• 21 Eylül 2017, Perşembe 7:19
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

YAVUZ SULTAN SELİM VE SEFERLERİ (4)

Yavuz Şam’dan sonra Mısır fethini tamamlamak üzere ordusuyla bir­likte yola çıkmış, niyeti Sina çölünü geçmektir. Hiç yağmur yağmayan, çok sıcak olan, kumları un gibi saatlerin içine girecek kadar ince olan ve geçit verme­yen, zehirli akrep ve yılanların kol gezdiği bu çölü([1]), ordu ile kimse geçeme­miştir. Çöl geçilmiş,  hatta Sultan birçok yerde atına binmemiştir. Vezirler ısrar edince: “Nasıl binerim. Önde Resûlullah yaya olarak bize yol gösteriyor, ben nasıl binerim” der. Ordu sıkışınca dua edilir yağmur ya­ğar.([2])

Yavuz adı üstünde azimli, dirayetli, imkânsızı mümkün kılabilecek maddi ve manevi güce sahip olduğu rivayet edilen farklı biri. Onun manevi sahada da at koşturduğuna hatta bu seferlere Resûllah’ın daveti ile çıktığına dair birçokrivayetler vardır.([3]) O’na ait olan şu söz de buna delildir:

Padişah-ı âlem olmak, bir kuru kavga imiş

Bir veliye bende olmak, cümleden evlâ imiş

Mısır Sultanı Tomanbay ise Osmanlı ordusunun Sina çölünden gele­bile­ceğini hiç ihtimal vermediği için, bütün hazırlıklarını denizden gelirler diye yapar ve sabit toplarını denize karşı yönlendirir. Onlar toplarının yö­nünü de­ğiştirmeden, kara savaşına hazırlık yapamadan, Osmanlı arkalarına iniverir.

Mısır –İsrail savaşında da İsrail aynı metodu deneyerek hiç beklenme­yen ve tahmin edilmeyen çölden, Mısır ordusunun arkasına inmiştir. Bunu nasıl başardığı sorulunca; “Yavuzun metoduyla başardık. O da hiç tahmin edilme­yen bir şey yapmıştı. Müslümanlar tarih okumadıkları için bunu bilmez­ler...”([4]) demişler. 

Yavuz yeni Mısır Sultanı Tomanbay’a elçi gönderip "…Benim toprağa ihtiyacım yok. Benim maksadım İslâm birliğini sağlamaktır. Gel birliği kabul et bizim adımıza hutbe okut tahtında otur, kardeş kanı akmasın.”   der ama kabul edilmez.([5]) Neticede Mısır Osmanlı toprağına katılır.

Ecdadın azim ve iradesini takdir hususunda şu da söylenebilir. Yavuz­dan sonra Sina çölünü ordusu ile ancak 1914 yılında İngiliz general Allenby mo­torlu vasıtalarla 11 günde geçebilmiştir. Yavuz ise ondan 396 sene önce 13 günde geçmiş idi.([6])   

Cezayir’i fethedip, müstakil bir sultan gibi hüküm süren Barbaros Hay­rettin Paşa’da, Yavuzun İttihad-ı İslâm felsefesine büyük bir katkıda bu­lunarak, Osmanlıya bağlılığını bildirmiş ve Dünyanın en kudretli devle­tinin bir paşası olarak yaşamayı şeref telâkki etmiş, böylece Osmanlı de­nizde de dünyanın en büyük gücü haline gelmiştir.

Yavuz 8 ay kadar Mısırda kalmış, zamanın uzaması asker arasında te­dir­ginlik çıkarınca Şeyhülislâm İbni Kemal: “Sultanın. Asker sılayı özlemiş, şi­irler yazmaya başlamışlar” diyerek şu mısraları okumuş, ondan sonra dönüş başlamıştır. 

Nemiz kaldı bizim mülk-i Arab’da                                                                                                                                 Nice biz dururuz Şam u Haleb’de                                                                                                                               Cihan halkı kamu ıyş u tarab’da                                                                                                                                     Gel ahi gidelim Rum illerine

Yavuz devlet işlerinde sert ve acımasız bir tavır sergilerken, özel ha­ya­tında tek çeşit yemek yiyen, ağaçtan yemek takımları kullanan, yerli kumaş giyen, gece yarılarına, gözleri kızarıncaya kadar kitap okuyup, ilimle iştigal eden, biraz fazlaca süslenen oğlu Kanuni’ye “Anana bir şey bırakmamışsın” diyecek kadar sadeliği seven, İlim, sanat ve edebiyat erba­bını sevip koruyan,  Selîmî mahlasıyla Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler yazıp divanı olan Güzide bir Padişahtır.([7])  

Dipnotlar:

1-Yılmaz Öztuna, “Türkiye Tarihi”, Ötüken Yayınevi, 1979, c. 3, s. 236. 

2-Yılmaz Öztuna, “Türkiye Tarihi”, Ötüken Yayınevi, 1979,  c. 3, s. 236.

3-Celal Yıldı­rım. “İslami Türk Tarihinin Altın Sayfaleri”. s.395.

4-İlhan Bardakçı, “Tarihten Bugüne”, Hülbe Yay.  İst. 1983, s. 284.

5- İbrahim Refik, “Efsane Soluklar”, İzmir 1991. s. 47.

6-Yılmaz Öztuna, “Türkiye Tarihi”, Ötüken Yayınevi, 1979,  c. 3, s. 237.

7-Fernand Grenard, “Asya'nın Yükselişi ve Düşüşü”, M.E.B. Yay.1000 Temel Eser, terceme Orhan Yüksel, İst. 1970  s. 5.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık