• 19 Aralık 2016, Pazartesi 7:35
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Hamd ve Şükür

 

İnsan olmanın gerekliliğini yerine getirebilmenin en önemli göstergesi, insanın yaratılış gaye ve hikmetinin bir ifadesidir. Bu ifade şekillerinin en önemlilerinden biri de, Cenâb-ı Hakk’ın yarattığı mahlûkatı için verdiği nimetlere hamd ve şükür vazifesini yerine getirme gayretidir.

 

Kutsal kitabımızın ilk suresi olan Fatiha’nın, “Hamd, alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur”(1)   mealindeki ayet ile başlaması, Mevlâ’sı ile kulu arasında, hamd ile şükrün, mânevî bir bağ olduğunu göstermektedir.

 

Maddi ve manevi sayısız nimetlerle kuşatılmış bir varlık olan insan, her nefes alış ve verişinde bile iki nimeti aynı anda yaşamakta olup, Allah Teâlâ’nın insanoğluna lütfettiği maddî ve manevî nimetlerin tespit edilip sayılması mümkün değildir. Nitekim Allah Teâlâ, “O, size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür”(2) buyurmaktadır.

 

Allah Teâlâ bizleri, bu nimetlerin değerini bilmeye, üzerinde düşünmeye ve bunlara karşı şükretmeye şöyle davet etmektedir:

“Allah sizi, analarınızın karnından siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi”(3) “İçtiğiniz suya ne dersiniz? Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu acı bir su yapardık. O hâlde şükretseydiniz ya!”(4)

 

“Her şeyden önce insan, yediği yemeğe bir baksın! Gerçekten biz, yağmuru bol bol yağdırdık. Sonra toprağı, iyiden iyiye yardık! Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık”(5) 

 

Nitekim Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- geceleri ayakları şişinceye kadar uzun uzun namaz kılmış; elbisesini, sakal-ı şerîflerini ve secde ettikleri yeri, mübârek gözyaşlarıyla yıkamışlardır. Kendisine:

 

“–Yâ Rasûlâllah! Allah Teâlâ Siz’in geçmiş ve gelecek günahlarınızı bağışladığı hâlde, niçin bu kadar ağlıyorsunuz?” denilince de:

“–Allâh’a çok şükreden bir kul olmayayım mı?..” buyurmuşlardır.(6) 

 

Allah’ın bizlere ihsân ettiği her uzvun bir şükrü vardır. Bu ise, onları Hakk’ın râzı olduğu şekilde kullanmak, haram ve şüphelilerden korumakla olur. Bişr-i Hâfî Hazretleri bu hususu şöyle îzah buyurur:

 

“Âzâları içinde yalnız dili ile şükreden kimsenin şükrü az olur. Çünkü gözün şükrü, bir hayır gördüğü zaman ondan hikmet devşirmek, dolayısıyla tefekkürün artmasıdır. Şer gördüğü zaman da ondan ateşten kaçar gibi kaçmaktır. Kulağın şükrü, bir hayır işittiği zaman onu ezberlemek, şer işitirse onu unutmaktır. Ellerin şükrü, onlarla hakkı olandan başkasını tutmamaktır. Midenin şükrü, helâl ile gıdâlanmak, (akıl ve kalbin şükrü) ilim ve hilm (yani mârifetullah, Allâh’ı kalpte tanıyabilmek) ile dolu olmak; ayakların şükrü de, hayır-hasenattan başka bir şeyle meşgul olmamak, başka bir yöne gitmemektir. Kim böyle yaparsa hakîkaten şükredenlerden olur.”

 

Bize ihsan edilen sayısız nimetlere “Allahım! Şükürler olsun” diyerek minnettarlığımızı dile getirmek ve Rabbimizi yâd etmek dil ile yapılan şükrün önemli kısımlarıdır.

 

Zengin bir kimsenin zekâtını ve sadakasını vermesi, Allah yolunda infak etmesi, başta akrabaları olmak üzere fakirlere, yoksullara, yetimlere yardımda bulunması, malî bir şükürdür. “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” genel prensibi ile hareket ederek bir kimsenin ilim, irfan, sanat, maharet, beceri ve tecrübesiyle insanları aydınlatması ve onlara faydalı olması da bu nimetlerin şükrünü edadır.

 

Şükür, nimetlerin artmasına, isyan ve nankörlük ise, bu nimetlerin yok olmasına sebebiyet verir. Bu itibarla nimetlerin artışı veya yok oluşu bir anlamda bizim tutum ve davranışlarımıza bağlıdır. Nitekim Yüce Mevlâmız Kuran-ı Kerim’de “…Andolsun şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”(7)  buyurmak suretiyle bu hususu dile getirmektedir.

 

Yazımı Sevgili Peygamberimizin tavsiye ettiği bir dua ile bitirmek istiyorum:  Allahım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana lâyık ibadet etmek için bana yardım eyle!. ”(8)  Gönülden Muhabbetlerimle.

 

Dipnotlar:

 

1- Fatiha,1/2.

2- İbrâhim, 14/ 34.     

3- Nahl, 16/78.

4- Vâkıa, 56/68-70.

5- Abese, 80/24-32.

6- Bkz. İbn-i Hibbân, II, 386.

7- İbrahim, 14/7.

8- Ebû Dâvûd, Vitir 26.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık