• 24 Temmuz 2020, Cuma 9:25
AbdurrahmanYILMAZ

Abdurrahman YILMAZ

HAYATI PLANLAMAK

Maneviyat bir lüks değil, ihtiyaçtır. Tıpkı bir mumun ateş olmadan ışık veremeyeceği gibi, bir insanın da maneviyat taşımadan aydınlanabilmesi mümkün değildir.’’ Buda İnsanın doğasında aslında var olan doğaçlama yaşamaktır.  Doğumla birlikte hatta anne karnındayken başlar çoğunlukla şartlı öğrenmeler ve bilinçaltı işlemler. Sonrasında ise genelde dayatmaca yaşamlar bekler bizi ait olduğumuz coğrafyaya bağlı iklimlerde. 

B planı A planı varken yapılır ve bunlar mevcutsa C planı düşünülür çoğunlukla. Çünkü içinde bulunduğumuz dünya şartları doğaçlama yaşamaya pek de izin vermiyor artık. Olabildiğince koşturmak zorunda olduğumuz bir yaşam tarzlarımız oluştu. Daha çok kazanmak bir yana sadece kazanmak ve rutin yaşamını devam ettirmek kurgusunda bile çoktan seçmeli planlarımız yerini çoktan aldı.  Sanki dünyaya geliş amacımız sadece çalışmak ve kazanmakmış gibi yaşamıyor muyuz sizce de?

 Oysa dünya tarihine damga vurmuş Lidya hükümdarı Kroisos“Karun kadar zengin” deyimine konu olacak kadar zenginken bile şimdi nerede sizce?

“Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.” Hz. Mevlana

Dünyadaki tüm insanların yaşam felsefesi aynı olamaz elbette.  Ama insanlar kölelik sistemine asırlar boyu karşı çıkmışken ve Spartaküs ile bir destan bile yazmışken özgürlük yolunda... Şimdi ne oldu da tüm insanlık kendini bir sistemin kucağına koşulsuzca bıraktı ve köleliği adeta benimsedi diye düşündün mü hiç?

Kazanmak olgusu sanırım bizlere yanlış anlatılıp bilinçaltımıza yanlış kodlandı ki, kazanmak deyince para, hırs, mülk, diğerlerini ezip geçmek gibi anlamlar çıkarır olduk. İşin kötüsü bu kavramları yeni nesillere de aktarıyor olmamız. Hani çocuklarımıza daha yaşanılır bir dünya bırakacaktık?

“Bir insan satın alamadığı şeyler kadar zengindir.” Henry David Thoreau

Ölümün varlığını unutan insan kapitalizmin gücünü unutmadı.  Kredi kartı limitleri belirlemeye başladı saygınlık ölçüsünü ve elbette bindiğiniz araba, yaşadığınız ev ve buna benzer kriterler var artık kaliteli insan tanımlarımızda.

Peki; sizce yaşamın neresindeyiz? 

Aldığımız maaşlar kaç yaşam ediyor içimizde?

Sahip olduğumuz mülkler ya biterse?

Sahi, sen kaç ömür borçlusun bu hayalindeki hayatı yaşayabilmek adına bankalara?

Yirmi dört maaşını üst üste koyduğunda kaybettiğin gençliğin ediyor mu mesela?

Bindiğin araba seni mutluluğa kadar götürebiliyor mu?

Peki, marka kıyafetini giydiğinde bademler çiçek açıyor mu?

Asırlık şarabından yudumladığında ölümsüzleşiyor musun?

O güneş gibi parlayan tek taşın içindeki karanlığı da aydınlatmaya yetiyor mu?

Çocuğunuzun eline cebinizden biraz mutluluk ve umut da koyabiliyor musunuz?

             Daha fazla kazanmak uğruna verdiğimiz savaş aslında kendimizi daha çabuk öldürmek uğruna kurduğumuz kumpastan ötesi değildir.  Koca bir kâinat içinde ortalama 80 yıla sıkışmış bir varlık olduğumuzu fark ettiğimizde çözülüyor düğüm.

“Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler.” Hz. Mevlana


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık