştir. Bu hususu kendi ailevi hayatında ve cemiyet hayatındaki yaşantısıyla bizzat yaşayarak, tüm insanlığa örnek olmuştur. Başkasına yük olmayı değil, onlara yardımcı olmayı prensip edinmiştir.

 

Cenâb-ı Hak, insanoğlunu, kâinatın en şereflisi olarak var etmiş ve ona, bu dünyada sınırlı bir ömür bahşetmiş, O, bu sınırlı ömrün her anından hesaba çekilecektir. Çünkü dünya hayatı geçici olup bu hayatta bizlere verilen her şey imtihan içindir. İnsanoğlu neyin hayırlı ve neyin hakkında hayırsız olacağını bilmediği için daima nefsinden kaynaklanan dürtülerle hareket ederse Rabbine karşı isyânkâr bir kul haline gelebilir.

Hayatımızda birçok şeyi arzu ederiz. Ancak bu arzu ettiğimiz şeylerin ise kendimiz için hayırlımı şerlimi olduğunu bilmemekteyiz. Bu nedenle biz arzu ettiğimiz şeyler için çalışmalı gayret göstermeli ve işin neticesini Cenâb-ı Hakk’a (c.c.) bırakmalıyız. Sonucunda ise bize verilene razı olmalı, ele geçmeyenlerden dolayı Rabbimize asla isyan etmemeliyiz. Karınca misali üzerimize düşeni yapalım. Sonrasını en iyi Mevlâmız bilir.

Yazımı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in duasıyla bitirmek istiyorum: “Allahım! Sıkıntı ve hüzünden, acizlik ve tembellikten, korkaklık ve pintilikten, insanların kahrından sana sığınırım.”(Tac, c.5, s.113.) Gönülden Muhabbetlerimle…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık