• 26 Kasım 2018, Pazartesi 8:26
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Çok Çalışmak Zorundayız

Cenâb-ı Hak insanı, yaratılmışların en şereflisi olarak var etmiş ve ona, bu dünyada sınırlı bir ömür vermiştir. O, bu sınırlı ömrün her anından, mutlaka hesaba çekilecektir. Varlıkların en şereflisi olan insanın dünyaya geliş maksadı, Yüce Rabbine kulluk etmek ve hem dünyası, hem de ahireti için çalışmaktır.

Yüce Dinimiz İslam, dünya ve ahiret hayatı için dengeli olmayı esas almış, tembelliği yasaklamış ve çalışmayı teşvik etmiştir. Zamanını en iyi şekilde değerlendirmek,  ancak çok iyi çalışmakla olur. Çünkü dünya ve ahiret saadeti, ancak hayırlı ve verimli bir çalışma ile elde edilir. Nitekim Cenâb-ı Hâk, bir ayetinde, "İnsan, yalnız çalıştığının karşılığını alır"(Necm Sûresi, 53/39) buyurmuştur.

İslâm; madde ile mânâ, ruh ile beden, dünya ile ahiret arasında hassas dengeler koymuştur. Bu ölçülere uyarak çalışanlar, dünya ve ahiret saadetine ererler. Bunun için insanın, ömrünü ve zamanını çok iyi değerlendirmesi gerekir.

Gökyüzündeki Ay, Güneş ve yıldızlar; yeryüzündeki canlı cansız bütün varlıklar çalışıp bir görev ifa ederken; insanın çalışmaması, tembellikle ömrünü geçirmesi elbette doğru bir şey olamaz. Bu duruma işaret eden milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy şöyle diyor:

“Bir baksana, gökler uyanık yer uyanıktır – Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır.

Şeyh Sâdî’nin de buyurduğu gibi:

“Bulut, rüzgâr, Güneş ve felek senin eline ekmek vermek için çalışıp, hizmet görüyorlar. O ekmeği gaflet etmeden yiyesin diye… Allâh’ın emriyle onlar senin için böyle çalışırlarken, senin vazifeni yapmaman, boş oturman hiç yakışık alır mı?”                                                        

Bir Müslüman her konuda olduğu gibi, çalışma konusunda da dünyasını ve ahiretini birlikte düşünmeli, hayatını çalışarak kazanmalı, ihtiyaçlılara zekâtını, devletine vergisini vererek devletine ve milletine karşı görevlerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmelidir.

İnsanoğlu, daima çalışmak zorundadır. Çünkü onun beslenme, barınma ve giyinme gibi önemli ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların temini ve insanın onurunu koruması, hayatını devam ettirmesi için çalışması vaciptir. İnsan, dünyasını ve ahiretini, buradaki maddi ve manevi çabasıyla kazanabilir. Çünkü dünya, hepimiz için çalışıp kazanma yeri ve âhiretin tarlasıdır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) her konuda olduğu gibi, çalışma hususunda da bizler için en güzel örnek olmuştur. Peygamberimiz özellikle çalışma ve emek harcama konusunda daima diğer insanlarla eşit bir muameleye tabi olmak istemiştir. Bu hususu kendi ailevi hayatında ve cemiyet hayatındaki yaşantısıyla bizzat yaşayarak, tüm insanlığa örnek olmuştur. Başkasına yük olmayı değil, onlara yardımcı olmayı prensip edinmiştir.

 

 El emeğine son derece önem veren Hz. Peygamber (s.a.v.), bu konuda herkesin dikkatli olması gerektiğini vurgulayarak; "Hiç kimse elinin emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir” (Buhârî Buyû 15.) buyurmuştur.

 

Âhiret hayatında amelsiz ve sevapsız kalmak hiç hoş olmayacağı gibi, bu dünyada ise başkalarına muhtaç bir duruma düşüp perişan olmak da akıl ve mantık işi değildir. Hiçbir manisi olmadığı halde ve ihtiyaç içerisinde iken çalışmayan insan, ihtiyaçlarını temin edebilmek için başkalarına el açıp dilenecektir. Dilenmek ise, İslam Dininin hoş görmediği ve yasakladığı davranışlardandır.

Nitekim Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur. "Allahu Teâlâ'ya yemin ederim ki, sizden birinizin ipini alıp, dağdan odun taşıması ve onu satıp geçinmesi, dilenmesinden daha hayırlıdır.”(Tecrîd Terc. VI, 95.)

Toplum hâlinde yaşamanın insana sağladığı bir takım haklar ve yüklediği sorumluluklar vardır. Haklara saygı göstermek ve sorumlulukları yerine getirmek, herkesin ortak görevidir. Sistemli bir şekilde çalışan ve iş yapan kişinin bu dünyada refah içerisinde hayat süreceği açıktır. Madem ki; yer çalışıyor, gök çalışıyor; öyleyse bizim de Allah’ın kulları olarak çalışmamız, hem de çok çalışmamız gerekmez mi?

Yazımı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in duasıyla bitirmek istiyorum: “Rabbim! Sıkıntı ve hüzünden, acizlik ve tembellikten, korkaklık ve pintilikten, insanların kahrından sana sığınırım.”(Tac, c.5, s.113.)

Gönülden Muhabbetlerimle…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık