• 29 Ekim 2020, Perşembe 9:24
AbdurrahmanYILMAZ

Abdurrahman YILMAZ

YAŞASIN CUMHURİYET

Tarihimize baktığımızda çok köklü ve gelişmiş bir teşkilata sahip olduğumuzu görmek zor değil. Bu tüm dünyanın kabul ettiği bir gerçektir.

İskit Türklerinde vatan uğruna savaşan Tomris Hatun, Sibirlere hükümdarlık yapan Boğarık Hatun’dan tutun da Oğuz Kağanımız Mete Han, Doğunun ve Batının Sultanı ünvanını alan Tuğrul Bey’den Alaaddin Keykubad’a, İstanbul’un ve gönüllerin fatihi Sultan Mehmet Han’a, Kanuni Sultan Süleyman’dan IV.Murat’a kadar gelmiş geçmiş tüm hükümdarlarımızın ortak bir özelliği vardı “vatan toprağı kutsaldır kimseye verilemez” noktasında hemfikirlerdi.

Mete Han toprak talebinde bulunan düşman elçisine bu sebeple rest çekmiş ve toprak vermemişti. II.Abdülhamit Han da “Kanla alınan topraklar para ile satılamaz” diyerek Siyonistleri huzurundan kovarken aynı şeyi savunmuştu.

Tüm bu okuduklarımız yaşanırken tarih de akışını devam ettiriyor ve devletler de doğup, büyüyüp, yaşayıp ölmekteydi. Hunlar yerini Avarlara,Avarlar Göktürklere,Göktürkler Uygurlara, Uygurlar Karahanlıya, KarahanlılarGazneli ve Selçukluya,Selçuklulardan ise Osmanlıya olan dönüşüm yaşanmıştı. Halk aynı halktı, bayrak ve sancak el değiştiriyor ve yeni devletler kuruluyor halk yine gülümsüyordu bağımsızca vatan topraklarında yaşarken.

Bir gün Osmanlı da hastalandı ve hastalık vücudunu sardı. Yönetim ve halk direndi lakin başaramadı. Yeni bir doğum gerekti ama bir şey vardı öncekilerden farklı olan: “ tüm vatan işgal altındaydı”.

Her daim bir kahraman lider çıkarmayı başaran halk yine bir lider çıkardı kendi içinden, kendi özünden. Padişahıyla, ordusuyla, milletiyle yanında oldu “bağımsızlık” için.

Şartlar değerlendirildi, planlar yapıldı, hedef belirlendi ve bir yandan da eyleme geçilerek “topyekûn savaşımız” başlatıldı erkeğiyle, kadınıyla, çocuğuyla…

Bir ses duyuldu Amasya’dan: “ulusun bağımsızlığını ulusun azim ve kararı kurtaracaktır” deniyordu. Sonra Erzurum’dan halk sesleniyordu yemininde “milli güçleri etkili milli iradeyi egemen kılmak esastır” diyordu. 

Sivas’ta halk tek yumruk olmuş, mandacılara karşı “ ya istiklal ya ölüm” diyordu.

İnönü savaşlarında “Siz orada yalnız düşmanı değil Türk milletinin makus talihini de yendiniz” diyen sesle, Sakarya Zaferinde “ Hatt-ı Müdafaa yoktur,sath-ı müdafaa vardır,O satıh tüm vatandır. Her karış toprağı kanla sulanmadıkça terk edilemez” diyen ses aynıdır.

Görüldüğü gibi şahsi menfaatleri kurtarmak adına değil de vatan toprağını kurtarmak,bağımsızlığı sağlamak adına bu halk tek yumruk olmayı bilmiştir. Aynı halk “ilk hedefiniz Akdeniz,ileri” emriyle vatanı kurtarmakla kalmamış ölen bir devletin küllerinden yeni bir devlet kurmayı da başarmıştır. Bayrak ve sancak yine el değiştirmiştir.

Geçmiş inkâr edilmeden kabul görmüş ve Lozan Barışında tüm dünyaya bağımsızlığımız kabul ettirilirken Osmanlının yani atamızın borçları da tarafımızca kabul edilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’unda, Osmanlı’nın dağılmasından, o güne kadar devletin geçirdiği evrime ilişkin değerlendirmesini ortaya koymuştu. Nutuk’ta Cumhuriyet kararının verilişine ayrılan bölümde şunları yazmıştı:

“Efendiler, görüyorsunuz ki, Cumhuriyet ilânına karar vermek için Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı davet ederek onlarla görüşüp tartışmaya asla lüzum ve ihtiyaç görmedim. Çünkü, onların da aslında ve tabiî olarak benim gibi düşündüklerinden şüphe etmiyordum. Halbuki, o sırada Ankara’da bulunmayan bazı kişiler, yetkileri olmadığı halde, kendilerine haber verilmeden, düşünce ve rızaları alınmadan Cumhuriyetin ilân edilmiş olmasını bize gücenme ve bizden ayrılma sebebi saydılar.”

“O gece birlikte olduğumuz arkadaşlar erkenden ayrıldılar. Yalnız İsmet Paşa Çankaya’da misafirdi. Onunla yalnız kaldıktan sonra, bir kanun tasarısı müsveddesi hazırladık. Bu müsveddede 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun (Anayasa) devlet şeklini tespit eden maddelerini şu şekilde değiştirmiştim:

Birinci maddenin sonuna “Türkiye Devleti’nin hükûmet şekli Cumhuriyettir” cümlesini ekledim.

Üçüncü maddeyi şu yolda değiştirdim: “Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. Meclis, hükûmetin ayrıldığı idare kollarını bakanlar vasıtasıyla yönetir.”

Bundan başka Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun temel maddelerinden olan sekizinci ve dokuzuncu maddelerle de değiştirilerek ve açıklığa kavuşturularak şu maddeler yazıldı:

“Madde - Türkiye Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından ve kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir. Cumhurbaşkanlığı görevi yeni Cumhurbaşkanının seçilmesine kadar devam eder. Görev süresi biten Cumhurbaşkanı yeniden seçilebilir.”

“Madde - Türkiye Cumhurbaşkanı devletin başkanıdır. Bu sıfatla lüzum gördükçe Meclis’e ve Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder.”

“Madde - Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından ve Meclis üyeleri arasından seçilir. Diğer bakanlar, Başbakan tarafından ve yine Meclis üyeleri arasından seçildikten sonra Cumhurbaşkanı tarafından hepsi birden Meclis’in onayına sunulur. Meclis, toplantı halinde değilse, onaylama, Meclis’in toplantısına bırakılır.”

“Efendiler, Meclis’çe Cumhuriyet kararı 29/30 Ekim 1923 gecesi saat 20.30’da verildi. 15 dakika sonra, yani 20.45’te Cumhurbaşkanı seçildi. Durum, aynı gece bütün memlekete bildirildi ve her tarafta gece yarısından sonra yüz bir pâre top atılarak ilân edildi.”

Tüm ülkemizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun. 

Yaşasın Cumhuriyet!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık