• 08 Şubat 2016, Pazartesi 8:58
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

ALLAH (c.c.) CÖMERTTİR, CÖMERT OLANLARI SEVER

Bizlere, her türlü günahımıza, isyanımıza, inkârımıza rağmen, namütenâhi nimetler veren Yüce Mevlâ'mıza, bizlerde sayısız kere hamd-ü senâlar etmeliyiz. Çeşidiyle, rengiyle, tadıyla, kokusuyla, ismiyle, cismiyle… sayılamayacak kadar nimetler veren Cenâb-ı Hakk, cömerttir ve cömert olanları sever. Lâkin, cimri olanları sevmez.

Yaratılan her şeyin sahibi Cenâb-ı Hakk'tır. İnsanların sahip oldukları herşey de Allah'a aittir. Öyleyse kulun yapacağı vazife, üzerindeki nimetlerin farkında olup Cenâb-ı Hakk'ın razı olacağı hâlde tasarrufta bulunmak ve cömert olmaktır.

Yapacağı tasarrufların en başında ise, ümmet kavramını idrak edip, Mü'minlerin yardımlarına koşarak, Cenâb-ı Hakk'ın murâd ettiği sevaba nail olmalıdır. Cömertliğin fazileti hakkında âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:

“…Siz hayır olarak ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir.”(1) “Allah yolunda mallarını harcayanların misali, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilir.”(2)

 

“Herhangi birinize ölüm gelip de: «Ey Rabbim, beni yakın bir müddete kadar geciktirsen de sadaka versem ve sâlihlerden olsam» demesinden evvel size rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak edin! Çünkü Allah, bir kimseyi eceli geldiği zaman asla ertelemez. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”(3) 

 

“Ey îmân edenler! Ne bir alışveriş ne bir dostluk ne de (Allah’ın izni olmadıkça) bir şefaat bulunmayan kıyâmet günü gelip çatmadan önce, size verdiğimiz rızıktan Allah yolunda cömertçe sarf edin! Kâfirler, zâlimlerin tâ kendileridir.”(4)                                      

 

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz de şöyle buyurur:

“Kim bir mü’minin dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da kıyamet gününde onun sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalan birine kolaylık gösterirse, Allah da ona dünya ve âhirette kolaylık gösterir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve âhiretteki ayıplarını örter. Mü’min kul, din kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah da o kulun yardımındadır.”(5)

    

Bu nedenle cömert Müslümanlar, daha önce tanımadığı insanlara bile, “O da Allah’ın kuludur” diyerek ellerinden gelen yardımı yaparak, onlara karşı cömert davranırlar. Cömertlik, Yüce Mevlâ'mızın güzel sıfatlarından olup, zira O’nun “keremi ve ihsânı bol, sonsuz cömert” mânâlarına gelen “Kerîm” ve “Ekrem” sıfatları vardır.(6) Ayrıca O,  Vehhâb ve Latîf’dir.(7)

 Cömertlik, insanı kâmil mânâda değiştiren, bambaşka bir hâlet-i rûhiye sahibi yapan güzel bir haslettir. Kendini cömertliğe adapte eden insanın gönül alemi genişleyerek ferahlık ve huzura erişir. Toplum içerisinde yaşayan diğer insanlar nazarında bu güzel özelliği sebebiyle bazı küçük kusur ve ayıpları görülmez olur ve günahlarının affına vesile olabilir. Nitekim Rasûlullah(s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cimri ile cömerdin durumu, zırh giyinmiş iki kişinin durumuna benzer. Elleri köprücük kemiklerine kadar sarılıp sıkışmıştır. Cömert, sadaka vermek istedikçe, üzerindeki zırh genişler, uzar, ayak parmaklarını örter ve ayak izlerini siler. Cimri ise, bir şey vermek istediğinde, zırhın halkaları birbirine iyice geçer, onu sıkıştırır ve elleri boynuna iyice bağlanır. Zırhı genişletmek için ne kadar uğraşsa da başaramaz.” (8)  

 

Cömert ile cimrinin iç âlemlerini ve rûh hallerini tasvir eden Rasûlullah(s.a.v.), birilerine iyilikte bulunmak isteyip de imkânları mahdut olan insanların bile, cömertlik sayesinde rahatlayıp huzûra kavuşacağını anlatır ve insanları imkân nisbetinde cömert davranmaya teşvik ederken devamlı olarak cömertliği medheder ve cimriliği zemmederdi.    

Bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:                                                                                               “Cömert insan, Allah’a, cennete ve insanlara yakın; cehennem ateşine uzaktır. Cimri ise, Allah’a, cennete ve insanlara uzak; cehennem ateşine yakındır!” (9)  

Lâkin şunu da bilmelidir ki, cömertlik yerli yersiz fütursuzca dağıtmak değildir. Allah’ın kullarına, itidal üzere ve yerli yerince ihsanda bulunmaktır. Nitekim Cenâb-ı Hak bu hususta şu ölçüyü koymuştur:                                                                                                                       “Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün elini açıp tutumsuz da olma! Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.” (10)    

Dipnotlar:

1-Sebe’, 39.

2-Bakara, 261.

3-Münâfikûn, 10-11.

4-Bakara, 254.

5-Müslim, Zikr, 37-38; Ebû Dâvûd, Edeb, 60; Tirmizî, Hudûd, 3; İbn-i Mâce, Mukaddime, 17.

6-İnfitâr, 6; Alâk, 3.                                                                                                                                   7-Vehhâb; çeşit  çeşit nimetleri devamlı bağışlayıp duran, her zaman, her yerde ve her şeyi karşılık beklemeden çok çok ve bol bol veren mânâlarına gelir.(Âl-i İmrân, 8; Sâd, 9, 35) Latîf; en ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen en ince şeyleri yapan, yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip, sezilmez yollarla lûtfeden mânâlarına gelir. (Yûsuf, 100; Hac, 63; Şûrâ, 19.                                                                                                                                                                       8-Buhârî, Cihâd 89, Zekât 28; Müslim, Zekât 76-77.

9-Tirmizî, Birr, 40/1961.                                                                                                                        10-İsrâ, 29.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık