• 18 Eylül 2020, Cuma 9:14
AbdurrahmanYILMAZ

Abdurrahman YILMAZ

AHİLİK TEŞKİLATI

Anadolu’da Ahilik teşkilâtının kurucusu ve 32 esnaf zümresinin pîri kabul edilen Ahi Evran; 1171 yılında Azerbaycan'ın Hoy şehrinde doğmuş ve çoğunlukla Kırşehir'de yaşamıştır. Asıl adı Nasıruddin Mahmud Ahi Evran bin Abbas’tır. Ahi, Türkçe bir kelime olup “cömert ve eli açık”  anlamındadır. Evran (Evren) da Türkçe bir kelime olup “yılan, ejderha” anlamlarına gelmektedir. Ahmet Yesevi'nin talebelerinin sohbetlerinde bulunmuş,  Hacı Bektaş Veli ve Mevlana ile aynı dönemde yaşamış bir âlimdir.

 Asıl mesleği debbağlık olup Denizli, Konya, Kayseri gibi şehirleri gezerek Ahilik teşkilatının kurulması ve yayılmasında önemli rol oynamıştır. Özellikle Moğol istilası sonrasında kaçarak Anadolu'ya gelen sanatkâr ve tüccarların dayanışmasını sağlamıştır. Onlar arasında sağlam bir birlik oluşturarak kaliteli mal üretmelerini teşvik etmiştir. Böylece Müslüman esnafların birlikteliği olan “Ahi Teşkilatı” oluşmuştur.

Ahilik, kelime anlamı olarak Arapça “kardeşim” veya Türkçe “akı” (Divan’ülLügat’it Türk’te) “cömert”,“eli açık” anlamında kullanılmaktadır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin desteklemesi ile de kısa sürede büyüyen bu örgütlenme ve Ahi Evran’ın “ Esnafların Piri” unvanı Osmanlı Devleti zamanında Anadolu, Rumeli, balkanlar ve Kırım'a kadar yayılmıştır.

Ahiliğin esaslarında Kur’an-ı Kerim’de sıkça söz edilen İsar(kendileri ihtiyaç duysalar bile başkalarını tercih etmek), Uhuvvet (kardeşlik), İnfak (Allah yolunda harcama) kavramlarının etkisi vardır.Ahiler oluşturdukları sosyal güvenlik sistemi ile âdeta “kimsesizlerin kimsesi” olmuşlardır.

“Hakka hizmet, halka hizmet” anlayışıyla hem dünyevi, hem de uhrevi bir sistem oluşturmuşlardır.

Anadoludaki ilk Türkçe fütüvvetnamelerde ahiliğin gayesi olarak, insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak ve “Âleme nizâm vermek” olarak belirtilmiştir.

Ahiliğin özünde “hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış” Hadis-i Şerifi esas alınmıştır.

Hatırlayacak olursanız eğer, Osmanlının kuruluş sürecinde Ertuğrul Gazi oğlu Osman Gazi’yi Ahi lideri Şeyh Edibali’nin Kızı yani Bala Hatun ile evlendirerek Anadolu halkının yani Ahilerin desteğini almayı amaçlamıştı.

Bu teşkilatı incelediğimizde;

  • Ekonomik (Ticari), dini, sosyal yönü olan teşkilatlanmadır. Askeri özelliği yoktur.
  •  Ahilik hukuksal ve yargısal bir özellik taşımaz (Mahkeme özelliği yoktur).
  • Bu teşkilatlara üye olmanın şartı Müslüman olmaktır.
  • Ahi sözleşmesine “Fütüvvetname” denilmiştir.
  • Ahilikte esnaflar arası fiyat politikasına Narh sistemi denilmiştir.

Anadolu’da Ahilik teşkilâtının kurucusu ve 32 esnaf zümresinin pîri kabul edilen Ahi Evran; 1171 yılında Azerbaycan'ın Hoy şehrinde doğmuş ve çoğunlukla Kırşehir'de yaşamıştır. Asıl adı Nasıruddin Mahmud Ahi Evran bin Abbas’tır. Ahi, Türkçe bir kelime olup “cömert ve eli açık”  anlamındadır. Evran (Evren) da Türkçe bir kelime olup “yılan, ejderha” anlamlarına gelmektedir. Ahmet Yesevi'nin talebelerinin sohbetlerinde bulunmuş,  Hacı Bektaş Veli ve Mevlana ile aynı dönemde yaşamış bir âlimdir.

            Asıl mesleği debbağlık olup Denizli, Konya, Kayseri gibi şehirleri gezerek Ahilik teşkilatının kurulması ve yayılmasında önemli rol oynamıştır. Özellikle Moğol istilası sonrasında kaçarak Anadolu'ya gelen sanatkâr ve tüccarların dayanışmasını sağlamıştır. Onlar arasında sağlam bir birlik oluşturarak kaliteli mal üretmelerini teşvik etmiştir. Böylece Müslüman esnafların birlikteliği olan “Ahi Teşkilatı” oluşmuştur.

Ahilik, kelime anlamı olarak Arapça “kardeşim” veya Türkçe “akı” (Divan’ülLügat’it Türk’te) “cömert”,“eli açık” anlamında kullanılmaktadır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin desteklemesi ile de kısa sürede büyüyen bu örgütlenme ve Ahi Evran’ın “ Esnafların Piri” unvanı Osmanlı Devleti zamanında Anadolu, Rumeli, balkanlar ve Kırım'a kadar yayılmıştır.

Ahiliğin esaslarında Kur’an-ı Kerim’de sıkça söz edilen İsar(kendileri ihtiyaç duysalar bile başkalarını tercih etmek), Uhuvvet (kardeşlik), İnfak (Allah yolunda harcama) kavramlarının etkisi vardır.Ahiler oluşturdukları sosyal güvenlik sistemi ile âdeta “kimsesizlerin kimsesi” olmuşlardır.

“Hakka hizmet, halka hizmet” anlayışıyla hem dünyevi, hem de uhrevi bir sistem oluşturmuşlardır.

Anadoludaki ilk Türkçe fütüvvetnamelerde ahiliğin gayesi olarak, insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak ve “Âleme nizâm vermek” olarak belirtilmiştir.

Ahiliğin özünde “hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış” Hadis-i Şerifi esas alınmıştır.

Hatırlayacak olursanız eğer, Osmanlının kuruluş sürecinde Ertuğrul Gazi oğlu Osman Gazi’yi Ahi lideri Şeyh Edibali’nin Kızı yani Bala Hatun ile evlendirerek Anadolu halkının yani Ahilerin desteğini almayı amaçlamıştı.

Bu teşkilatı incelediğimizde;

  • Ekonomik (Ticari), dini, sosyal yönü olan teşkilatlanmadır. Askeri özelliği yoktur.
  •  Ahilik hukuksal ve yargısal bir özellik taşımaz (Mahkeme özelliği yoktur).
  • Bu teşkilatlara üye olmanın şartı Müslüman olmaktır.
  • Ahi sözleşmesine “Fütüvvetname” denilmiştir.
  • Ahilikte esnaflar arası fiyat politikasına Narh sistemi denilmiştir.
  • Ahilik ahlâkının dört önemli prensibi vardır: Güçlü ve üstün durumda iken affetmek; kızgın iken yumuşak davranmak; düşmana iyilik etmek; kendisi muhtaç iken bile başkasına vermektir.
  • Ahi çarşıları genellikle “Arasta” olarak isimlendirilmiştir.
  • Ahilerin temsil ettiği meslek birliklerinin başındaki yetkiliye “Şeyh” denilmiştir.
  • Her meslek grubu kendi mesleklerinin bir “Pir’i” olduğuna inanmışlardır.
  • Günümüzdeki mesleki eğitimler o dönemde ustaçırak eğitimi ile verilerek mesleki okul rolünü de üstlenmişerdir.
  • Tekke ve Zaviye adlı teşkilatlarında ise dini eğitim vermişlerdir.

“Pabucunu dama atmak”deyimi Ahilik ruhundan gelen ve tüketici haklarıyla ilgili ticari bir özelliktir.

Ahilik Düsturlarını kısaca sıralayacak olursak;

- Elini açık tut- Sofranı açık tut,- Kapını açık tut,- Gözünü bağlı tut,- Dilini bağlı tut,- Belini bağlı tut,

 Usta-Çırak ilişkisine dair bir “kıssadan hisse” ile sizleri baş başa bırakıyorum. Hoşça kalın.

Püf Noktası

Ahi Evran zamanında bir çırak ustasından icazet aldıktan sonra ayrılıp kendi dükkânını açabilirdi. O dönemde Orta Anadolu’da bir camcı ustasının çırağı artık zamanının geldiğini düşünerek ustasından icazet ister ancak ustası “daha olmadın” diyerek el vermez.

Çırak daha fazla bekleyemez ve gidip başka bir şehirde kendi dükkânını açar. Elbette dikiş tutturamaz… Yaptığı bütün camlar, biblolar bir süre sonra çatlar. Böyle olunca bir yıl sonra iflas eden çırak, ustasına yalvar yakar geri döner.

Ustası onu affedip tekrar yanına alır. Sonra bir gün gerekli zamanın geçtiğini düşünen usta, çırağını çağırır ve artık ona “el vereceğinin” müjdesini verir. Ama ayrılmadan önce çırağın yapması gereken bir şey daha vardır.

Ustası, onu daha önce giremediği karanlık odaya götürür. Burada yeni bitmiş, sıcak işler bir kenarda durmaktadır Tavanda da toplu iğne deliği kadar bir yerden güneş ışığı gelmektedir. Usta, kenarda duran sıcak parçalardan birini alır, ışığa tutar ve bakar ki camın bir yerinde küçücük bir hava kabarcığı vardır. Buna üfler ve kabarcık kaybolur. Çırak anlar ki daha önce yaptığı işler bu püf noktası yüzünden çatlamaktadır. Bunu da öğrendikten sonra ustasıyla helalleşir ve yoluna devam eder…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık